Ermişsin sen be adamım ! İn ruhumuzun dibine ve İYİ ile KÖTÜ yü ayır ! yaptıklarımızı neden yapıyoruz ? ego mu ? başkalarının iyiliği mi ? offf kafam karıştı ! manyak bir adam bu Lynch ! dogville deki temel dürtüler ile aynı sorgulamaları buldum...
Hani böyle boğazınız düğümlenir, yutkunamazsınız , karnınıza sancılar girer , diliniz tutulmuş gibidir ;konuşmak istemezsiniz hiç.
Fil adamı gördükten sonra filmin sonuna kadar bu semptomları gösteriyorsunuz bittikten sonra ise insan kavramınızı yeniden gözden geçiriyorsunuz.
Filmde bir sahne var : Fil adamımız tren istasyonunda kendini kovalayan insanlardan kaçarken lavaboya girer ve orada köşeye sıkışır. .kendini kovalayan insanlar etrafına üşüşür ve üzerine doğru gelmeye başlar ve işte orada fil adam yılların içinde biriktirdiği suskunluğu bir titreşim bombası gibi insanların üzerine bırakır. Yanlış anlamayın bomba kavramından sadece iki cümledir bu aslında:
---"Ben hayvan değilim. Ben sadece bir insanım."
ve işte o zaman anlıyorsunuz ne kadar zalim bir yapıya sahip olduğumuzu.
Bu arada yanlış anlamayın fil adama acıyla bakmıyorum ben, bu kadar yüce bir ruha sahip olan bu adam karşısında kendimize acıyorum
Muhteşem, muhteşe, muhteşem. Bir kere yönetmeni, oyuncuları ayakta alkışlamak gerekir diye düşünüyorum. Filmin konusuna gelince hakikaten bu adam yaşamış diyorsunuz.
Ben hayvan değilim!
diye bağırıyor John ve siz; onun, Dr. Teves'in başhemşirenin, tiyatro oyuncusunun ve John'la karşılaşan herkesin yerine koyuyorsunuz kendinizi. Filmin Dr. Teves'in iç çatışmasını vermesi bakından ayrıca başarılı buldum. Sorgulama anlamında ışık tutmuş. Kısacası izleyin, izlettirin bolca düşünün üzerine.
Anlattığı konu itibariyle gayet ilgi çekici bir film. Çağımızın yabancılaşma sorununa iyi bir örnek olmuş. İlk defa bir filmi izlerken bu derece zorlandım. Sanırım yönetmen insanların habisliklerini konu edinmek istemiş ve de dengelemek için de zarif insanları da kullanmış. Kafka'nın Dönüşüm ünü anımsattı bana. Dönüşüm de Samsa nın böceğe dönüşmesi gibi John'un file dönüşmesi... Böyle bir engel durumu her ne kadar doğal görünüşlü olsa da insanlar tarafından bir engele dönüştüğü açıkça belirtilmiş. Etkileyici bir film. Düşünmeye sevk eden bir olay örgüsü. Bence kesinlikle izlenmeli ve de üzerine konuşulmaya hak ediyor.
bugün tam üç tane önyargılı insanlar, insalık ölmüş temalı, bol ödüllü, büyük ağbilerimizin filmlerinden izledim. gelin görün ki aralarında yaralanmama sebep olan tek film de bu oldu. sadece ben hayvan değilim sahnesi için bile bu film külttür kült kalacaktır.
insanı cevabını veremediği, vermekten korktuğu sorgulamalara iter.
"john merrick'in yerinde olsaydım onun kadar dirençli, istekli ve umutlu olabilir miydim?"
"onu gören, onunla konuşan alelade bir insan olsam ne düşünürdüm onun hakkında?"
öyle etkiledi ki beni john merrick, her konuşmasında gözlerim doldu, hatta çoğunda gözyaşı döktüm. "onca yaşadığı şeye rağmen bir insan nasıl böyle kibar ve centilmen kalabilir lan?" diye sormaktan alamadım kendimi. öyle masum ve iyi niyetli olamaz bir insan. ama ancak dinginleşmeye başlayınca sorabildim kendime neden ağladığımı. ona mı acıyordum? o da bir insan, hem de senden daha insancıl. acıma değildi bu duygu, ama neydi anlayamadım. bazı yerlerde kızdım ona "lan tamam bu kadar masum olma, arkadaşım deme ona buna!" diye, her arkadaşım dediğinde gözüm doluyordu çünkü.
bi yerden sonra öyle sıradan geldi ki bana joseph merrick... onun isteği de buydu zaten, yalnızca sıradan olmak.
sıradan bir in... Devamı
insanı cevabını veremediği, vermekten korktuğu sorgulamalara iter.
