Ölüm Yolunda Yorumları

Ölüm Yolunda filmi detayları

@cruachan

4 yıl önce

10 / 10

Susan Sarandon ve Sean Penn’in oyunculukları karşısında şapka çıkartılacak bir film muhteşem oynamışlar gerçekten, film izlerken birçok şeyi sorgulatıyor insanlığa senarist ve yönetmeni ayrı kutlamak gerek bunun için, müzikler desen tek bir kusur yok zaten filmin içine öyle harmanlanmışki izlerken ruhu besliyor adeta, zevkler ve renkler tartışılmaz tabi ama bu filmi karintinaya alan tek arkadaşa o an hangi kafayı yaşadığını sormak isterdim, neyse herkese önerebilirim hala izlemeyen varsa mutlaka izlesin ben neden bu kadar geç kaldım diye kendimide sorgulamaya gidiyorum şimdi, saygılar filmde emeği geçen herkese set arkasında bile emeği geçen herkese ayrım yapmadan saygılar.

@tiamath

5 yıl önce

8 / 10

Birçok unsura hiç düşünmediğiniz açılardan bakmanızı sağlayan bir film. Nedir bunlar?

İşlediği suç ne olursa olsun bir suçluyu devlet idam etmeli mi?
Suç işleyen kişinin pişmanlık seviyesi, onu affetmek için yeterli midir?
Tecavüz etmiş ve insan öldürmüş olan bir kişiye merhamet edilebilir mi? edilmeli mi?
Kendi çocuğunuza böyle bir suçu işlemiş olan bir kimseyi savunan veya ona merhamet eden kimseye karşı ne hissedilir?

Susan Sarandon ve Sean Penn’in neredeyse kitap niteliğindeki oyunculuklarıyla, böylesi bir hikaye birleşince ortaya gerçekten oldukça etkileyici bir film çıkmaktadır. Günün sonunda tüm bu soruları zihninizde hissetmeye başlıyorsunuz. Tüm bunların yanına Nusrat Fateh Ali Khan’nın parçaları da eklenince enfes bir birleşim ortaya çıkmış oluyor. Bir noktada film, "o katilleri öldürmek için daha insancıl yollar aramaya başladık ve bu ilaçla öldürmeyi geliştirdik" diyor. Bu cümle bana engizisyon döneminde giyotinin icat edilmesinin hikayesini hatırlattı. Kafa kesme kararı
... Devamı
Birçok unsura hiç düşünmediğiniz açılardan bakmanızı sağlayan bir film. Nedir bunlar?

İşlediği suç ne olursa olsun bir suçluyu devlet idam etmeli mi?
Suç işleyen kişinin pişmanlık seviyesi, onu affetmek için yeterli midir?
Tecavüz etmiş ve insan öldürmüş olan bir kişiye merhamet edilebilir mi? edilmeli mi?
Kendi çocuğunuza böyle bir suçu işlemiş olan bir kimseyi savunan veya ona merhamet eden kimseye karşı ne hissedilir?

Susan Sarandon ve Sean Penn’in neredeyse kitap niteliğindeki oyunculuklarıyla, böylesi bir hikaye birleşince ortaya gerçekten oldukça etkileyici bir film çıkmaktadır. Günün sonunda tüm bu soruları zihninizde hissetmeye başlıyorsunuz. Tüm bunların yanına Nusrat Fateh Ali Khan’nın parçaları da eklenince enfes bir birleşim ortaya çıkmış oluyor. Bir noktada film, "o katilleri öldürmek için daha insancıl yollar aramaya başladık ve bu ilaçla öldürmeyi geliştirdik" diyor. Bu cümle bana engizisyon döneminde giyotinin icat edilmesinin hikayesini hatırlattı. Kafa kesme kararı alınmış birini idam eden cellat, doğru noktaya doğru miktarda kuvveti uygulayamazsa, kafa tek seferde kopmuyor ve adamın can çekişmesi + kan gölü + tekrar tekrar kafa kesme için darbe girişimi bu olayı çok trajik bir duruma sokuyordu. Böylece uzmanlar giyotini icat ettiler.

