Her ne kadar Aşk ve Gurur filmini çok beğenmesem de yönetmenin film rengini ve sanatsal zevkini beğeniyorum lakin... Sırf farklı bir şeyler yapmak için bu kadar zorloayıcı olmaya gerek yok bence. Filmin süresi zaten uzun, bir de sen buna çeşitli tiyatral geçişler ve sone tarzı şiirler koyarsan izleyici ambale olur. Sanat yönü ve bazı geçişleri açısından cidden beğendim filmi. Oyunculuklar da güzeldi, Knightley'i çok sevmem ama daha iyi gördüm performansını bu filmde lakin benim için çok da beğendiğim bir film olmadı.
Bir de şunu sormak isterim ki Vronsky'e ne oldu? Son sahnelerde onun bu durumu nasıl karşıladığını neden görmedik? Abisi üzüldü, Alexei azizliğine devam etti ama esas dünyayı karşısına aldığı kişi ne oldu? Umursamadı mı yoksa yıkıldı mı? Eksik bir son benim için.
Müzikler,kıyafetleri,dansları etkileyiciydi.Ancakyönetmen öyle hızlı geçişlere yer vermiş ki olup bitenleri düşünmemize izin vermiyor..
Öyle ki Anna'nın güçlü aşkı ölümcül bir nefrete dönüştüğü sırada kendini oyuncak bir trenin altına atmasını görünceetkileyemedi bile..Evet kopukluklar yaşamamın en önemli sebebi "hızlı tempo"
Başlarda insanı sinir ediyor,yazılabilecek en umutsuz roman nasıl böyle hareketli anlatılabilir diye ancak kısa sürede filmin atmosferine kapılıp keyif almaya başlıyorsunuz filmden. Yarattığı tiyatro hissi,kitaptaki güçlü tasvirlere sadık kalınışı,oyuncuların rollerinin hakkını vermesiyle yerinde bir film olmuş. Keira biraz kilolu olsa muhteşem bir Anna olurmuş,takdire değer.
...filmin ortalarında nefret ediyorsunuz Anna Karenina'dan; iffetsizliğin adını aşk koymuş edepsizler diyorsunuz, filmin sonuna doğru acımaya başlıyorsunuz; aşık olmuş işte zavallı, gözü ne çocuklarını, ne geleceğini; hiç birini görmüyor diyorsunuz. Her neyse filmin konusu çoğumuzun bildiği muhteşem bir romandan. Fakat yönetmen öyle bir tarz denemiş ki; sinema tekniği açısından devrim niteliğinde. Ayrıca mükemmel müziklerinin yanı sırafilm adeta görsel bir şölen. Hele o at sahnesi...
Arşivleyin;bu fim benceilerdekült filmolacak: 9/10
klasik bir roman ilk kez bu tarzda bir sunumla , tiyatro izliyormuşcasına , karşımızda.devrim niteliğinde bir hareket mi? evet.
sahneler arasındaki hızlı geçişler senaryodaki hızla ve kopuk kopuk gidişle uyumlu mu ? uyumlu.
müzikler , dans sahnesi ,kostümler kusursuz mu ? valla kusursuz.
sözün özü senenin en iyilerinden ama akademiciğimiz görmezlikten geliverdi , canı sağolsun.argo falan var o alsın ödülleri , biz unutmayız Anna Karenina'yı.
Daha önce defalarca çekilmiş, defalarca oynanmış filmler bende beklenti yaratmaz; sadece bir merakla gidip görmek isterim. Bu film için de -filmden önce gidip bir ushanka alarak Rus kafasına girdim- aynı şey oldu. Aaron Tyler'dan, Joe Wright'tan ve hatta Jude Law'dan daha çok merak ettiğim, Keira Knightley'nin performansıydı. Filmde Knightley'i ilk gördüğüm andan itibaren sürekli olarak gözüme takılan şey sol köpek dişiydi. Bir dişe bu kadar takılabileceğimi hiç düşünmezdim.
Bunun dışında özellikle ileriki sahnelerde zaman zaman Anna Karenina'yı değil Sabina Speilrein'ı gördüm ekranda. A Dangerous Method'da gerilmenin, kasılmanın, buhranların dibine vuran Knightley, yine benzer gerginlikler içindeydi.
