Nasılsa unutulacak diye her şeyi yapacaksak, şahsiyetimiz ne olacak peki?
İstanbul gibi bir büyük şehrin yorgunluğundan kurtulmak için fırsat gibi gelen bir tayin ile Kamburaya yerleşen Agah beyoğlu, sonunda biraz dinlenebileceğini ve huzur soluyabileceğini düşünür. Fakat burada öyle bir olaya tanıklık eder ki yıllarca birşeyler yapamamanın verdiği huzursuzlukla yaşar. Defalarca dener (dizinin ilk bölümündeki sahneler) ama cesaretini tamamen toplayamadığı için bir türlü bir sonuca ulaştıramaz. Ta ki bir gün Alzeimer olduğunu ve her şeyi unutacağını öğrenene kadar. Bu olaya karşı birşey yapamadan unutmak yerine bireyler yapmanın zamanı geldi artık deyip 25 yıl aradan sonra intikamı almaya başlar.
Bir kaç kişi dışında (Deva,sefa,nükhet) oyunculukların başarılı olduğu -ki Haluk bilginerin oyunculuğu tartışmasız harikaydı- dizide hikaye anlatış biçimi ve olayların kurgusu da yerindeydi. Bazı olaylar gereksiz ve kaliteyi biraz etkileyici olabiliyor... Devamı
Nasılsa unutulacak diye her şeyi yapacaksak, şahsiyetimiz ne olacak peki?
İstanbul gibi bir büyük şehrin yorgunluğundan kurtulmak için fırsat gibi gelen bir tayin ile Kamburaya yerleşen Agah beyoğlu, sonunda biraz dinlenebileceğini ve huzur soluyabileceğini düşünür. Fakat burada öyle bir olaya tanıklık eder ki yıllarca birşeyler yapamamanın verdiği huzursuzlukla yaşar. Defalarca dener (dizinin ilk bölümündeki sahneler) ama cesaretini tamamen toplayamadığı için bir türlü bir sonuca ulaştıramaz. Ta ki bir gün Alzeimer olduğunu ve her şeyi unutacağını öğrenene kadar. Bu olaya karşı birşey yapamadan unutmak yerine bireyler yapmanın zamanı geldi artık deyip 25 yıl aradan sonra intikamı almaya başlar.
Bir kaç kişi dışında (Deva,sefa,nükhet) oyunculukların başarılı olduğu -ki Haluk bilginerin oyunculuğu tartışmasız harikaydı- dizide hikaye anlatış biçimi ve olayların kurgusu da yerindeydi. Bazı olaylar gereksiz ve kaliteyi biraz etkileyici olabiliyordu. Örneğin amerikadan gelen deva karakterinin yaptığı hoppa tavırlar ile sanırım dizinin içine renk katılmak istenmiş ama hiç bir yaptığının ne olay örgüsüyle ne anlatılmak istenilenler ile alakası olmaması maalesef yersiz kılmış. Birde kız arkadaşının bunca zaman sessiz kalıp, olayları çözdüklerini düşündüğümüz arkadaşlarına birden sıkması da cabası. Burada sanırım ikinci bir sezon çekebilmek için açık kapı bırakılmış. Kız arabaya bindirilirken bizim bir sırrımız var diyerek bindirilmişti. Bunun dışında Deva’nın internette konuştuğu eleman nereden çıktı? neden silah ve mermi verme jestlerinde bulunuyordu? bunlar çok yüzeysel kaldı. Ayrıca Kambura ile ilgili bunca detay verilirken, kendi bünyesinden çıkan kişilere karşı koruyucu ve kollamacı oluşları gibi, dizinin ilk 7-8 bölümünün üzerinden yürümüş olduğu evin yakılması hikayesinin detaylı bir şekilde gösterilmemiş olması bence olmamış. Bu gibi şeyler yerine, evin yanma olayını baştan sona bir bölümün yarısında izleseydik çok daha iyi olabilirdi.
Dizinin içerisinde bir çok felsefe ve replik yakalamak mümkün. Bir kaçını söylersek, Cemil’in burçlarla ilgili olarak söylediği: Bir kimsenin burcu memleketi, yükseleni ise büyüdüğü yerdir sözü, yada "bizler polis arayıp paranızı şuraya koyun dediğinde tartışmasız yapan kişileriz. Çünkü bizi korumaları gereken kişilerden korkan bir milletiz" gibi. Böylece ülke ile ilgili bir çok gerçeğe de yerinde ve dozunda göndermeler yapılmaktadır. Tüm bunların yanında gazeteciliğin çaresizliği de yan konu olarak güzel işlenmiş durumda.
