Piano Piano Bacaksız

(1991)

Piano Piano Kid

Film 1 Saat 21 Dk. Komedi, Dram Türkiye 25 Ekim 1991

7.6

138 OY
PUAN VER
5

Imdb: 7.7 (2.425 OY)

KONUSU
Küçük Kemal, 1940’ların İstanbul’unda eski bir konakta fakir, aç ama sevgiyle yaşayan mutlu insanları anımsayabildiğince anlatır. Konağın bahçesindeki kuyuya düşen ışık, onların yaşamını bir sihir gibi değiştirebilecek midir? İmece, dayanışma, saygı ve sevgi... Artık kaybolmaya yüz tutmuş bu kavraml ... Devamı
Küçük Kemal, 1940’ların İstanbul’unda eski bir konakta fakir, aç ama sevgiyle yaşayan mutlu insanları anımsayabildiğince anlatır. Konağın bahçesindeki kuyuya düşen ışık, onların yaşamını bir sihir gibi değiştirebilecek midir? İmece, dayanışma, saygı ve sevgi... Artık kaybolmaya yüz tutmuş bu kavramları anımsayanlar, "sadece sevgiden oluşan bir dünya içinde yaşamak ne büyük mutluluktu" diyebilecekler midir? Piano Piano Bacaksız , 1991 yılında İstanbul Film Festivali En İyi Yönetmen ödülüne layık görülmüştü.

YORUM YAZ

SPOILER

POPÜLER YORUMLAR

YENİ YORUMLAR

Tüm Yorumlar

@ksantippe

6 yıl önce

Bu filmi 20 li yaşlar veya öncesinde izlediyseniz 40 yaşınızda bir kere daha izleyeceksiniz.. 60 yaşımda izleyip buraya bir de 80 yaşında izleyeceğimi yazacağım ...

@thematrixhasyou

1 yıl önce

güzel bir yorum. 40 yaştan selamlar. :)

@tiamath

7 yıl önce

5 / 10

Ne yazık ki çok başarılı olabilecekken, üzerinde yeterince durulmadığından tam olmamış bir film. Yer yer (özellikle çocuk oyuncuda) oyunculuklar sırıtıyor. Bağrışmalı sahnelerde seslendirme ile ağız hareketleri tutmuyor, iki dünya savaşı havasını vermek için siren sesi/ışık kapatma eylemi yetersiz. Ayrıca gururlu hırsızların felsefesi ne derece doğru oda ayrı tartışılır. Kitaptaki bir çok kısım çok hızlı geçilerek film haline getirilmeye çalışılmış.

Hayali italya’ya gitmek olan zeki bir adamın sahte antika para yapıp satmaya çalıştığı süreçte, oturduğu konaktaki insanların neler yaptığını izliyoruz. Film ismini de buradan alıyor. italya hayranı olan adamın çocuğa piano piano (yavaş yavaş) bacaksız diye seslenmesinden Ayrıca filmdeki baskın jazz müziğe anlam veremedim. Özellikle filmin başındaki 5 dakika içerisindeki müzikten, çocuğun birile
... Devamı
Ne yazık ki çok başarılı olabilecekken, üzerinde yeterince durulmadığından tam olmamış bir film. Yer yer (özellikle çocuk oyuncuda) oyunculuklar sırıtıyor. Bağrışmalı sahnelerde seslendirme ile ağız hareketleri tutmuyor, iki dünya savaşı havasını vermek için siren sesi/ışık kapatma eylemi yetersiz. Ayrıca gururlu hırsızların felsefesi ne derece doğru oda ayrı tartışılır. Kitaptaki bir çok kısım çok hızlı geçilerek film haline getirilmeye çalışılmış.

Hayali italya’ya gitmek olan zeki bir adamın sahte antika para yapıp satmaya çalıştığı süreçte, oturduğu konaktaki insanların neler yaptığını izliyoruz. Film ismini de buradan alıyor. italya hayranı olan adamın çocuğa piano piano (yavaş yavaş) bacaksız diye seslenmesinden Ayrıca filmdeki baskın jazz müziğe anlam veremedim. Özellikle filmin başındaki 5 dakika içerisindeki müzikten, çocuğun birilerini yatakta yakalayacağını düşünmemek imkansız. Böyle bir filmde böyle bir jazz ne alaka?