Filmin sürprizi, bana kalırsa, Domhnall Gleeson'dı. Kostya Levin ve Kitty'nin hikayesini çok ama çok başarılı buldum, Gleeson'ın oyunculuğunu da.
Kısacası film "gideri olan" bir film olarak tanımlanabilir.
- Güzel filmlerin hepsi birbirine benzer; kötü filmlerin kötü olma sebepleri ise kendine özgüdür. - (Çakma aforizma) Anna Karenina'nın yeni bir uyarlamasının çekileceğini öğrenince, bir de üstüne Knightley ve Wright isimlerini duyunca "dönem filmi" manyağı olan ben, kendimden geçmiş ve haklı olarak yüksek bir beklenti içine girmiştim.
Fakat o da ne? Film başladıktan kısa bir süre sonra beni "sinema uyarlamasını mı izliyorum yoksa tiyatro mu?" şeklinde dumurlardan dumurlara uğratmış, gerek sinetiyatro tekniğiyle (evet, şimdi uydurdum) gerekse muhteşem set-kostüm tasarımlarıyla, oyuncu performanslarıyla, dans koreografileriyle ruhsal ve fiziksel olarak başımı döndürmüştür. Gözüm çok geçmeden bu yeni dünyaya alıştıktan sonra yönetmenin yenilikçi, farklı olma ve diğer uyarlamalara karışmama çabası güttüğünü anlamam çok da zor olmadı. Üstelik bu tiyatro sahnesinin seyircinin gözüne sokula sokula gösterilmesi senaryoya da katkı sağlamış, onu tamamlamıştı. (Bkz. ikiyüzlü yüksek sosyete - rol... Devamı
- Güzel filmlerin hepsi birbirine benzer; kötü filmlerin kötü olma sebepleri ise kendine özgüdür. - (Çakma aforizma) Anna Karenina'nın yeni bir uyarlamasının çekileceğini öğrenince, bir de üstüne Knightley ve Wright isimlerini duyunca "dönem filmi" manyağı olan ben, kendimden geçmiş ve haklı olarak yüksek bir beklenti içine girmiştim.
Fakat o da ne? Film başladıktan kısa bir süre sonra beni "sinema uyarlamasını mı izliyorum yoksa tiyatro mu?" şeklinde dumurlardan dumurlara uğratmış, gerek sinetiyatro tekniğiyle (evet, şimdi uydurdum) gerekse muhteşem set-kostüm tasarımlarıyla, oyuncu performanslarıyla, dans koreografileriyle ruhsal ve fiziksel olarak başımı döndürmüştür. Gözüm çok geçmeden bu yeni dünyaya alıştıktan sonra yönetmenin yenilikçi, farklı olma ve diğer uyarlamalara karışmama çabası güttüğünü anlamam çok da zor olmadı. Üstelik bu tiyatro sahnesinin seyircinin gözüne sokula sokula gösterilmesi senaryoya da katkı sağlamış, onu tamamlamıştı. (Bkz. ikiyüzlü yüksek sosyete - rol yapma - tiyatro sahnesi) Teknik her ne kadar yenilikçi, estetik, gözlere şenlik olsa da -benim açımdan- büyük bir kusuru da beraberinde getirmiş; filmin içine yeterince girememe, karakterlerle empati sempati kuramama. Teknik, filme inanılmaz bir canlılık ama bir o kadar da yapaylık getirmiş. Öyle ki; olaylara ah, ah, vah, vah diyorsunuz ama ağlayamıyorsunuz, karakterlerin çaresiz olduğunu biliyorsunuz ama bunu hissedemiyorsunuz. Bir tarafım böyle yeni bir teknik denendiği ve farklı bir yapım izlediği için mutlu ama diğer tarafım Knightley - Wright ikilisi keşke klasik yapıdan vazgeçmeyip içimi burksaydı da bu postmodern (!) tekniği başka birileri kullansaydı diyor.