Tüm diziyi yanan ev olayının intikamı gibi izlerken son 4 bölümde gerçeklik örgüsü açılmaya başlandığında, dizi kendi kalitesini bir tık üste taşıyor resmen. Anlatım biçimini gerçekten çok beğendim. Ayrıca sanat yönetmenliği kısmen başarılı kısmen yetersizdi. Örneğin flamenko dansı ile birleştirilmiş sahneler, Alzeimer’in herşeyi unutturup, değer verdiği tek tük noktalar ile geri gelebilmesi detayları başarılıydı. Ama parti ile eşleştirilen kısımlar yersizdi. Sanat müzikleri ile süslenen tüm noktalar yerindeydi -ki özellikle son reyhan parçası ile kapanış şahaneydi.
Son bölümde Agah’ın, Nevra’ya dediği: sen hukuk ile adaleti karıştırıyorsun. Bu adamın hapse atılması sorgulanması falan, onlar hukuki şeyler. Ama adalet bu canavarın öldürülmesi demektir. Bu replik bana Levent Kırca’nın bir skecini hatırlattı. Yaşanmış bir olaydan esinlenilmiş olan bu skeçte, beş kişi tarafından tecavüze uğramış olan bir kızın, aynı kişilerle birlikte mahkemeye, hastaneye, psikologa götürülme sürecini ve mahkeme kararıyla da çıkan komik sonucu işliyordu. Gerçekten sorgulanılası bir adalet sisteminde hukuğun zayıflı birçok yerde karşımıza çıkmakta.
Gittikçe daha çok farkına vardığımız, yada zaten hep böyleydi ama medyanın ve haberciliğin yaygınlaşması sonucu daha çok haberdar olduğumuz sübyancılığın, bu şekilde işlenmiş olması gerçekten etkileyiciydi. Bu kadar başarılı bulduğum birde imirzalıoğlunun oynadığı kurt kapanı filmi vardı. Umaırm mesajlar gerekli yerlere ulaşabilmiştir ve umarım böyle yapımlarımızın sayısı her geçen gün artar.
Son derece başarılı bir yapım. İzlerken gerçekten gururlandım diyebilirim. Agah Beyoğlu, kamburada görev yapmış bir memur olarak bir olaya tanıklık eder. Hiçbir şey yapamaması öyle içine oturmuştur ki 25 yıl sonra Alzeimer olduğunu öğrenince,olayları unutmadan bir şey yapmaya karar verir ve intikamını almaya başlar. Dizi kurgu, oyunculuk, ortam olarak oldukça başarılı. Tek tük eleştirilecek noktaları olsa da genel olarak keyifle ve merakla izlediğim bir yapıt.
İzlerken sürekli olarak hayran kaldığım dizi. Özellikle ilk bölümlerde "vaay be"ler eşliğinde çok kez gururlandım. -sonraları alıştım muhtemelen.- Oyunculuklar, özellikle Haluk Bilginer, müzikler, açılar her şey çok iyi. Kurgu güzel.
Şebnem Bozoklu rolüne cuk oturmuş bence. Kötü oyunculuk yok mu? Yok diyemeyeceğim. Özellikle Reyhan'ın oyunculuğu rahatsız etti beni. Deva ve zibidi arkadaşlarını ve yaptıkları saçmalıkları izlerken sıkıldım, gereksiz geldi. Sonuç olarak, bu kalitede yapımlar çoğalmalı
dizide amerikanvari dizi kültürü vs. etkileri olduğuna katılmakla birlikte nesinin eleştirildiğini anlayamadım. yani sahneler sırıtmadıktan sonra bir problem yok bence. gayet yerinde ve dozajında ayarlanmış.
