Viyana’da yaşayan Erika Kohut, disiplinli bir piyano öğretmeni. Annesiyle birlikte yaşıyor, hayatı ritim ve bastırma üzerine kurulu. Dışarıdan bakınca kültürlü, kontrollü, “yüksek sanat” insanı. İçerideyse bastırılmış cinsellik, kendine yönelen şiddet ve utanç döngüleri kaynıyor. Bu sebeple de öğrencisi Walter ile kurduğu ilişki, romantik bir ilişkiden ziyade iki farklı arzu anlayışının çarpışması gibi oluyor.
Buradaki rol Isabelle Huppert'e Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldırmış. Gerçekten de soğuk ve disiplini düstur haline getirmiş bir kadın için yaşanan olaylarda gösterdiği mimikler harikaydı. Haneke'nin tarzının filmin heryerinde görüyoruz. Uzun plan çekimler, müzikle dramatikleştirme yok, olabildiğin yalın-sert gerçekçi sahneler var karşımızda. Ayrıca, erotik sahnelere kaymalar olmasına rağmen hiçbir sahne erotize edilmemiş durumda. Bu noktadan dolayı da film daha çok rahatsız ediciler kategorisine kayıyor.
Filmi dah... Devamı
Viyana’da yaşayan Erika Kohut, disiplinli bir piyano öğretmeni. Annesiyle birlikte yaşıyor, hayatı ritim ve bastırma üzerine kurulu. Dışarıdan bakınca kültürlü, kontrollü, “yüksek sanat” insanı. İçerideyse bastırılmış cinsellik, kendine yönelen şiddet ve utanç döngüleri kaynıyor. Bu sebeple de öğrencisi Walter ile kurduğu ilişki, romantik bir ilişkiden ziyade iki farklı arzu anlayışının çarpışması gibi oluyor.
Buradaki rol Isabelle Huppert'e Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldırmış. Gerçekten de soğuk ve disiplini düstur haline getirmiş bir kadın için yaşanan olaylarda gösterdiği mimikler harikaydı. Haneke'nin tarzının filmin heryerinde görüyoruz. Uzun plan çekimler, müzikle dramatikleştirme yok, olabildiğin yalın-sert gerçekçi sahneler var karşımızda. Ayrıca, erotik sahnelere kaymalar olmasına rağmen hiçbir sahne erotize edilmemiş durumda. Bu noktadan dolayı da film daha çok rahatsız ediciler kategorisine kayıyor.
Filmi daha iyi anlayabilmek adına bazı noktalara ışık tutmak gerek. Hayatının neredeyse her noktası bu kadar kontrol altında olan bir kimse (annesinin tutumu, yaptığı işten gelen yani piyano eğitmenliğinden gelen disiplin ve vücudunun üzerinde kontrol sahibi olma durumu ve tüm bunlara bulunduğu konumlar gereği şekillenmiş olan soğuk karakter ve ahlak anlayışı) arkadaş da edinemediğinde geçen yıllar sonucunda cinsel dürtüleriyle ilgili farklı bir şekillenmeye uğrar. Kohut'un kendi vajinasını jiletlemesi, kendisini sevdiğini söyleyen kişiden bağlanıp tokatlanmayı bir odada kilitli bırakılmayı istemesi gibi unsurlar bunca zaman içe bastırılmış duyguların farklı bir şekilde dışa vurumudur. Arzu kontrolüm altında olmalı, birşey hissedeyim ama bu tamamen kontrolümde olmalı. Bu da ancak acıyla karşılık bulabiliyor. Tüm bunlar doğrultusunda Kohut'un aradığı şey bir cinsel deneyim yaşamaktan ziyade kendini cezalandırma, kontrol sahibi olma ve utançla baş etme şeklindedir. Burada kontrole olan takıntı Erika'nın yazdığı mektuptaki tüm detaylara kadar değinmiş olmasıyla daha iyi ekrana yansıtılmış.
Son sahne yoruma fazlasıyla açık, bu sebeple şahsi fikrim bıçağı batırdıktan sonra hiç sesinin çıkmamasından ötürü, kalabalığın içinde kanayan fakat farkedilmeyen ruhlara bir göndermeydi.