"john merrick'in yerinde olsaydım onun kadar dirençli, istekli ve umutlu olabilir miydim?"
"onu gören, onunla konuşan alelade bir insan olsam ne düşünürdüm onun hakkında?"
öyle etkiledi ki beni john merrick, her konuşmasında gözlerim doldu, hatta çoğunda gözyaşı döktüm. "onca yaşadığı şeye rağmen bir insan nasıl böyle kibar ve centilmen kalabilir lan?" diye sormaktan alamadım kendimi. öyle masum ve iyi niyetli olamaz bir insan. ama ancak dinginleşmeye başlayınca sorabildim kendime neden ağladığımı. ona mı acıyordum? o da bir insan, hem de senden daha insancıl. acıma değildi bu duygu, ama neydi anlayamadım. bazı yerlerde kızdım ona "lan tamam bu kadar masum olma, arkadaşım deme ona buna!" diye, her arkadaşım dediğinde gözüm doluyordu çünkü.
bi yerden sonra öyle sıradan geldi ki bana joseph merrick... onun isteği de buydu zaten, yalnızca sıradan olmak.
sıradan bir insan gibi uyurken öldü.
edit: ikinci kez izledim bu gece. bu sonda söylediğim "bir yerden sonra öyle sıradan geldi ki" kısmı hakkında, david lynch'i övmeden geçemeyeceğim. filmin başından beri, john merrick'e karşı öyle iyi hazırlıyor ki seyirciyi. başlarda "nasıl bir şey çıkacak lan acaba?" diye merak ediyorsunuz, yavaş yavaş bu düşünce yerini acıma ve onun için üzülme duygusuna salıyor bizi yönetmen daha john merrick'i tam olarak göstermeden ve tanıtmadan. bunu bilerek yapıyor, herkesin düşeceği hataya bizi de düşürüyor; farklı olanla ya dalga geçeriz, ya da ona üzülürüz. önce bize üzülmemizi aşılıyor, sonra doktoru örnek göstererek kendimize kızmamız gerektiğini gösteriyor. yardım etme isteğinin ve birisine acımanın dozajını artırdığımızda, aslında kendi vicdanımızı rahatlatmaya başladığımızı anlatıyor bizlere(öncelikle karşı tarafı düşünmeden).
ayrıca bir de, filmde john merrick aynada kendisini görünce bağırıyor ve kendisinin farklılığını daha iyi hissediyor. ancak aslına bakarsanız bu kendisini ilk görüşü değil; filmde daha öncelerde bir sahnede odasının camında kendisini görüyor.(bakmıyor gerçi, ama görebilir sonuçta.) ancak bunun teknik bir hata olduğu veya yönetmenin önceki bir sahnede de kendisini görebileceğini gözden kaçırdığı konusunda emin değilim; belki de bilerek yapılmış bir şeydir. çünkü halihazırda, hastahaneden önceki hayatında da kendisine aynadan bakmıştır mutlaka. aklımda orada anlatılmakla istenenler hakkında bir şeyler dönüyor, ancak toparlayamıyorum ve yazıya dökemiyorum, bir sonraki edit'te belki toparlayıp yazarım. :)
siz siz olun, ilk izleyişinizse eğer yalnız izleyin bu filmi. daha rahat empati kurabilmek ve daha rahat ağlayabilmek için.
Bir insan her izlediğinde hıçkıra hıçkıra ağlar mı? Ben ağlarım. O kadar derin, içli, anlamlı ki. Bittiğinde ince bir sızı bırakıyor. Istemeseniz de tekrar izliyorsunuz.