bugün nihayet muradıma erdim, uzun zamandır tabiri caizse gözlerim yollarda beklediğim filmdi kendisi. neden mi? nedeniyönetmendir efenim başka hiç bi'şey değildir. bundan önce izlediğim filmleriyle gönlümü çoktaan fethetmiştirjoe wrightabimiz.aşk ve gururu kaç kez izledim sayamadım. o şahane filmi yöneten şahsiyet ardından öyle bir film çekmiştir ki (kefaret) tekrar tekrar izlemek istememe rağmen elim gitmez içim elvermez. bir kez izledikten sonra içinizde duyduğunuz dehşet verici acıyı tekrar izleyip tazelemek yürek ister. sinemanın teknik kısmından anlamam ama kamerayı bu kadar kelimelerle tarif etmesi zor bi şekilde kullanan başka biri daha varsa beni uyarın. tek kamerayla kesintisiz çekilmesi imkansız görünen sahneler bir çırpıda gözlerinizin önünden akıverir ve benim gibi cahil cühelalar bile ağzı açık izler. neyse ilan-ı aşk etmeden durayım en iyisi burda.
zeka ve cesaretfilmi nitelemek için en uygun iki kelime bence. film başladığında ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsunuz ... Devamı
bugün nihayet muradıma erdim, uzun zamandır tabiri caizse gözlerim yollarda beklediğim filmdi kendisi. neden mi? nedeniyönetmendir efenim başka hiç bi'şey değildir. bundan önce izlediğim filmleriyle gönlümü çoktaan fethetmiştirjoe wrightabimiz.aşk ve gururu kaç kez izledim sayamadım. o şahane filmi yöneten şahsiyet ardından öyle bir film çekmiştir ki (kefaret) tekrar tekrar izlemek istememe rağmen elim gitmez içim elvermez. bir kez izledikten sonra içinizde duyduğunuz dehşet verici acıyı tekrar izleyip tazelemek yürek ister. sinemanın teknik kısmından anlamam ama kamerayı bu kadar kelimelerle tarif etmesi zor bi şekilde kullanan başka biri daha varsa beni uyarın. tek kamerayla kesintisiz çekilmesi imkansız görünen sahneler bir çırpıda gözlerinizin önünden akıverir ve benim gibi cahil cühelalar bile ağzı açık izler. neyse ilan-ı aşk etmeden durayım en iyisi burda.
zeka ve cesaretfilmi nitelemek için en uygun iki kelime bence. film başladığında ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsunuz o ilk sahnede gördüğünüz tiyatro sahnesi etrafında geçmekte çünkü filmen nerdeyse tamamı. o sahne kah yatak odası kah çalışma odasıkah yarış pisti kah balo salonu... bi an acaba tek mekanda mı çekilmiş diye düşünmeden edemedim. sahneler arası tiyatral geçişler ilk başlarda dikkat dağınıklığına yol açsa da alıştıktan sonra göz okşuyor. bir klasiği bu denli marjinal ve ilginç bir şekilde seyirci önüne çıkarmak cesaret göstergesi değildir de nedir? söz etmeden geçmek ayıp olur, filmin müziklerine imzasını atandario marianelliyine ayakta alkışlanası.
keira knightleysevenlerdenim ve hatta dönem filmlerinde giydiği kıyaftlerden ötürü imrenenlerdenim. sırıtmamış bence kendisi yakışmış rolüne. anna'nın abisi rolünde aşk ve gururun bay darcy'simatthew macfadyen'ı izlemek ise hem eğlenceli hem de ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu anlamak açısında yararlı oldu.aaron taylor-johnsonrolünün hakkını vermiş sonuna kadar. afişi ilk gördüğümdeki hoşnutsuzluğumu bi çırpıda silip süpürdü ama bi' james mcavoy değil.
filmin izlemesi keyifli sahnelerinden biri ikilinin dans sahnesiydi. benzer bir örneğini aşk ve gururda gördüğümüz bu sahne herşeyi açıklamaya yeter bence tek kelimeyle enfes! donuk bekleyen insanların anna ile vronsky yanlarından geçerken dans etmeye başlamarı sonra salonun boşalması verilmek istenen duyguyu şahane yansıtmış, dansın sonundaki şehvet hissedilmeyecek gibi değil. tekrar tekrar izlenesi. ahh ahh.
sanırım burda susmalıyım yoksa uzar gider böyle. e bi' de özet geçeyim. dönem filmlerinden hoşlananlardansanız kaçırmayın. hatta insanları tutun ellerinden zorla sürükleyin. kimse mahrum kalmamalı bu şaheserden.