@pisuvar

10 yıl önce

kitabı okuyun canolar

@surgeon

12 yıl önce

5.7 / 10

Oyunculuklar vasat, karakterler havada. Yönetmen ortaya koymak istediği ortamı, yoksulluk durumunu bir türlü verememiş. Ben buram buram set havası aldım. Üzerinde fazla çalışılmamış, biraz eğreti duruyor. Bikaç cümle dışında söylenenlerin hepsi ortalık cümlesi. Rutkay Aziz'in yaşadıklarını anlattığı sahne harici pek kayda değer olay bile yok filmde. Başroldeki çocuk çok amatör. Tadı tuzu olmayan, istediğini yansıtamamış, havada kalan overrated bir film.

@lowen

12 yıl önce

6.6 / 10

Türk sineması aşığı bir adam olarak ben bu filmi niye beğenemedim, hala şaşkınım. Oysa beğenmeyi çok istiyordum. Belki de bu şartlanma olumsuz sonuçlandırdı, bilemedim şimdi.

Bana biraz abartı geldi sanırım, bir olmamışlık var bu filmde ama adını koyamıyorum. Belki de bunun sebebi rutkay aziz’in beni hayal kırıklığına uğratan performansı bile olabilir. Kötü bir film değil, sadece benim beklentilerimin altında kaldı. Neyse en azından yıllardır merak ettiğim ’piano piano bacaksız’ ne alaka sorusunun cevabını öğrenmiş oldum.

@cemal_erdem

12 yıl önce

8.5 / 10

Piano Piano Bacaksız, şu ölmeden önce izlemeniz gereken yüz film, bin film gibi listelerde olması gereken ve insanın ömrü boyunca birkaç defa karşısına çıkmasının harika olacağı, umuttan uzaklaşmaya başladığımız, hayat şartlarından bunaldığımız her an bize sarılacak güvenilir bir dost. Tunç Başaran'ın düzgün hikaye anlatımıyla çok karakterli anlatım zorluklarının üstesinden gelebildiği, birlikte yaşamak, sevgi ve fedakarlık gibi temaların öne çıktığı bir uyarlama. Filmin uyarlandığı Evimizin İnsanları'nı da bulup okumak gerek.

@vegidemiyorum

14 yıl önce

Yahu adamlar yapmış, hep derim sinema sanatında zaten çok iyiyiz diye şimdi daha da emin oldum. YönetmenTunç Başaran, çoğumuz tanırUçurtmayı Vurmasınlar?dan Tunç Başaran?ı. Uçurtmayı Vurmasınlar?ın izleyenler için yerinin nasıl ayrı olduğunu, ne zaman karşısına çıksa saniyesinde içini bir hüzün kapladığını biliyorum. Bu o kadar dram dolu bi film olmasada yinede hepimizin hikayesi, yönetmen bizleri bize anlatmış müthiş bi şekilde. Filmin konusu tam olarak şöyle; bir adamın yarım asır öncesi hayatını, çocukluğunu izliyoruz. İkinci dünya savaşı sırasında Türk halkının cumhuriyete rağmen sefaletini, ama yinede mutluluklarını izliyoruz. Hani Çemberimde Gül Oya?da bi konaktan aileler yaşardı ya beraber, aynı öyle bi konakta yaşayan yoksul ailelerin hayatları. Öyle yoksullar ki baş kahramanımızın ayakkabıları yok ve bütün umutları sahteden antika para yapıp onları satmaya çalışan ve en büyük hedefi İtalya?ya gitmek olan bir adam. Uçurtmayı Vur
... Devamı
Yahu adamlar yapmış, hep derim sinema sanatında zaten çok iyiyiz diye şimdi daha da emin oldum. YönetmenTunç Başaran, çoğumuz tanırUçurtmayı Vurmasınlar?dan Tunç Başaran?ı. Uçurtmayı Vurmasınlar?ın izleyenler için yerinin nasıl ayrı olduğunu, ne zaman karşısına çıksa saniyesinde içini bir hüzün kapladığını biliyorum. Bu o kadar dram dolu bi film olmasada yinede hepimizin hikayesi, yönetmen bizleri bize anlatmış müthiş bi şekilde. Filmin konusu tam olarak şöyle; bir adamın yarım asır öncesi hayatını, çocukluğunu izliyoruz. İkinci dünya savaşı sırasında Türk halkının cumhuriyete rağmen sefaletini, ama yinede mutluluklarını izliyoruz. Hani Çemberimde Gül Oya?da bi konaktan aileler yaşardı ya beraber, aynı öyle bi konakta yaşayan yoksul ailelerin hayatları. Öyle yoksullar ki baş kahramanımızın ayakkabıları yok ve bütün umutları sahteden antika para yapıp onları satmaya çalışan ve en büyük hedefi İtalya?ya gitmek olan bir adam. Uçurtmayı Vurmasınlar 89 yapımı, Piano Piano Bacaksız ise 90 yapımı. Cidden arkadaşlar böyle ardarda güzel filmler çekmek her baba yiğidin harcı değil. Hele Türkiye gibi bi yerde kimsenin haddine bile değil, sen kimsin ki böyle filmler çekersin dimi ama? Her türlü engel var, şimdiki zamanlar gibi değil ki darbe filmi yapıp bak ben sosyal konulu film çektim devlete rağmen deyip adına caka yapasın. Ve düşünün ona rağmen müzikler harika ya enfes! Adam 90 yılında çok fazla olmasada politik film çekmiş ve arkada caz çalıyor. Bu yönetmenin işini iyi bilmesinden gelir işte. Ayrıca filmi anlatan ses yakın zamanda vefat edenMüşfik Kenter?in sesi, düşünün daha ne kadar güzel olabilir ki film.En güzel sahnelerden biriRutkay Aziz?in ev ahalisine, kuyumucuyla olan diyalogunu anlattığı bölümdü, adam çok güzel oynamış ya! Hele kendi yaptığına bakmaksızın kuyumcuya ukala bir tavırla sürekli sahtekar demesi de ayrı güzeldi. Son sahnede ise zaten ayrı bi hayran kalıyorsunuz, piano piano bacaksızın o şapka çıkarışını unutmam bi daha. İyi seyirler.