1980 yapımı olmasına rağmen çekim özellikleri sebebiyle daha çok 1940 yapımı gibi durur. Filmin bu özelliği benim çok hoşuma gitmişti çünkü Joseph Merrick 1800'li yıllarda yaşamıştı. Bana göre filmin renkli olması o eski havayı yok ederdi. Filmi izlerken ağlamak ile ağlamamak arasında kararsız kalmıştım açıkçası. Benim tuhafıma giden bir ayrıntı da, normal bir insan gibi uyuyamayan bir insanın odasında, normal uyuyan bir insanın resminin asılı olmasıydı. Bu tıpkı elleri kesilen bir piyanistin odasına piyano çalan bir adamın resmini koymaktan farksızdı bana göre. Tren garında insanların Merrick'in üzerine geldiği sahnedeki o "Ben hayvan değilim, ben insanım!" çığlıklarını hiç unutamam. İnsanoğlunun kendisi gibi olmayana olan acımasız tutumu, kabul etmekteki zorlanışı, nazik tutumlar altındaki aşağılama tutkusu, korku, merak, tiksinti, acıma ve yok etme isteği hepsi birbirine karışmakta ve filmde gözler önüne serilmektedir. İnsan kendi içindeki çi... Devamı
1980 yapımı olmasına rağmen çekim özellikleri sebebiyle daha çok 1940 yapımı gibi durur. Filmin bu özelliği benim çok hoşuma gitmişti çünkü Joseph Merrick 1800'li yıllarda yaşamıştı. Bana göre filmin renkli olması o eski havayı yok ederdi. Filmi izlerken ağlamak ile ağlamamak arasında kararsız kalmıştım açıkçası. Benim tuhafıma giden bir ayrıntı da, normal bir insan gibi uyuyamayan bir insanın odasında, normal uyuyan bir insanın resminin asılı olmasıydı. Bu tıpkı elleri kesilen bir piyanistin odasına piyano çalan bir adamın resmini koymaktan farksızdı bana göre. Tren garında insanların Merrick'in üzerine geldiği sahnedeki o "Ben hayvan değilim, ben insanım!" çığlıklarını hiç unutamam. İnsanoğlunun kendisi gibi olmayana olan acımasız tutumu, kabul etmekteki zorlanışı, nazik tutumlar altındaki aşağılama tutkusu, korku, merak, tiksinti, acıma ve yok etme isteği hepsi birbirine karışmakta ve filmde gözler önüne serilmektedir. İnsan kendi içindeki çirkinliği ve canavarı keşfetmektedir.
@josephwhite
11 yıl önce
8.1 / 10
@truelie123
11 yıl önce
Fil adamı gördükten sonra filmin sonuna kadar bu semptomları gösteriyorsunuz bittikten sonra ise insan kavramınızı yeniden gözden geçiriyorsunuz.
Filmde bir sahne var : Fil adamımız tren istasyonunda kendini kovalayan insanlardan kaçarken lavaboya girer ve orada köşeye sıkışır. .kendini kovalayan insanlar etrafına üşüşür ve üzerine doğru gelmeye başlar ve işte orada fil adam yılların içinde biriktirdiği suskunluğu bir titreşim bombası gibi insanların üzerine bırakır. Yanlış anlamayın bomba kavramından sadece iki cümledir bu aslında:
---"Ben hayvan değilim. Ben sadece bir insanım."
ve işte o zaman anlıyorsunuz ne kadar zalim bir yapıya sahip olduğumuzu.
Bu arada yanlış anlamayın fil adama acıyla bakmıyorum ben, bu kadar yüce bir ruha sahip olan bu adam karşısında kendimize acıyorum
@normajeane
11 yıl önce
8.4 / 10
Ben hayvan değilim!
diye bağırıyor John ve siz; onun, Dr. Teves'in başhemşirenin, tiyatro oyuncusunun ve John'la karşılaşan herkesin yerine koyuyorsunuz kendinizi. Filmin Dr. Teves'in iç çatışmasını vermesi bakından ayrıca başarılı buldum. Sorgulama anlamında ışık tutmuş. Kısacası izleyin, izlettirin bolca düşünün üzerine.
@scarletcarson
11 yıl önce
7.4 / 10
@koftepatates
12 yıl önce
9.5 / 10
@oprichnik
13 yıl önce
10 / 10
"john merrick'in yerinde olsaydım onun kadar dirençli, istekli ve umutlu olabilir miydim?"
"onu gören, onunla konuşan alelade bir insan olsam ne düşünürdüm onun hakkında?"
