Sonunda bu da bitti. Üçüncü sezon sonrasını hiç sevmedim. Karakter derinliği, konu veya işleyiş açısından önemli hiçbir şey yoktu. Sadece anlamsız, içi boş ve özellikle de iğrenç, mide bulandıran sahnelerle doluydu. Üç sezon izledikten sonra sırf devam etmek adına ve bir de Antony Starr hayranı olduğum için devam ettim. Özellikle final bölümü çok kötüydü, 1 puan bile hak etmiyor, bir saat boyunca bomboş ve anlamsız sahneler vardı. İnsanların beklediklerinin aksine gereksiz, anlamsız ve saçma bir sonla bitirdiler.
özellikle Éomer abimiz karl urban ile antony starr ikilisinin mimikleriyle aşırı eğlenceli hicivli yaratıcı dizinin son sezon ve bölüm itibari ile vadedilen şekilde final yapamamış olması can sıkıcı. yine de ilk 3 sezonu #geneolsageneizlerim #foquindiabolical #oicunts
Butcher gibi underground bir karaktere, göze soka soka amazon e-shopping reklamı yaptırma fikri kimin aklına geldi allasen? 3.sezon 1.bölümde bu saçmalığı görünce yuh dedim ve dizinin tüm tılsımı kayboldu gözümde. Yazıklar olsun, püüü!Zaten 2 sezon boyunca Butcher ve ekibinden hiç kimsenin "bi türlü" öl(e)memesi saçmalığına inanmak konusunda kendimi zor motive etmiştim!
The Boys, benim için süper kahraman janrına yapılmış en zeki, en acımasız ve en cesur eleştirilerden biri. Marvel ve DC’nin bize yıllardır alıştırdığı steril, kahramanlık kokan dünyasından sonra, The Boys bambaşka bir pencere açıyor: Eğer süper güçler gerçekten var olsaydı, bu insanlar ne kadar yozlaşırdı, sistemin bir parçası haline gelir miydi? İşte dizi tam da bu sorulara çarpıcı bir yanıt veriyor.
İlk bölümlerdeki o kanlı, şok edici sahneler belki herkese göre değil ama bana göre tam da dizinin özünü yansıtıyor. Çünkü The Boys, süper kahramanların PR malzemesine dönüştüğü, şirketlerin ve medyanın elinde birer marka haline geldiği bir dünyayı anlatıyor. Homelander karakteri, bu yozlaşmanın adeta sembolü: Gücün nasıl tamamen yozlaştırabileceğini ve kitleler tarafından “tanrılaştırılan” bir figürün aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini çok iyi işliyor.
Bir de işin görsel tarafı var… Gerçekten prodüksiyon kalitesi o kadar yüksek ki, çoğu büyük bütçeli sinema filmiyle boy ölçüş... Devamı
The Boys, benim için süper kahraman janrına yapılmış en zeki, en acımasız ve en cesur eleştirilerden biri. Marvel ve DC’nin bize yıllardır alıştırdığı steril, kahramanlık kokan dünyasından sonra, The Boys bambaşka bir pencere açıyor: Eğer süper güçler gerçekten var olsaydı, bu insanlar ne kadar yozlaşırdı, sistemin bir parçası haline gelir miydi? İşte dizi tam da bu sorulara çarpıcı bir yanıt veriyor.
İlk bölümlerdeki o kanlı, şok edici sahneler belki herkese göre değil ama bana göre tam da dizinin özünü yansıtıyor. Çünkü The Boys, süper kahramanların PR malzemesine dönüştüğü, şirketlerin ve medyanın elinde birer marka haline geldiği bir dünyayı anlatıyor. Homelander karakteri, bu yozlaşmanın adeta sembolü: Gücün nasıl tamamen yozlaştırabileceğini ve kitleler tarafından “tanrılaştırılan” bir figürün aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini çok iyi işliyor.
Bir de işin görsel tarafı var… Gerçekten prodüksiyon kalitesi o kadar yüksek ki, çoğu büyük bütçeli sinema filmiyle boy ölçüşür. Patlamalar, süper güçlerin yansıtılması, kanlı sahneler, şehir yıkımları… Hepsi kusursuza yakın. Ama bence asıl başarı, bu görselliğin sadece “şov” için değil, hikâyeye hizmet eder şekilde kullanılmasında.
Oyunculuklara gelirsek… Antony Starr (Homelander) resmen kariyerinin zirvesinde. Karakteri öyle bir oynuyor ki, hem tiksiniyor hem de gözlerinizi ondan alamıyorsunuz. Karl Urban’ın o karizmatik ama kirli kahramanı Billy Butcher da dizinin en sevdiğim taraflarından. Onların karşılıklı sahneleri gerçekten unutulmaz.
Sonuç olarak, The Boys sadece bir süper kahraman dizisi değil. Kapitalizm, medya manipülasyonu, güç ilişkileri, kahramanlık miti gibi konuları çok sert bir şekilde eleştiriyor. Ve bunu yaparken izleyiciyi hem güldürüyor, hem düşündürüyor, hem de şok ediyor. Benim için son yıllarda yapılmış en özgün, en cesur dizilerden biri.