Kesinlikle izlenmesi gereken bir başka film. Film, bastırılmış hazlar, baba’nın eksikliği ve bunun gibi freudyen konuları sado mazo bir ilişki ekseninde çok iyi bir matematikle neredeyse kusursuz işliyor. Oyuncuların da takdire şayan performanslarıyla film resmen nirvanaya erişiyor. Haneke her zamanki gibi böyle bir ilişkiyi bile kendine has, rahatsız edici bir biçimde işleyerek yönetmenlik becerilerini bir kere daha bizlere sergiliyor.
hakimiyet kurma dürtüsünün id'in isteği doğrultusunda gün yüzüne çıkmasını görüyoruz. genel gözlemim disiplinle kariyer sahibi olan kişiliklerde bu çabanın hep var olduğu ve yüksekten bakmanın da bu kişiliklerde yer edindiği... filmdeki walter ın da kendine yediremediği bu zaten... her seferinde artık bitti dediğimde walter ın geri gelmesi çok da sebepsiz değil düşününce.. gerçek ilişkilerde de böyledir koşullar ve durumlar farklı olsa da... müzik açısından doyurucu bir filmdi. müziğe daha yeni başladım ve filmin bi kaç noktası hariç gerisi boş diyenlerin aksine film bütünüyle şaheserdi.
Haneke'nin başyapıtlarından biri olan Piyano Öğretmeni yönetmenin senaryosu olmaması anlamında önemli ve hikayeleme açısından bir çok Haneke filminden ayrılıyor diyebiliriz: sözlerin yarıda kaldığı cümleler, karartmalar, görüntü kopmaları burada yok, ama müzik kullanımının da yine birçok Haneke filminde olduğu gibi sadece gerçek müzik çalındığı zamanlarda karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Öte yandan Piyano Öğretmeni gibi bir de yönetmenin Aşk filmi bir kapının açılması sahnesiyle başlıyordu yanılmıyorsam.
Piyano Öğretmeni'nin beni en çok etkileyen yönlerinden kesinlikle en önde geleni karakter çalışması oldu diyebilirim. Diğer Haneke filmlerinde böylesi net çizilebilmiş bir karakter var mıydı diye düşününce Cache'deki Georges geliyor aklıma. Bu filmin senaristi ise kitabın yazarı. Bu anlamda karakterimizin böylesine belirgin bir çizgi taşımasını, tabii ki Erika karakterinden söz ediyorum, bir edebiyatçıya borçlu olduğumuzu da söyleyebiliriz.
Haneke'nin başyapıtlarından biri olan Piyano Öğretmeni yönetmenin senaryosu olmaması anlamında önemli ve hikayeleme açısından bir çok Haneke filminden ayrılıyor diyebiliriz: sözlerin yarıda kaldığı cümleler, karartmalar, görüntü kopmaları burada yok, ama müzik kullanımının da yine birçok Haneke filminde olduğu gibi sadece gerçek müzik çalındığı zamanlarda karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Öte yandan Piyano Öğretmeni gibi bir de yönetmenin Aşk filmi bir kapının açılması sahnesiyle başlıyordu yanılmıyorsam.
Piyano Öğretmeni'nin beni en çok etkileyen yönlerinden kesinlikle en önde geleni karakter çalışması oldu diyebilirim. Diğer Haneke filmlerinde böylesi net çizilebilmiş bir karakter var mıydı diye düşününce Cache'deki Georges geliyor aklıma. Bu filmin senaristi ise kitabın yazarı. Bu anlamda karakterimizin böylesine belirgin bir çizgi taşımasını, tabii ki Erika karakterinden söz ediyorum, bir edebiyatçıya borçlu olduğumuzu da söyleyebiliriz.