Eğer kitabı okumadan bu filmi izlerseniz Anna ile Vronski ne ara aşık oldu sonunda ise Anna o psikolojiye ne ara girdi anlamanız pek mümkün değil. Her şey bi çırpıda olup bitiyor gibi. Ayrıca filmde kullanılan teknik nedeniyle zaman zaman müzikal-tiyatro havası oluyor. Bu biraz da filmin havasına girmeyi engelliyor.
Not:Jude Law’ı aldatılan koca rolünde görmek de bir devrin sonu na işaret.:)
@behtul
14 yıl önce
7 / 10
Bir de şunu sormak isterim ki Vronsky'e ne oldu? Son sahnelerde onun bu durumu nasıl karşıladığını neden görmedik? Abisi üzüldü, Alexei azizliğine devam etti ama esas dünyayı karşısına aldığı kişi ne oldu? Umursamadı mı yoksa yıkıldı mı? Eksik bir son benim için.
@onur_turan
14 yıl önce
4 / 10
Tiyatral havasına rağmen sürükleyicilik namına pek bir şey yakalayamadım.
Genel anlamda " ilkokul müsameresinden hallice " olarak tanımlayabilirim.
Joe Wright gibi bir yönetmenden çok daha etkili bir çalışma bekliyordum.
Ayrıca Keira Knightley’in performans bazında üzerine çıkamadığı aynı mimiklerinden ve oyunculuğundan bana biraz gına geldi açıkçası.
4 / 10
@panlabirenti
14 yıl önce
5 / 10
Öyle ki Anna'nın güçlü aşkı ölümcül bir nefrete dönüştüğü sırada kendini oyuncak bir trenin altına atmasını görünceetkileyemedi bile..Evet kopukluklar yaşamamın en önemli sebebi "hızlı tempo"
@ness
14 yıl önce
7.7 / 10
@basribabam
14 yıl önce
9 / 10
Arşivleyin;bu fim benceilerdekült filmolacak: 9/10
@dom_cobb
14 yıl önce
klasik bir roman ilk kez bu tarzda bir sunumla , tiyatro izliyormuşcasına , karşımızda.devrim niteliğinde bir hareket mi? evet.
sahneler arasındaki hızlı geçişler senaryodaki hızla ve kopuk kopuk gidişle uyumlu mu ? uyumlu.
müzikler , dans sahnesi ,kostümler kusursuz mu ? valla kusursuz.
sözün özü senenin en iyilerinden ama akademiciğimiz görmezlikten geliverdi , canı sağolsun.argo falan var o alsın ödülleri , biz unutmayız Anna Karenina'yı.
9/10
@nei_ge
14 yıl önce
1 / 10
Bunun dışında özellikle ileriki sahnelerde zaman zaman Anna Karenina'yı değil Sabina Speilrein'ı gördüm ekranda. A Dangerous Method'da gerilmenin, kasılmanın, buhranların dibine vuran Knightley, yine benzer gerginlikler içindeydi.
Filmin sürprizi, bana kalırsa, Domhnall Gleeson'dı. Kostya Levin ve Kitty'nin hikayesini çok ama çok başarılı buldum, Gleeson'ın oyunculuğunu da.
Kısacası film "gideri olan" bir film olarak tanımlanabilir.