Eric Kripke'nin son sezonda içine ettiği ve ilk sezonlarına yazık ettiği bir dizi. Bununla alakalı youtube kanalımda yaptığım eleştiri videom var; https://youtu.be/LR0CbP8FWMA
süper kahraman yapımlarına cidden çok iyi bir bakış açısı getirip bunu dünya düzenine çok iyi yediriyor. oyunculuklarda da özellikle antony starr çok parlıyor. yaratıcılık ve limitlenmeme konusunda da çok iyiler.
Genel olarak hızlı ve eğlenceli bir dizi. Edebiyat, çizgi roman ve popüler materyallere yapılan göndermeler de epey güzel. Ama üçüncü sezonla düşüşe geçiyor. İlk iki sezon kahraman kültürüyle dalga geçiyor diye övülüyor ama asıl önemli yanı neoliberalizm eleştirmesiydi. Sivrisinekten yağ çıkaran sermaye, sermaye tarafından manipüle edilmeye ağzı bir kaşık açık razı medya. Dizinin asıl olayı buydu bana kalırsa. Kahraman diye milletin güvenliği bırakılacak tiplerin nasıl yönetildiği ve pr çalışmalarıyla güç bela kahramanlaştırıldığı gösteriliyordu. Buna yalnızca Amerika’yı da katmamalıyız elbette. Tüm dünyada bu sistem yerleşti. Sermayenin başkanlığa yön vermesi vs. Harsh world.
Üçüncü sezonda bunlar geri planda kaldı. İki grubun da kendi duygusal, ailevi, maddi çatışmaları ön plana alınmış. Önceki sezonların tadını vermedi. Ama sezon finalinde Victoria Neuman’ın Kamala Harris edalarında selam verişi dördüncü sezon için ümitlendirdi.
@scenehunter
1 ay önce
3 / 10
@yonickeleye
1 ay önce
@le_diner_de_con
2 ay önce
7.5 / 10
@alkanistan
10 ay önce
9.2 / 10
İlk bölümlerdeki o kanlı, şok edici sahneler belki herkese göre değil ama bana göre tam da dizinin özünü yansıtıyor. Çünkü The Boys, süper kahramanların PR malzemesine dönüştüğü, şirketlerin ve medyanın elinde birer marka haline geldiği bir dünyayı anlatıyor. Homelander karakteri, bu yozlaşmanın adeta sembolü: Gücün nasıl tamamen yozlaştırabileceğini ve kitleler tarafından “tanrılaştırılan” bir figürün aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini çok iyi işliyor.
Bir de işin görsel tarafı var… Gerçekten prodüksiyon kalitesi o kadar yüksek ki, çoğu büyük bütçeli sinema filmiyle boy ölçüş ... Devamı
İlk bölümlerdeki o kanlı, şok edici sahneler belki herkese göre değil ama bana göre tam da dizinin özünü yansıtıyor. Çünkü The Boys, süper kahramanların PR malzemesine dönüştüğü, şirketlerin ve medyanın elinde birer marka haline geldiği bir dünyayı anlatıyor. Homelander karakteri, bu yozlaşmanın adeta sembolü: Gücün nasıl tamamen yozlaştırabileceğini ve kitleler tarafından “tanrılaştırılan” bir figürün aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini çok iyi işliyor.
Bir de işin görsel tarafı var… Gerçekten prodüksiyon kalitesi o kadar yüksek ki, çoğu büyük bütçeli sinema filmiyle boy ölçüşür. Patlamalar, süper güçlerin yansıtılması, kanlı sahneler, şehir yıkımları… Hepsi kusursuza yakın. Ama bence asıl başarı, bu görselliğin sadece “şov” için değil, hikâyeye hizmet eder şekilde kullanılmasında.
Oyunculuklara gelirsek… Antony Starr (Homelander) resmen kariyerinin zirvesinde. Karakteri öyle bir oynuyor ki, hem tiksiniyor hem de gözlerinizi ondan alamıyorsunuz. Karl Urban’ın o karizmatik ama kirli kahramanı Billy Butcher da dizinin en sevdiğim taraflarından. Onların karşılıklı sahneleri gerçekten unutulmaz.
Sonuç olarak, The Boys sadece bir süper kahraman dizisi değil. Kapitalizm, medya manipülasyonu, güç ilişkileri, kahramanlık miti gibi konuları çok sert bir şekilde eleştiriyor. Ve bunu yaparken izleyiciyi hem güldürüyor, hem düşündürüyor, hem de şok ediyor. Benim için son yıllarda yapılmış en özgün, en cesur dizilerden biri.
@yusufturkes
1 yıl önce
@komikbirinsan
1 yıl önce
8.6 / 10
@mehmetm
2 yıl önce
@volkk
3 yıl önce
10 / 10
@llyirem
3 yıl önce
@devrandurak
4 yıl önce
@positivist
4 yıl önce
Üçüncü sezonda bunlar geri planda kaldı. İki grubun da kendi duygusal, ailevi, maddi çatışmaları ön plana alınmış. Önceki sezonların tadını vermedi. Ama sezon finalinde Victoria Neuman’ın Kamala Harris edalarında selam verişi dördüncü sezon için ümitlendirdi.