Not:Filmi bulamayanlar için ayaklarına getirdim amk,buyrunuz burdan izleyebilirsiniz.

http://politikfilm.net/filmler/yerli-filmler/397-piano-piano-bacaksiz-1991-filmi-izle.html

Birde kitabından filmde de olan bir bölüm;

"? bir gün sordum: ?senai, nedir bu halin?? diye. ?ben bir işe yaramam. sen istiyorsun diye üzüm satmaya çalışıyorum. sen reji?de çalışıyorsun. ben de bir iş yapmış olmak istiyorum. doğrusunu istersen o köşede, yağmurda çamurda üzüm satmak için beklemiyorum ki, yemin ederim feriha, akşamları senin reji?den dönüşünü görmek için bekliyorum. bu umut olmasa o üzüm sepetinin başında bir dakika bile bekleyemem. sen bilmezsin, eskiden dükkanımıza geldiğin sıralarda babamı nasıl da mutlu etmiştin farkında olmadan. alışveriş için dükkana gelmediğin günler de olurdu. bense hasta olduğum günlerde bile olsa seni görmek, borcum ne kadar, diyen sesini duymak isterdim. oysa babam, beni kurtarmak, bir işe bağlamak için açtığı dükkana gidip gelişimi işime bağlılığımdan sanır, mutlu olurdu.? dedi. ben de gülerek, ?ama senai, biz artık evliyiz seninle?? dedim. onun bana verdiği karşılık şu oldu: ?feriha, o üzüm sepetinin başında beklemenin yaşatan bir anlamı olması gerekir." sustum. ne de olsa kocam berlin?de felsefe okumuş?"

Bilmiyorum ki sevgilinin kıymeti; ?feriha, o üzüm sepetinin başında beklemenin yaşatan bir anlamı olması gerekir." cümlesi kadar güzel bir şekilde anlatılabilir mi?
S

@shutterbugiconi

14 yıl önce

Körpecik bir fidanı aşılayayım derken kurutabilecekleri bir çağda

"Körpecik bir fidanı aşılayayım derken kurutabilecekleri bir çağda, son derece yalın bir yaşam sürmüş olmama borçluyum çocukluğumun yarım yüzyıldır tüketemediğim, bana şiir gibi gelen güzelliğini"

"Bak Kemal, ne kadar güzel bütün gün Beyoğlu'ndan çamaşır topladı, lokantalardan ekmek artıkları, fırından köz getirdi, çamaşırları yıkadı, karnını doyurdu, şimdi şarkı söyleyip mutlu olabiliyor. Şarkı söyleyebiliyor, düşün bir kere; üstelik sesi de güzel değil"

1940'ların İstanbul'unda Kemal Demirel'in çocukluğunun 6-11 yaş arası dönemini anlattığı Piano Piano Bacaksız'ı yukarıda Senai abisinin Kemal'e mahallenin çamaşırcısı Ulviye Teyze hakkında söyledikleri özetler gibidir aslında.