"Ne zaman bu şiiri okusam uzaya gitmiş kadar olurum" İlk defa bir Türk dizisi beni bu kadar şaşırttı, kusursuz bir yapım.Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.10/10
Etkileyici hikaye, oyuncular iyi, merak uyandıran ilerleyiş, sosyal mesajı yerinde (gerekli yerlere ulaşamasa da!), görüntüler ışık ortam güzel. Biraz eksik bir son, deva sefa ve münir karakterleri tam olmamış; deva biraz gerçeküstü ama izlemesi zevkli, sefayı tanıyamadık, münirin hayatı iki cümleyle özetlendi feza hanımı bile daha iyi tanıdık! Sonuç olarak yan karakterler ana karakterlerin altında kalmış gibi. Başka hoşuma gitmeyen yanları da tabi ama burada yazmaya gerek duymadım, sağlıklı beyinlerle yaşamak dileğiyle..
Şahsiyet hakkında iyi, kötü ve çok kötü şeyler söylenebilir. Dizinin en dikkat çekici yönü, dikkatle titizlikle hazırlanmış cilalı görüntüleri ve görüntüye, renklere, atmosfere dikkat çeken yapısı olabilir. Finaldeki akvaryum sahnesi kadar bunu güzel özetleyen hiç bir sahne bence yok: bu sahnede ambians, atmosfer ilginç etkileyici, dikkat çekici ama gerçekçi değil. Dizi, meselelerini hayali karakterler, olaylar aracılığıyla gerçekleri anlatmak üzerine kurduğu için bu çekici, yapay, abd sinemasında veya dizilerinden alındığı çok bariz sahneleri ve daha da kötüsü inanılmaz yapmacıklık kokan oyunculuklarıyla rahatsız edici bir tecrübeye dönüşüyor çoğunlukla. Hakan Günday'ın zorlama senaryosunun çok eleştirilmesi gerekiyor: deva'nın ve arkadaşlarının yaptıklarını onur saylan nasıl çekebilir, oyuncular nasıl oynayabilir, hakan Günday nasıl yazabildi? Bu kadar sinema sanatıyla, edebiyatla haşır neşir insanlar sahte bir abd polisiyesi yapmamalıydı bence. Dizinin en güçlü yanlarından olan halu... Devamı
Şahsiyet hakkında iyi, kötü ve çok kötü şeyler söylenebilir. Dizinin en dikkat çekici yönü, dikkatle titizlikle hazırlanmış cilalı görüntüleri ve görüntüye, renklere, atmosfere dikkat çeken yapısı olabilir. Finaldeki akvaryum sahnesi kadar bunu güzel özetleyen hiç bir sahne bence yok: bu sahnede ambians, atmosfer ilginç etkileyici, dikkat çekici ama gerçekçi değil. Dizi, meselelerini hayali karakterler, olaylar aracılığıyla gerçekleri anlatmak üzerine kurduğu için bu çekici, yapay, abd sinemasında veya dizilerinden alındığı çok bariz sahneleri ve daha da kötüsü inanılmaz yapmacıklık kokan oyunculuklarıyla rahatsız edici bir tecrübeye dönüşüyor çoğunlukla. Hakan Günday'ın zorlama senaryosunun çok eleştirilmesi gerekiyor: deva'nın ve arkadaşlarının yaptıklarını onur saylan nasıl çekebilir, oyuncular nasıl oynayabilir, hakan Günday nasıl yazabildi? Bu kadar sinema sanatıyla, edebiyatla haşır neşir insanlar sahte bir abd polisiyesi yapmamalıydı bence. Dizinin en güçlü yanlarından olan haluk bilginer 'in bir çok repliğini doğaçlama olduğunu düşünüyorum. Bilginer' in oyunculuğu Masum dizisine kıyasla daha klasik, alışıldık bir tarzda ama bilginer'in seneler önce bir röportajda söylediği gibi rol yaptığı belli olan aktörler arasında bilginer hakikaten ışıl ışıl parlıyor. Öte yandan dizinin bütün yapaylığı, sahteliği e rağmen son bölümlerde ortaya çıkan dizinin gerçek meselesi, gerçek sorun ilginç bir sertlik ve etki yaratıyor ve neredeyse bütün olumsuzlukları unutturacak gibi oluyor, ancak onur saylak ve Hakan Günday yine onu abd dizilerine, havasına, gerçekçi olmayan oyunculuklarına ve iyi ışıklarla kamera açılarıyla ilginç ve etkili kılınmış atmosfer yaratma gayretine kurban ediyor. Böylece geriye mış gibi yapılarak anlatılmış, Türkiye'de çekilmiş bir abd dizisi havası kalıyor. Bu kadar önemli bir konu çok daha dikkatli, gereksiz bütün saçma sapan detaylardan uzak---deva, devanın annesi, dizinin sonuna dek konuşmayan kız, köpeköldüren partisi ve oradaki tipler, kedi kostümü vb---kalarak anlatılsa belki de çok iyi bir eser izlemiş olacaktık.