İzlenmesi gereken filmlerden biridir.

@lowen

14 yıl önce

7.7 / 10

Etkileyici bir film olmuş.Film boyunca kendinizle sürekli bir sorgu halindesiniz,en azından ben öyleydim.Bir müddet sonra doğruyu ya da yanlışı aramayı bırakıyorsunuz,filmin büyüsüne ve müziklerine kendinizi kaptırıyorsunuz.Aslında filmin sorduğu soru çok net,Devlet,bir insanı katilde olsa öldürebilir mi? Bu hakka sahip mi? ya da olmalı mı? aslında cevabını da kendi çok net vermiş film içinde.Bireysel olarak bunun cevabını vermek benim için oldukça zor.Çünkü burada ne yazarsam yazayım,bu fikrim gün be gün değişecek.13 yaşında kız çocuğuna tecavüz eden bir sapığın haberini okuyunca,gebersin! diyebiliyorsam,devlet bu adamı öldürmesin demem çelişkilerin en büyüğü olur.Ne olursa olsun,filmde de değinildiği gibi ’Öldürmek kötü bir şeydir,kim tarafından yapılırsa yapılsın.’ 3 saniyede kendimle de çelişebiliyorum böylece.Filmin ebeveynler üzerinden giden yönünü de çok sevdim.Çok sıkmadan bu olayın iki taraflı olduğunu ve psikolojik yönlerini çok iyi aktarmış.

@cemal_erdem

14 yıl önce

7.5 / 10

Ağlama katsayısına yoğun hizmetleri bulunan, son yarım saatiyle izleyiciye kanserli hücreler enjekte eden harika bir dram. Özellikle Sean Penn’in çarmıha gerilip de kendi aydınlanmasının getirisi olan vaazı etkileyiciydi. Oyunculuk performanslarına ne denilse az... Filmin en sevdiğim yanı aslında ölümle alakalı bir hikaye anlatırmış görüntüsünün altında sevgi dolu bir öykü sunması. Susan Sarondon’ın karakterinin yoğun insan sevgisi...

@calamity

14 yıl önce

8.5 / 10

Bir insana verilecek en büyük ceza ne zaman öleceğinin söylenmesidir herhalde.Tanrım biri bana şu gün şu saatte öleceksin deseydi sanırım kafayı yer ve o gün gelmeden intihar ederdim heralde.İdam cezası olmalımı olmamalımı,kişi nasıl bir suç islemiş olursa olsun ölümün karşılığı ölümmü olmalı.Öldürerek en büyük suçu işlemiş birini öldürmek sizide katil yapmazmı?bu soruların karşılığını arayan bir suç filmi izledim?Seann penn?in muhteşem performansı da eklenince olağanüstü bir seyirlik çıkmış ortaya.oscarı alan susan sarandon olmuş ama sean penn’inde hakkı yenmiş sanki.film gerek oyuncuları gerek yönetmen ve senaryosuyla dört dörtlük bir seyirlik?

@esmeralda

14 yıl önce

8 / 10

Rahibe Helen Prejean?in yaşadığı gerçek bir olaydan yola çıkarak; senarist, yapımcı, oyuncu ve yönetmen olan Tim Robbins ile kaleme aldıkları film; idam cezası almış bir mahkumun (Matthew Poncelete), bir rahibeye (Helen Prejean) yardım için mektup yazması ve rahibenin bu yardımı kabul etmesi üzerine gelişir.

