14 yıl önce
Persepolis filmine yorum yazdı:
animasyonu çizgiromanına çok sadık hazırlanmıştır, bu yönüyle de takdir toplamıştır.
Persepolis filmine yorum yazdı:
animasyonu çizgiromanına çok sadık hazırlanmıştır, bu yönüyle de takdir toplamıştır.
Teldeki Adam filmine yorum yazdı:
Tamam, gözlerinde parlayan o şeyi ben de gördüm. Tamam, 17 yaşındaki hallerine, hayaline olan bağlılığına, tutkularının peşinden koşmasına, her şeye ben de hayran oldum.. Ama, dostlarına ve kız arkadaşına yaptığın... yoo dostum yoo
Yenilmezler filmine yorum yazdı:
--spoiler--
hulk'ın lokiyi yerden yere vurması
hızını alamayan hulk'ın thora bi tane geçirmesi
hulk'ın ironman'i uyandırması
ironman'in zaten başlı başına kendisi
banner'ın ben her zaman öfkeliyim demesi
yüzüklerin efendisine yaptıkları 1 değil 5 değil 10 değil göndermeler
"there is only one god and i am sure he doesn't dress like that"
captain america'nın fury'e bahşiş verişi
black widowun lokiyi kuş gibi öttürmesi
loki'nin ironman'in göğsüne asasını vurup genelde çalışırdı böyle olmazdı diye şaşırması, bizimkinin de haa arada böyle arızalanırlar ya performans hatası olur öyle demesi
captain amerikanın ben espriyi anladım diye atlaması
Pamuk Prenses ve Avcı filmine yorum yazdı:
Bir zamanların snow white'ı olarak şunu söyleyebilirimki; pamuk prenses kraliçeden güzel olmak zorunda, hikayenin olayı bu. Oyuncu seçimi daha kötü yapılamazdı..
Ronal the Barbarian filmine yorum yazdı:
Animasyon filmlerin yeni hedefinin yetişkinler olduğunu hatırlatan, kesinlikle +16 ,eğlenceli bir filmdi. Barbar kabilesinde yaşayan sıska Ronal, sado-mazo düşmanlarıyla, hatunları tavlamayla kafayı bozmuş gitarist yol arkadaşıyla, kendinden daha güçlü bir erkek arayan kadın savaşçıyla, yalandan hassas elf karakteriyle, amazon kadınlarla güzel bir maceraya giriyor. Genelde bu tür filmlerde, "önemli olan kas gücü değil beyindir" mesajını alırız ama, galiba Danimarka'da beyin bedava. Bu arada Dan'ca film izlemek de ayrı zor geldi, sürekli birşeyleri kaçırıyormuşum hissinde altyazılarla film arasında gidip geldim.
Filmde kaşları ve kirpiklerini beğenmedim bir tek, sanırım fur kullanmışlar, ya da hair kullanmışlarsa çok kısa kesmişler, yoluk yoluktu. Yine de Hollywood stüdyolarından çıkmış gibi esprili, pırıl pırıl, tertemiz bir işti. Darısı Türklerin başına
Limit Yok filmine yorum yazdı:
Son zamanlarda izlediğim en akıcı, vasat, geyik ama keyifli filmlerden biriydi Limitless. Bradley Cooper, müthişti ! Robert De Niro pek güzeldi. Kızdan tam bişi anlamadım ama, neyse, güzel bir ablamızdı o da.
Filmin konusu, sümsük yazar, sevgilisinden ayrılır, parasız kalır bi de üstüne writers block yaşayıp tek kelime yazamaz bir haldeyken pisliğin teki olan eski kayınbiraderine rastlar. Adam bizimkine beyninin %100’ünü kullanmasını sağlayacak bir hap verir veolaylar gelişir.
Ben sonuna doğru herhalde büyük bir ters köşe bizi bekliyor derken, film başladığı gibi bitti ve bize sadece iyi zaman geçirmek amacıyla çekilmiş iddasız bir film olduğunu gösterdi.
Özellikle kan içme sahnesinden sonra bende şöyle bir fikir uyandı, herşey psikolojik demekki, böyle bir saçmalık olmayacağına göre, demek ki hapın psikolojik bir etkisi var.Aslında demekki herşey insanın kendinde bitiyor. Evet böyle cümleler kurdurttu bu film bana. Alacağın olsun film.
Ama Bradley iyiydi.
Şimdi Gel De Gör Beni filmine yorum yazdı:
Filmin hiç bi numarası yok tamam mı blog. Kolay izlenen, hatta sıkan, imdb notu yerlerde (4.6) olan bi film.
Ama işte hayatımla çok özdeşleştirdiğim için, ben sevdim.