Haneke filmleri, çocukluğu aileleri, içinde bulundukları toplum ve koşullar tarafından yok edilmiş insanların suça temasını, bu insanların başkalarını ya da kendilerini yok edişini anlatıyor diyebiliriz. Piyano Öğretmeni de annesiyle kurduğu ergen-ebeveyn ilişkisinin kalıplarını kıramamış bir kadının öfkesini kendisine ve başkalarına ödetmesinin, bu kısırdöngüde debelenip durmasının öyküsünü anlatıyor. 18 sene sonra bir kez daha izlerken aklıma Gillian Flynn'in Kesici Şeyler adlı romanı geldi. Orada da baş karakterimiz çocukluk ve ergenlik dönemlerinin ruhuna derin derin jilet kesikleriyle bıraktığı izleri yetişkinliğinde de bu ritüelini kendince sürdürerek yaşatıyordu. Erika'nın ritüelleri bizde rahatsızlık hissi yaratıyorsa bunun Haneke'nin bütün filmlerinde gördüğümüz gibi film süresince karşımıza çıkmayan ama bize sezdirilen ve bize başka başka yerlere ve mümkün olsa kişisel tarihlere dek bakmamızı sağlayacak o sebeplerle ilgisi olsa gerek. Haneke karakterleri perdede, ekranda izlediğimiz hikayelerinin öncesini ve tarihini bize düşündüren karakterler. Ve burada Erika'nın yaşadığı yıkımın yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Yedinci Kıta'nın sonundaki hakikaten tüyler ürperten yıkım sahnelerinden bir farkı yok. Burada sadece gürültü çıkmıyor ve herşey ağır ağır, usul usul yıkılıyor, darmadağın oluyor.
Haneke'yi ve Piyano Öğretmeni'ni herkese öneriyorum. Mutlaka.
"anarşi yönünüz güçlü değil" "schubert çirkin bir adamdı" "benim duygularım yok, mantığın önüne geçemezler" bu üç cümle erika'nın ruh halindeki çelişkileri açıklıyor gibi. bir yandan mantığıyla hareket ederken, duyguları başka bir yere sürüklüyor kendisini. uyumsuz karakteri, yeteneğinin önüne geçemiyor.
Siz Haneke filmi diye öve öve bitiremez, bu yorumu da eksilersiniz ama olsun. Benim için tam bir zaman kaybıydı bu film. Rahatsız edici filmler izlerim ve severim de, Haneke’nin başka filmlerini de izledim. Ama bu filmden hiç hoşlanmadım, çok kötüydü.
@tiamath
6 ay önce
8 / 10
Buradaki rol Isabelle Huppert'e Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldırmış. Gerçekten de soğuk ve disiplini düstur haline getirmiş bir kadın için yaşanan olaylarda gösterdiği mimikler harikaydı. Haneke'nin tarzının filmin heryerinde görüyoruz. Uzun plan çekimler, müzikle dramatikleştirme yok, olabildiğin yalın-sert gerçekçi sahneler var karşımızda. Ayrıca, erotik sahnelere kaymalar olmasına rağmen hiçbir sahne erotize edilmemiş durumda. Bu noktadan dolayı da film daha çok rahatsız ediciler kategorisine kayıyor.
Filmi dah ... Devamı
Buradaki rol Isabelle Huppert'e Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldırmış. Gerçekten de soğuk ve disiplini düstur haline getirmiş bir kadın için yaşanan olaylarda gösterdiği mimikler harikaydı. Haneke'nin tarzının filmin heryerinde görüyoruz. Uzun plan çekimler, müzikle dramatikleştirme yok, olabildiğin yalın-sert gerçekçi sahneler var karşımızda. Ayrıca, erotik sahnelere kaymalar olmasına rağmen hiçbir sahne erotize edilmemiş durumda. Bu noktadan dolayı da film daha çok rahatsız ediciler kategorisine kayıyor.
Filmi daha iyi anlayabilmek adına bazı noktalara ışık tutmak gerek. Hayatının neredeyse her noktası bu kadar kontrol altında olan bir kimse (annesinin tutumu, yaptığı işten gelen yani piyano eğitmenliğinden gelen disiplin ve vücudunun üzerinde kontrol sahibi olma durumu ve tüm bunlara bulunduğu konumlar gereği şekillenmiş olan soğuk karakter ve ahlak anlayışı) arkadaş da edinemediğinde geçen yıllar sonucunda cinsel dürtüleriyle ilgili farklı bir şekillenmeye uğrar. Kohut'un kendi vajinasını jiletlemesi, kendisini sevdiğini söyleyen kişiden bağlanıp tokatlanmayı bir odada kilitli bırakılmayı istemesi gibi unsurlar bunca zaman içe bastırılmış duyguların farklı bir şekilde dışa vurumudur. Arzu kontrolüm altında olmalı, birşey hissedeyim ama bu tamamen kontrolümde olmalı. Bu da ancak acıyla karşılık bulabiliyor. Tüm bunlar doğrultusunda Kohut'un aradığı şey bir cinsel deneyim yaşamaktan ziyade kendini cezalandırma, kontrol sahibi olma ve utançla baş etme şeklindedir. Burada kontrole olan takıntı Erika'nın yazdığı mektuptaki tüm detaylara kadar değinmiş olmasıyla daha iyi ekrana yansıtılmış.