Sister Helen mahkumu anlamaya ve onunla empati kurmaya cabalar, hatta kendisinden beklenenden öteye geçerek Poncelete?in idam cezasını muebbete cevirmek için onu anlayabilecek bir avukat ile birlikte birtakım temaslarda bulunur. Mahkuma duyduğu fazlaca ıyı nıyet ve sevkat ile mahkumun asıl gerçeği arasında sıkışan sister Helen, suç ceza, merhamet, ırkçılık, sevgi ve sevgisizlik gibi birtakım kavramları kendi yaşamıyla birlikte sorgulamaya başlayacaktır.

Birçok kavramla başbaşa kaldığımız, oldukça objektif ve mesaj kaygısından uzak anlatılan bu film, hayata dair yasadığınız pişmanlıkları hatırlatıyor ve sorgulatıyor.

Film eleştirisi olarak
... Devamı
Rahibe Helen Prejean?in yaşadığı gerçek bir olaydan yola çıkarak; senarist, yapımcı, oyuncu ve yönetmen olan Tim Robbins ile kaleme aldıkları film; idam cezası almış bir mahkumun (Matthew Poncelete), bir rahibeye (Helen Prejean) yardım için mektup yazması ve rahibenin bu yardımı kabul etmesi üzerine gelişir.

Sister Helen mahkumu anlamaya ve onunla empati kurmaya cabalar, hatta kendisinden beklenenden öteye geçerek Poncelete?in idam cezasını muebbete cevirmek için onu anlayabilecek bir avukat ile birlikte birtakım temaslarda bulunur. Mahkuma duyduğu fazlaca ıyı nıyet ve sevkat ile mahkumun asıl gerçeği arasında sıkışan sister Helen, suç ceza, merhamet, ırkçılık, sevgi ve sevgisizlik gibi birtakım kavramları kendi yaşamıyla birlikte sorgulamaya başlayacaktır.

Birçok kavramla başbaşa kaldığımız, oldukça objektif ve mesaj kaygısından uzak anlatılan bu film, hayata dair yasadığınız pişmanlıkları hatırlatıyor ve sorgulatıyor.

Film eleştirisi olarak ayrı parantez açarsak; Helen bir rahibe olarak o kadar şefkatli ve sıradısı ki zaten idam mahkumunun tarafında bulunmasının enteresanlığı filmde bolca belirtilmiş. Rahibenin katile karşı aşırı duygu yoğunluğu içinde olması izleyiciyi nerdeyse mahkumla aşk yasayacaklarını düşünmeye sevk ediyor. Filmin son 15-20 dakikası kuşkusuz filmin en ürpertici ve etkileyici sahneleridir. İdamdan birkaç saat önce aile ile acık görüşme, annesiyle son telefon görüşmesi, Sister Helen?in Poncelete?inişlediği suca dair pişmanlık duyduğunu itiraf ettirdiği sahneler, idam sahnesindeki sedyede idam edilişinin ayrıntılı görüntüleri, sanık aileye pişmanlığını belirttiği sahne, flashbacklerle cinayet anlarını serpiştirerek duygunun tavan olmasını başarmışlardır. Hapishanedeki rahibin, idama mahkumu hazırlayan hemşirenin, mahkumun başından ayrılmayan gardiyanların soğukkanlılığı kanınızı donduracak..
Sean Penn ve Susan Sarandon?un karşılıklı diyalogları ve oyunculuklarının tartışmasız olduğu bu filmde her iki oyuncu Oscara? a aday olmuşlardır. Susan Sarandon Akademi ödülünü almıştır.

Nusrat Fateh Ali Khan ?ın müthiş ezgilerinin katkılarını da unutmayalım.

Filmdeki son vuruş, mahkum Matthew Poncelete?in şu repliğiyle olmuştur.

’Bu dünyadan kalbimde nefret duygusuyla gitmek istemiyorum, yaptığım şey için bağışlanmayı diliyorum. Umarım ölümüm biraz içinizi rahatlatır. Öldürmek yanlış bir şey, kim yaparsa yapsın yanlış. Ben, siz ya da devlet fark etmez.’
N

@noumenon

14 yıl önce

9.1 / 10

Sean Penn’in klasikleşmiş bir filmidir. Öyle ki çok kötü bir insanın, katilin bile vicdanına her zaman yenik düşeceğini gösterir film. Bence Oscar’ı almalıydı bu filmle Penn. Susan Sarandon yardımcı oyuncu rolüyle almıştı sanırım Oscar’ı.