Büyük büyük binaların çok katlarında uygarlığın her türlü nimetinden faydalanan ama mutlu olmayı beceremeyen bugünün insanları, Kemal'e çocukluğunda, K
... Devamı
Körpecik bir fidanı aşılayayım derken kurutabilecekleri bir çağda

"Körpecik bir fidanı aşılayayım derken kurutabilecekleri bir çağda, son derece yalın bir yaşam sürmüş olmama borçluyum çocukluğumun yarım yüzyıldır tüketemediğim, bana şiir gibi gelen güzelliğini"

"Bak Kemal, ne kadar güzel bütün gün Beyoğlu'ndan çamaşır topladı, lokantalardan ekmek artıkları, fırından köz getirdi, çamaşırları yıkadı, karnını doyurdu, şimdi şarkı söyleyip mutlu olabiliyor. Şarkı söyleyebiliyor, düşün bir kere; üstelik sesi de güzel değil"

1940'ların İstanbul'unda Kemal Demirel'in çocukluğunun 6-11 yaş arası dönemini anlattığı Piano Piano Bacaksız'ı yukarıda Senai abisinin Kemal'e mahallenin çamaşırcısı Ulviye Teyze hakkında söyledikleri özetler gibidir aslında.

Büyük büyük binaların çok katlarında uygarlığın her türlü nimetinden faydalanan ama mutlu olmayı beceremeyen bugünün insanları, Kemal'e çocukluğunda, Kasımpaşa'da her odası ayrı bir aileye kiralık verilen on odalı bir evde yaşayan yoksul, ilkel, eğitimsiz insanların her koşulda mutlu olmayı becerebilmesini, açlığını adam gibi yaşayıp hep barıştan ve umuttan yana olmalarını anımsatır....

Kemal'in bütün derdi o insanları bütün samimiyetiyle bugünün insanına anlatmak ancak 5-10 yaşlarında tanıdığınız insanlar sizde ne kadar kalıcı izler bırakırsa bıraksın, yarım asır sonra onları yeniden anımsayıp başkalarına anlatmak kolay olmasa gerek ki zaten Demirel'in kitabında kendisinde iz bırakan insanlardan bahsederken pek de derli toplu olduğu söylenemez. Anlattıklarından hangisinin hangi yaş dilimine ait olduğu pek açık olmadığı gibi anlattıklarına haksızlık yapmama kaygısı taşıdığı pek aşikar. Bun anlamda Tunç Başaran uyarlamasının kitaba kıyasla daha derli toplu durduğunu söylemek mümkün. Bütün olarak filmin senaryosunda yazarın kendisinin de yer almasıyla filmin kitaba oldukça sadık kaldığını da söylemek gene olası.

Kitap Kemallerin evinin insanlarından peyderpey bahsederken filmde, beyazperdede yine Kemal'in gözünden evin insanlarıyla bir bütün olarak karşılaşıyoruz. Kemal için evin belki de en önemli iki insanı Senai Efendi ve Kerim Dayıdır. Senai (Taner Barlas) Berlin'de felsefe eğitimi almış okumadığı için değil tutkularının esiri olduğu için eğitimini tamamlayamadan yurda dönmüş ve bu yoksul hayata mahkum olmuştur. (Kendisine göre hava hoş aslında, kendisi bundan hiç de şikayetçi değil) Hayatta esrardan başka tek tutkusu her daim beraber olmak istediği Ferihası... Sırtında taşıdığı terekli küfesini bile çavuş üzümü satmak uğruna değil akşam Feriha'sının işten dönüşünü görmek umuduyla yaşayan bir adam...