Görmeyeceklerdir, yine de yazmak istedim: Hakan Günday ve Onur Saylak, çok teşekkür ederim dert ettiğiniz için "kadın"ı, üzülüp geçmek yerine hatırladığınız için Şahsiyet'i! N.Ç olayı başta olmak üzere milyon kere bu topraklarda yaşanan, yaşanagelen bu rezilliği bir dizi olarak izleyip geçemiyor insan. Geçmemeli de. Taşıdığı ruhla bir çeşit "Bir Zamanlar Anadolu'da" Şahsiyet. Ne diyeyim ki; vurdu geçti.
@tiamath
7 yıl önce
9.5 / 10
İstanbul gibi bir büyük şehrin yorgunluğundan kurtulmak için fırsat gibi gelen bir tayin ile Kamburaya yerleşen Agah beyoğlu, sonunda biraz dinlenebileceğini ve huzur soluyabileceğini düşünür. Fakat burada öyle bir olaya tanıklık eder ki yıllarca birşeyler yapamamanın verdiği huzursuzlukla yaşar. Defalarca dener (dizinin ilk bölümündeki sahneler) ama cesaretini tamamen toplayamadığı için bir türlü bir sonuca ulaştıramaz. Ta ki bir gün Alzeimer olduğunu ve her şeyi unutacağını öğrenene kadar. Bu olaya karşı birşey yapamadan unutmak yerine bireyler yapmanın zamanı geldi artık deyip 25 yıl aradan sonra intikamı almaya başlar.
Bir kaç kişi dışında (Deva,sefa,nükhet) oyunculukların başarılı olduğu -ki Haluk bilginerin oyunculuğu tartışmasız harikaydı- dizide hikaye anlatış biçimi ve olayların kurgusu da yerindeydi. Bazı olaylar gereksiz ve kaliteyi biraz etkileyici olabiliyor ... Devamı
İstanbul gibi bir büyük şehrin yorgunluğundan kurtulmak için fırsat gibi gelen bir tayin ile Kamburaya yerleşen Agah beyoğlu, sonunda biraz dinlenebileceğini ve huzur soluyabileceğini düşünür. Fakat burada öyle bir olaya tanıklık eder ki yıllarca birşeyler yapamamanın verdiği huzursuzlukla yaşar. Defalarca dener (dizinin ilk bölümündeki sahneler) ama cesaretini tamamen toplayamadığı için bir türlü bir sonuca ulaştıramaz. Ta ki bir gün Alzeimer olduğunu ve her şeyi unutacağını öğrenene kadar. Bu olaya karşı birşey yapamadan unutmak yerine bireyler yapmanın zamanı geldi artık deyip 25 yıl aradan sonra intikamı almaya başlar.
Bir kaç kişi dışında (Deva,sefa,nükhet) oyunculukların başarılı olduğu -ki Haluk bilginerin oyunculuğu tartışmasız harikaydı- dizide hikaye anlatış biçimi ve olayların kurgusu da yerindeydi. Bazı olaylar gereksiz ve kaliteyi biraz etkileyici olabiliyordu. Örneğin amerikadan gelen deva karakterinin yaptığı hoppa tavırlar ile sanırım dizinin içine renk katılmak istenmiş ama hiç bir yaptığının ne olay örgüsüyle ne anlatılmak istenilenler ile alakası olmaması maalesef yersiz kılmış. Birde kız arkadaşının bunca zaman sessiz kalıp, olayları çözdüklerini düşündüğümüz arkadaşlarına birden sıkması da cabası. Burada sanırım ikinci bir sezon çekebilmek için açık kapı bırakılmış. Kız arabaya bindirilirken bizim bir sırrımız var diyerek bindirilmişti. Bunun dışında Deva’nın internette konuştuğu eleman nereden çıktı? neden silah ve mermi verme jestlerinde bulunuyordu? bunlar çok yüzeysel kaldı. Ayrıca Kambura ile ilgili bunca detay verilirken, kendi bünyesinden çıkan kişilere karşı koruyucu ve kollamacı oluşları gibi, dizinin ilk 7-8 bölümünün üzerinden yürümüş olduğu evin yakılması hikayesinin detaylı bir şekilde gösterilmemiş olması bence olmamış. Bu gibi şeyler yerine, evin yanma olayını baştan sona bir bölümün yarısında izleseydik çok daha iyi olabilirdi.