öyle etkiledi ki beni john merrick, her konuşmasında gözlerim doldu, hatta çoğunda gözyaşı döktüm. "onca yaşadığı şeye rağmen bir insan nasıl böyle kibar ve centilmen kalabilir lan?" diye sormaktan alamadım kendimi. öyle masum ve iyi niyetli olamaz bir insan. ama ancak dinginleşmeye başlayınca sorabildim kendime neden ağladığımı. ona mı acıyordum? o da bir insan, hem de senden daha insancıl. acıma değildi bu duygu, ama neydi anlayamadım. bazı yerlerde kızdım ona "lan tamam bu kadar masum olma, arkadaşım deme ona buna!" diye, her arkadaşım dediğinde gözüm doluyordu çünkü.
bi yerden sonra öyle sıradan geldi ki bana joseph merrick... onun isteği de buydu zaten, yalnızca sıradan olmak.
sıradan bir in ... Devamı
"john merrick'in yerinde olsaydım onun kadar dirençli, istekli ve umutlu olabilir miydim?"
"onu gören, onunla konuşan alelade bir insan olsam ne düşünürdüm onun hakkında?"
öyle etkiledi ki beni john merrick, her konuşmasında gözlerim doldu, hatta çoğunda gözyaşı döktüm. "onca yaşadığı şeye rağmen bir insan nasıl böyle kibar ve centilmen kalabilir lan?" diye sormaktan alamadım kendimi. öyle masum ve iyi niyetli olamaz bir insan. ama ancak dinginleşmeye başlayınca sorabildim kendime neden ağladığımı. ona mı acıyordum? o da bir insan, hem de senden daha insancıl. acıma değildi bu duygu, ama neydi anlayamadım. bazı yerlerde kızdım ona "lan tamam bu kadar masum olma, arkadaşım deme ona buna!" diye, her arkadaşım dediğinde gözüm doluyordu çünkü.
bi yerden sonra öyle sıradan geldi ki bana joseph merrick... onun isteği de buydu zaten, yalnızca sıradan olmak.
sıradan bir insan gibi uyurken öldü.
edit: ikinci kez izledim bu gece. bu sonda söylediğim "bir yerden sonra öyle sıradan geldi ki" kısmı hakkında, david lynch'i övmeden geçemeyeceğim. filmin başından beri, john merrick'e karşı öyle iyi hazırlıyor ki seyirciyi. başlarda "nasıl bir şey çıkacak lan acaba?" diye merak ediyorsunuz, yavaş yavaş bu düşünce yerini acıma ve onun için üzülme duygusuna salıyor bizi yönetmen daha john merrick'i tam olarak göstermeden ve tanıtmadan. bunu bilerek yapıyor, herkesin düşeceği hataya bizi de düşürüyor; farklı olanla ya dalga geçeriz, ya da ona üzülürüz. önce bize üzülmemizi aşılıyor, sonra doktoru örnek göstererek kendimize kızmamız gerektiğini gösteriyor. yardım etme isteğinin ve birisine acımanın dozajını artırdığımızda, aslında kendi vicdanımızı rahatlatmaya başladığımızı anlatıyor bizlere(öncelikle karşı tarafı düşünmeden).
ayrıca bir de, filmde john merrick aynada kendisini görünce bağırıyor ve kendisinin farklılığını daha iyi hissediyor. ancak aslına bakarsanız bu kendisini ilk görüşü değil; filmde daha öncelerde bir sahnede odasının camında kendisini görüyor.(bakmıyor gerçi, ama görebilir sonuçta.) ancak bunun teknik bir hata olduğu veya yönetmenin önceki bir sahnede de kendisini görebileceğini gözden kaçırdığı konusunda emin değilim; belki de bilerek yapılmış bir şeydir. çünkü halihazırda, hastahaneden önceki hayatında da kendisine aynadan bakmıştır mutlaka. aklımda orada anlatılmakla istenenler hakkında bir şeyler dönüyor, ancak toparlayamıyorum ve yazıya dökemiyorum, bir sonraki edit'te belki toparlayıp yazarım. :)
siz siz olun, ilk izleyişinizse eğer yalnız izleyin bu filmi. daha rahat empati kurabilmek ve daha rahat ağlayabilmek için.
@iliiif
13 yıl önce
10 / 10
@doris
13 yıl önce
@the_phantom_of
13 yıl önce
10 / 10
@holyghost90
13 yıl önce
7.5 / 10