Kerim Dayı (Rutkay Aziz) ise türlü alavere dalaverelerle evdeki insanların ihtiyaçlarına Hızır gibi yetişen bir usta kalpazan. En büyük hayali yeterince para biriktirip İtalya'ya gitmek... Sadece Senai Efendi ve Kerim Dayı için değil, sipariş üzerine hırsızlık yapan Bedriye Teyze, haftanın birkaç günü kendini iyi hissettiğinde dilenciliğe çıkan yetmiş yaşının üzerinden olan Hatice Nine, el parmakları arasında kazayağı gibi deri parçaları olan karısıyla İhsan Bey, ıskatçı, anadan doğma sakat Topal Necmi, usta ve yürekli hırsız Mustafa Amca ve Arabacı Tevfik dahi daha birçok kişi için söyleyeceği çok şey var Kemal'in. Film de bu karakterlerin birçoğuna yer verilmiş. Hepsini de usta oyuncular oynuyor ve oyunculuk son derece ikna edici...Tıpkı kitapta olduğu gibi filmde de bu insanlara son derece iyimser yaklaşılmış hatta Kemal kitapta babası Kumarcı Hasan'ın yeri geldiğinde zaman zaman annesini dövdüğünü söylemesine rağmen filme kuştüyü yatağı bıçaklama sahnesinden başka bir şey konulmamış. Kemal Demirel, onca ilkelliğin ve yoksulluğun yaşandığı bu dünyada bile, kişisel çekişmelerin olduğunu söylerken kendileri hırsız olanların başkalarına "ben namuslu hırsızım, çalarım ama sen katırı yüküyle çalarsın, yaramazsın" diye bağırmasından, üç sevgiliyi idare eden bir kadının, komşunun kızını 'namussuz' ilan etmesinden dem vururken mahallenin Sıdıka Teyzesi'nin tavuğunu mayın döşercesine titizlikle tek tek d.zdikleri mısırlarla pusuya yatırmalarını ise çoğumuza düşsel gelebilecek bir dayanışma ile adeta bir "Robin Hood" edasıyla çaldıklarını söylemekten imtina etmiyor. Her ne kadar bir çocuğun gözünden de olsa, o insanlar o çocuğun gözünden ne kadar temiz, onların dayanışması ne kadar da kadim ve uzak görünse de bugün, onların bu yaşamı tamamıyla "açlığı adam gibi yaşama" diye tanımlamasını biraz ironik bulduğumu söylemeliyim. Kendilerini sahip oldukları yaşama mahkum değil hakim gören mutlu ve umarsız insanların umutla, sevecenlikle anlatılması ve sonra da o şekilde dramatize edilmeden duygu sömürüsü yapılmadan beyaz perdeye aktarılmasını manidar ve başarılı bulsam da "uzayla aramız küçüldükçe insanla insan arasındaki boşluk büyüyor" diyerek hayıflanmam ve işte bir zamanlar böyleymiş demem mümkün değil. Çünkü o insanlar Demirel'in evinin insanlarıydı ve o devrin adamlarıydı ve kabul etsek de etmesek de, sevsek de sevmesek de Demirel o insanları çocuk gözleri, tüm masumiyeti, barışı ve umudu içinde nasıl gördüyse öyle anımsadı...

Naçizane önerim Tunç Başaran uyarlamasından önce mutlaka kitabı bir kez okumanız...

@oguzhanovich

14 yıl önce

yazıyı okuduktan sonra filmi izlemeye karar verdim

@poormf

15 yıl önce

8.8 / 10

İmece, dayanışma, saygı ve sevgi... Artık kaybolmaya yüz tutmuş bu kavramları anımsayanlar, "Sadece sevgiden oluşan bir dünya içinde yaşamak ne büyük mutluluktu." diyebilecekler midir?" Film özetinde yazılan bu cümleye katılabilecek çok şey yok. Sevginin, paylaşımın ve umudun filmi... 9/10
SPOILER

Piano Piano Bacaksız filmine Benzer Film ekliyorsun.

Arama Sonuçları

Piano Piano Bacaksız filmini Kategorize ediyorsun.

Bu filmi aşağıdaki seçenekleri işaretleyerek kategorize edebilirsin.

Arama Sonuçları

Piano Piano Bacaksız filmine Konu ekliyorsun.

Arama Sonuçları

FİLM İLE İLGİLİ İSTATİSTİKLER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
Aktivasyon Mailim Gelmedi!
ŞİFREMİ UNUTTUM
AKTİVASYON MAİLİ GÖNDER
ÜYE OL