Dizinin içerisinde bir çok felsefe ve replik yakalamak mümkün. Bir kaçını söylersek, Cemil’in burçlarla ilgili olarak söylediği: Bir kimsenin burcu memleketi, yükseleni ise büyüdüğü yerdir sözü, yada "bizler polis arayıp paranızı şuraya koyun dediğinde tartışmasız yapan kişileriz. Çünkü bizi korumaları gereken kişilerden korkan bir milletiz" gibi. Böylece ülke ile ilgili bir çok gerçeğe de yerinde ve dozunda göndermeler yapılmaktadır. Tüm bunların yanında gazeteciliğin çaresizliği de yan konu olarak güzel işlenmiş durumda.
Tüm diziyi yanan ev olayının intikamı gibi izlerken son 4 bölümde gerçeklik örgüsü açılmaya başlandığında, dizi kendi kalitesini bir tık üste taşıyor resmen. Anlatım biçimini gerçekten çok beğendim. Ayrıca sanat yönetmenliği kısmen başarılı kısmen yetersizdi. Örneğin flamenko dansı ile birleştirilmiş sahneler, Alzeimer’in herşeyi unutturup, değer verdiği tek tük noktalar ile geri gelebilmesi detayları başarılıydı. Ama parti ile eşleştirilen kısımlar yersizdi. Sanat müzikleri ile süslenen tüm noktalar yerindeydi -ki özellikle son reyhan parçası ile kapanış şahaneydi.
Son bölümde Agah’ın, Nevra’ya dediği: sen hukuk ile adaleti karıştırıyorsun. Bu adamın hapse atılması sorgulanması falan, onlar hukuki şeyler. Ama adalet bu canavarın öldürülmesi demektir. Bu replik bana Levent Kırca’nın bir skecini hatırlattı. Yaşanmış bir olaydan esinlenilmiş olan bu skeçte, beş kişi tarafından tecavüze uğramış olan bir kızın, aynı kişilerle birlikte mahkemeye, hastaneye, psikologa götürülme sürecini ve mahkeme kararıyla da çıkan komik sonucu işliyordu. Gerçekten sorgulanılası bir adalet sisteminde hukuğun zayıflı birçok yerde karşımıza çıkmakta.
Gittikçe daha çok farkına vardığımız, yada zaten hep böyleydi ama medyanın ve haberciliğin yaygınlaşması sonucu daha çok haberdar olduğumuz sübyancılığın, bu şekilde işlenmiş olması gerçekten etkileyiciydi. Bu kadar başarılı bulduğum birde imirzalıoğlunun oynadığı kurt kapanı filmi vardı. Umaırm mesajlar gerekli yerlere ulaşabilmiştir ve umarım böyle yapımlarımızın sayısı her geçen gün artar.
@mathiviolet
6 yıl önce
@tiamath
7 yıl önce
9.5 / 10
@bird_one
7 yıl önce
Şebnem Bozoklu rolüne cuk oturmuş bence. Kötü oyunculuk yok mu? Yok diyemeyeceğim. Özellikle Reyhan'ın oyunculuğu rahatsız etti beni.
Deva ve zibidi arkadaşlarını ve yaptıkları saçmalıkları izlerken sıkıldım, gereksiz geldi.
Sonuç olarak, bu kalitede yapımlar çoğalmalı
@darkscream
7 yıl önce
8.2 / 10
@calypso
8 yıl önce
8.5 / 10
@fadik
8 yıl önce
8.8 / 10
@khaleesiii
8 yıl önce
İlk defa bir Türk dizisi beni bu kadar şaşırttı, kusursuz bir yapım.Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.10/10
@selmass
8 yıl önce
7.2 / 10
@parfenrogojin
8 yıl önce
6.4 / 10
@korgan
8 yıl önce
8.5 / 10
N.Ç olayı başta olmak üzere milyon kere bu topraklarda yaşanan, yaşanagelen bu rezilliği bir dizi olarak izleyip geçemiyor insan. Geçmemeli de.
Taşıdığı ruhla bir çeşit "Bir Zamanlar Anadolu'da" Şahsiyet. Ne diyeyim ki; vurdu geçti.