Son sahne yoruma fazlasıyla açık, bu sebeple şahsi fikrim bıçağı batırdıktan sonra hiç sesinin çıkmamasından ötürü, kalabalığın içinde kanayan fakat farkedilmeyen ruhlara bir göndermeydi.
@cerenbusse
3 yıl önce
8.7 / 10
@enes146
5 yıl önce
8.8 / 10
@claviculaa
6 yıl önce
7.1 / 10
@idekm
6 yıl önce
@themnp
7 yıl önce
8.8 / 10
@parfenrogojin
7 yıl önce
Piyano Öğretmeni'nin beni en çok etkileyen yönlerinden kesinlikle en önde geleni karakter çalışması oldu diyebilirim. Diğer Haneke filmlerinde böylesi net çizilebilmiş bir karakter var mıydı diye düşününce Cache'deki Georges geliyor aklıma. Bu filmin senaristi ise kitabın yazarı. Bu anlamda karakterimizin böylesine belirgin bir çizgi taşımasını, tabii ki Erika karakterinden söz ediyorum, bir edebiyatçıya borçlu olduğumuzu da söyleyebiliriz.
Haneke filmleri, çocukluğu aileleri, içi ... Devamı
Piyano Öğretmeni'nin beni en çok etkileyen yönlerinden kesinlikle en önde geleni karakter çalışması oldu diyebilirim. Diğer Haneke filmlerinde böylesi net çizilebilmiş bir karakter var mıydı diye düşününce Cache'deki Georges geliyor aklıma. Bu filmin senaristi ise kitabın yazarı. Bu anlamda karakterimizin böylesine belirgin bir çizgi taşımasını, tabii ki Erika karakterinden söz ediyorum, bir edebiyatçıya borçlu olduğumuzu da söyleyebiliriz.
Haneke filmleri, çocukluğu aileleri, içinde bulundukları toplum ve koşullar tarafından yok edilmiş insanların suça temasını, bu insanların başkalarını ya da kendilerini yok edişini anlatıyor diyebiliriz. Piyano Öğretmeni de annesiyle kurduğu ergen-ebeveyn ilişkisinin kalıplarını kıramamış bir kadının öfkesini kendisine ve başkalarına ödetmesinin, bu kısırdöngüde debelenip durmasının öyküsünü anlatıyor. 18 sene sonra bir kez daha izlerken aklıma Gillian Flynn'in Kesici Şeyler adlı romanı geldi. Orada da baş karakterimiz çocukluk ve ergenlik dönemlerinin ruhuna derin derin jilet kesikleriyle bıraktığı izleri yetişkinliğinde de bu ritüelini kendince sürdürerek yaşatıyordu. Erika'nın ritüelleri bizde rahatsızlık hissi yaratıyorsa bunun Haneke'nin bütün filmlerinde gördüğümüz gibi film süresince karşımıza çıkmayan ama bize sezdirilen ve bize başka başka yerlere ve mümkün olsa kişisel tarihlere dek bakmamızı sağlayacak o sebeplerle ilgisi olsa gerek. Haneke karakterleri perdede, ekranda izlediğimiz hikayelerinin öncesini ve tarihini bize düşündüren karakterler. Ve burada Erika'nın yaşadığı yıkımın yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Yedinci Kıta'nın sonundaki hakikaten tüyler ürperten yıkım sahnelerinden bir farkı yok. Burada sadece gürültü çıkmıyor ve herşey ağır ağır, usul usul yıkılıyor, darmadağın oluyor.
Haneke'yi ve Piyano Öğretmeni'ni herkese öneriyorum. Mutlaka.
@mehmetm
7 yıl önce
"schubert çirkin bir adamdı"
"benim duygularım yok, mantığın önüne geçemezler"
bu üç cümle erika'nın ruh halindeki çelişkileri açıklıyor gibi. bir yandan mantığıyla hareket ederken, duyguları başka bir yere sürüklüyor kendisini. uyumsuz karakteri, yeteneğinin önüne geçemiyor.
@saronsham
8 yıl önce
9.2 / 10
@bird_one
9 yıl önce