Evlenmek üzere olduğu sevgilisi tarafından terk edilen Lola, bi sürü şeyle karşılaşır. Bir kere artık yalnızdır. Sevgilisi çok geçmeden başka bir kız bulmuştur.Eski evine dönmek ve tek başına annesinin dükkanında part-time çalışarak geçinmek zorundadır. Doktorasını bitirmek zorundadır.Beslenmesine dikkat etmek zorundadır. Kırışıklıkları çıkacaktır. Yanındaki termosta taşıdığı o iğrenç sıvıdan içmek zorundadır. Bütün bunlar olurken arkadaşlarıyla arasını bozmak ve tabiiki yanlış insanlarla birlikte olmak zorundadır. Oh, what a mess...
Bir de filmin en sevdiğim sahnesine gelelim; son sahne. Ne oluyor son sahnede, gerçekten boktan bir 29 yaşını geçirdikten sonra Lola 30 oluyor. Hiç adeti olmamasına rağmen bir doğumgünü partisi düzenliyor. Re-birth olayı gibi bişi yapıyor kendince. Ve son sahnede, doğum gününden sonra eve ... DevamıFilmin hiç bi numarası yok tamam mı blog. Kolay izlenen, hatta sıkan, imdb notu yerlerde (4.6) olan bi film.
Ama işte hayatımla çok özdeşleştirdiğim için, ben sevdim.
Evlenmek üzere olduğu sevgilisi tarafından terk edilen Lola, bi sürü şeyle karşılaşır. Bir kere artık yalnızdır. Sevgilisi çok geçmeden başka bir kız bulmuştur.Eski evine dönmek ve tek başına annesinin dükkanında part-time çalışarak geçinmek zorundadır. Doktorasını bitirmek zorundadır.Beslenmesine dikkat etmek zorundadır. Kırışıklıkları çıkacaktır. Yanındaki termosta taşıdığı o iğrenç sıvıdan içmek zorundadır. Bütün bunlar olurken arkadaşlarıyla arasını bozmak ve tabiiki yanlış insanlarla birlikte olmak zorundadır. Oh, what a mess...
Bir de filmin en sevdiğim sahnesine gelelim; son sahne. Ne oluyor son sahnede, gerçekten boktan bir 29 yaşını geçirdikten sonra Lola 30 oluyor. Hiç adeti olmamasına rağmen bir doğumgünü partisi düzenliyor. Re-birth olayı gibi bişi yapıyor kendince. Ve son sahnede, doğum gününden sonra eve geliyor.
Oturuyor.
Bu kadar.
Film bitiyor..
Oturup şöyle bir etrafına bakınıyor, memnun bir şekilde.Bu sahneye bayıldım.
Her dağıtmış insanın bir gün toparlanacağı yönünde bana verdiği olumlu mesajlar ve 30 yaşına girdiğimde (zaten birkaç güne 29 oluyorum) çizmek istediğim insan profilini (ruh hali açısından) az çok yansıttığı için benim hoşuma giden bir film oldu.
ParaNorman filmine yorum yazdı:
"you don't become a hero by being normal"
Sonunu düşünen kahraman olamaz sloganına göre, bence daha doğru bir önerme. Norman, normal bir çocuk değil. Hangimiz normaliz ki boşver diyemeyeceğiniz kadar anormal. Basit bir looserlık vakası yok. Çünkü Norman ölülerle konuşuyor. Onları görüyor, konuşuyor ama gerçek dünyada bir arkadaşı bile yok.
Müthiş bir film, senaryo, efektler, karakter animasyonları, tiplemeler, müthiş bir görsellik. Ve fakat salondaki çocuklar filmi çığlık çığlığa izledi. Titreyen seslerle "a..anne,şaka di mi, öyle bişey olmaz. noolmuş bu kıza, anne? anneeaa?" diyen garibanlara üzüldüm biraz. Cadılar bayramının yavaş yavaş ülkemize girmesi miydi bu? Bilemiyorum ama film artık çocuk filmi olmaktan çıkmış daha çok young adult- teenage grubuna izle beni diyen bi film olmuş.
Asıl hoşumuza gidecek şeyler ise, cadılıktan parayı götüren ve işin b.kunu çıkaran kasaba halkı, linç kültürü ve korku.
Ayrıca müzikler de enfesti.
Yeni Başlangıçlar filmine yorum yazdı:
---spoiler---
oliver: neden insanlara kefeni yırttığını söylüyorsun? kanserin dördüncü evrede.
hal: göründüğü kadar kötü değil.
oliver: baba, beşinci evre diye bir şey yok.
hal: bunun anlamı o değil.
oliver: öyle mi, neymiş peki?
hal: sadece bundan önceki diğer üç evreyi geçtiğini gösteriyor.
New York'ta 2 Gün filmine yorum yazdı:
?In fairy tales, they tell you they lived happily ever after. They never tell you the rest of the story for a very good reason. No more dragons to slay after the happy ending. Life begins, and that?s way harder to handle than any dragon. But then again, you can end up with the most precious gift in the whole world. You know why I don?t believe in the Soul. Because, the Soul would probably mean an afterlife. And if there was something my mum would have tried to communicate with me somehow. Even though she knows better than to contact me when I?m home alone at night.?
Yalnız Julie Delpy ne çökmüş arkadaş, dağınık ev kadını olmuş resmen.