@film_patologu
14 yıl önce
8 / 10
Fakat o da ne? Film başladıktan kısa bir süre sonra beni "sinema uyarlamasını mı izliyorum yoksa tiyatro mu?" şeklinde dumurlardan dumurlara uğratmış, gerek sinetiyatro tekniğiyle (evet, şimdi uydurdum) gerekse muhteşem set-kostüm tasarımlarıyla, oyuncu performanslarıyla, dans koreografileriyle ruhsal ve fiziksel olarak başımı döndürmüştür. Gözüm çok geçmeden bu yeni dünyaya alıştıktan sonra yönetmenin yenilikçi, farklı olma ve diğer uyarlamalara karışmama çabası güttüğünü anlamam çok da zor olmadı. Üstelik bu tiyatro sahnesinin seyircinin gözüne sokula sokula gösterilmesi senaryoya da katkı sağlamış, onu tamamlamıştı. (Bkz. ikiyüzlü yüksek sosyete - rol ... Devamı
Fakat o da ne? Film başladıktan kısa bir süre sonra beni "sinema uyarlamasını mı izliyorum yoksa tiyatro mu?" şeklinde dumurlardan dumurlara uğratmış, gerek sinetiyatro tekniğiyle (evet, şimdi uydurdum) gerekse muhteşem set-kostüm tasarımlarıyla, oyuncu performanslarıyla, dans koreografileriyle ruhsal ve fiziksel olarak başımı döndürmüştür. Gözüm çok geçmeden bu yeni dünyaya alıştıktan sonra yönetmenin yenilikçi, farklı olma ve diğer uyarlamalara karışmama çabası güttüğünü anlamam çok da zor olmadı. Üstelik bu tiyatro sahnesinin seyircinin gözüne sokula sokula gösterilmesi senaryoya da katkı sağlamış, onu tamamlamıştı. (Bkz. ikiyüzlü yüksek sosyete - rol yapma - tiyatro sahnesi) Teknik her ne kadar yenilikçi, estetik, gözlere şenlik olsa da -benim açımdan- büyük bir kusuru da beraberinde getirmiş; filmin içine yeterince girememe, karakterlerle empati sempati kuramama. Teknik, filme inanılmaz bir canlılık ama bir o kadar da yapaylık getirmiş. Öyle ki; olaylara ah, ah, vah, vah diyorsunuz ama ağlayamıyorsunuz, karakterlerin çaresiz olduğunu biliyorsunuz ama bunu hissedemiyorsunuz. Bir tarafım böyle yeni bir teknik denendiği ve farklı bir yapım izlediği için mutlu ama diğer tarafım Knightley - Wright ikilisi keşke klasik yapıdan vazgeçmeyip içimi burksaydı da bu postmodern (!) tekniği başka birileri kullansaydı diyor.
@fkhrm_217
14 yıl önce
8 / 10
zeka ve cesaretfilmi nitelemek için en uygun iki kelime bence. film başladığında ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsunuz ... Devamı
zeka ve cesaretfilmi nitelemek için en uygun iki kelime bence. film başladığında ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsunuz o ilk sahnede gördüğünüz tiyatro sahnesi etrafında geçmekte çünkü filmen nerdeyse tamamı. o sahne kah yatak odası kah çalışma odasıkah yarış pisti kah balo salonu... bi an acaba tek mekanda mı çekilmiş diye düşünmeden edemedim. sahneler arası tiyatral geçişler ilk başlarda dikkat dağınıklığına yol açsa da alıştıktan sonra göz okşuyor. bir klasiği bu denli marjinal ve ilginç bir şekilde seyirci önüne çıkarmak cesaret göstergesi değildir de nedir? söz etmeden geçmek ayıp olur, filmin müziklerine imzasını atandario marianelliyine ayakta alkışlanası.
keira knightleysevenlerdenim ve hatta dönem filmlerinde giydiği kıyaftlerden ötürü imrenenlerdenim. sırıtmamış bence kendisi yakışmış rolüne. anna'nın abisi rolünde aşk ve gururun bay darcy'simatthew macfadyen'ı izlemek ise hem eğlenceli hem de ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu anlamak açısında yararlı oldu.aaron taylor-johnsonrolünün hakkını vermiş sonuna kadar. afişi ilk gördüğümdeki hoşnutsuzluğumu bi çırpıda silip süpürdü ama bi' james mcavoy değil.
filmin izlemesi keyifli sahnelerinden biri ikilinin dans sahnesiydi. benzer bir örneğini aşk ve gururda gördüğümüz bu sahne herşeyi açıklamaya yeter bence tek kelimeyle enfes! donuk bekleyen insanların anna ile vronsky yanlarından geçerken dans etmeye başlamarı sonra salonun boşalması verilmek istenen duyguyu şahane yansıtmış, dansın sonundaki şehvet hissedilmeyecek gibi değil. tekrar tekrar izlenesi. ahh ahh.
sanırım burda susmalıyım yoksa uzar gider böyle. e bi' de özet geçeyim. dönem filmlerinden hoşlananlardansanız kaçırmayın. hatta insanları tutun ellerinden zorla sürükleyin. kimse mahrum kalmamalı bu şaheserden.
@hohawe
14 yıl önce
6.6 / 10
Not:Jude Law’ı aldatılan koca rolünde görmek de bir devrin sonu na işaret.:)