Arşivlik bir filmdir..
R

@riman1729

16 yıl önce

mahkumdan çok sister ı irdelyen film

@sfksmsk

16 yıl önce

7.7 / 10

birçok şeyi sorgulatan(idam cezası sevgi nefret...)hapishane filmi.klasik hapishane filmlerinden oldukça farklı.genelde bu tarz filmlerde ana karakter işlemediği bir suçtan hapishaneye düşer.adaletin yerini bulması için yıllarca mücadele verir ve sonunda kazanır.fakat bu fimde durum farklı.idam cezasına çarptırılan birinin son günlerinin anlatıldığı bu film karakterlerin psikolojisi üzerine fazlaca eğilmiş.burada yaşanan dram birçok boyutuyla ele alınmış.bir tarafta kızı tecavüz edilip öldürüldüğü için yüreği yanan bir anne diğer tarafta oğlu ölüm cezasına çarptırıldığı için yüreği yanan başka bir anne ve her iki ailenin trajedisini yakından yaşayan bir rahibe

susan sarandon rahibe rolüyle iyi iş çıkarmış-ki bu performansını da oscarla ödüllendirmişler-sean penn her rolü iyi oynadığı gibi mahkum rolünde de başarılı.idam mahkumlarının psikolojisini-ölümü beklemeyi-hep merak ederdim.bu performansıyla sean penn biraz fikir sahibi olmamı sağladı diyebilirim

tim robbins filmdeki farklı
... Devamı
birçok şeyi sorgulatan(idam cezası sevgi nefret...)hapishane filmi.klasik hapishane filmlerinden oldukça farklı.genelde bu tarz filmlerde ana karakter işlemediği bir suçtan hapishaneye düşer.adaletin yerini bulması için yıllarca mücadele verir ve sonunda kazanır.fakat bu fimde durum farklı.idam cezasına çarptırılan birinin son günlerinin anlatıldığı bu film karakterlerin psikolojisi üzerine fazlaca eğilmiş.burada yaşanan dram birçok boyutuyla ele alınmış.bir tarafta kızı tecavüz edilip öldürüldüğü için yüreği yanan bir anne diğer tarafta oğlu ölüm cezasına çarptırıldığı için yüreği yanan başka bir anne ve her iki ailenin trajedisini yakından yaşayan bir rahibe

susan sarandon rahibe rolüyle iyi iş çıkarmış-ki bu performansını da oscarla ödüllendirmişler-sean penn her rolü iyi oynadığı gibi mahkum rolünde de başarılı.idam mahkumlarının psikolojisini-ölümü beklemeyi-hep merak ederdim.bu performansıyla sean penn biraz fikir sahibi olmamı sağladı diyebilirim

tim robbins filmdeki farklı bakış açılarını objektif bir şekilde yansıtmış.yaşanan olayın vahametinden çok yaşanan dramlar üzerine eğilmiş ve bence iyi de etmiş.zaten shawsank redemption gibi bir başyapıta imza atan ustadan da böyle bir film beklenirdi.ayrıca filmin müzikleri filmi tamamlar nitelikte.kusurları olmasına rağmen(bazı sahneleri gereksiz uzatmak gibi) iyi oyunculuk görmek için izlenilmesi izlettirilmesi gereken film.

@ustunkoru

17 yıl önce

7.5 / 10

bana bir bakışın yeter dedirten oyunculuklar için ; Susan Sarandon ve Sean Penn
SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
Aktivasyon Mailim Gelmedi!
ŞİFREMİ UNUTTUM
AKTİVASYON MAİLİ GÖNDER
ÜYE OL