12 yıl önce
Korkuyorum Anne filmine yorum yazdı:
Serseri Mayınlar filmine yorum yazdı:
İnsanları oldukları gibi kabul etmeliyiz demeye gerek görmüyorum bile. Ferzan Özpetek bizi yine İtalya`da sıcacık bir yolculuğa çıkarmış. Filmi izledikten sonra Lecce`ye gidip filmdeki müzikler eşliğinde gezesim geldi (zaten ne zaman Fransız veya İtalyan filmi izlesem olur öyle:) ) Tüm bunların yanında oyunculukların çok iyi olduğunu söylemeden geçmeyim
Puanım: 9
Sona Doğru filmine yorum yazdı:
Belliki abimiz görmüş geçirmiş biri o kadar başına gelen şeye rağmen panik stres yapmadan işlerini yürütebildi. Benzeri filmlerde hayatta kalmak için bir amaç olur genellikle bu filmde bunu göremiyoruz ya da bilmiyoruz filmin cezbedici tarafı bence bu. Ancakfilmin başında tekneye konteyner çarpıyor abi uyanmıyor konteyner`ın düştüğü gemi nerde ya da o konteyner niye batmamış bota çarpmış? Ayrıca hadi ilk geçen gemiyi anladım görmediniz 2. geminin görmemesi çok saçma olmuşbunları sağlam bir temele oturtsalardı keşke film imdb den aldığı puanı hak ederdi.
Filmde diyalog olmamasına rağmen akıcı bir film.
Puanım: 5
Gizli Hakikatler filmine yorum yazdı:
Filmdeki oyunculuklara denecek laf yok gayet başarılı. Film bize kitaplardan okuduğumuz, bildiğimiz Freud`u çok güzel anlatmış. Sadece Freud hakkında bu kadarını bilsek çok güzel film yapmışlar gerçekten gizli hakikatleri ortaya çıkarmışlar diyebilirim. Gel gelelim işin aslı biraz daha farklı .
ALINTIDIR
Üstün Öngel
Gerçeğe Tecavüz (06.11.2006)
... Freud'un Büyük Geri Adımı/
Psikanalizin kurucusu Freud, 21 Nisan 1896'da, Viyana Psikiyatri ve Nöroloji Topluluğu önünde meslekdaşlarına hitaben 'Histerinin Nedenleri' (Ueber die Aetiologie der Histerie) başlıklı bir konuşma yapar. Bu konuşmada baştan sona, yetişkinlerin (babaların) çocuklara (kız çocuklarına) yönelik cinsel taciz, suistimal ve tecavüzleri üzerinde durur. Histeriye yol açan temel nedenin çocuklukta yaşanan cinsel içerikli travmalar (örselenmeler) olduğunu savunur. Fransa'da bulunduğu yıllarda babalarının tecavüzü sonucu hayatlarını kaybetmiş kız çocuklarının otopsilerine girmiş, sonraki yıllarda da kendisine psikanalize ... DevamıFilmdeki oyunculuklara denecek laf yok gayet başarılı. Film bize kitaplardan okuduğumuz, bildiğimiz Freud`u çok güzel anlatmış. Sadece Freud hakkında bu kadarını bilsek çok güzel film yapmışlar gerçekten gizli hakikatleri ortaya çıkarmışlar diyebilirim. Gel gelelim işin aslı biraz daha farklı .
ALINTIDIR
Üstün Öngel
Gerçeğe Tecavüz (06.11.2006)
... Freud'un Büyük Geri Adımı/
Psikanalizin kurucusu Freud, 21 Nisan 1896'da, Viyana Psikiyatri ve Nöroloji Topluluğu önünde meslekdaşlarına hitaben 'Histerinin Nedenleri' (Ueber die Aetiologie der Histerie) başlıklı bir konuşma yapar. Bu konuşmada baştan sona, yetişkinlerin (babaların) çocuklara (kız çocuklarına) yönelik cinsel taciz, suistimal ve tecavüzleri üzerinde durur. Histeriye yol açan temel nedenin çocuklukta yaşanan cinsel içerikli travmalar (örselenmeler) olduğunu savunur. Fransa'da bulunduğu yıllarda babalarının tecavüzü sonucu hayatlarını kaybetmiş kız çocuklarının otopsilerine girmiş, sonraki yıllarda da kendisine psikanalize gelen kadınların birçoğundan çocukluk yıllarına ait cinsel taciz ve tecavüz anıları dinlemiştir. İşte 1896'da yaptığı konuşma bu bulgulara, 'somut gerçeklere' dayanır.
Konuşmasını bitirdiğinde, salonda buz gibi bir hava eser. Meslekdaşlarının tepkisi, o günle sınırlı kalmaz. Konuşmayı takip eden yıllarda, Freud tam anlamıyla tecrit edilir, kimse ona 'hasta' yollamaz, ailesinin geçimini sağlayamaz hale gelir. Freud, tecrit edilmişliğin ağır yükü, taciz ve tecavüz hikayelerinin sayısal fazlalığını mantığına sığdıramaması, ve çocukluğunda kendisini ezen babasına da 'sapık' demek zorunda kalacağı korkusuyla, 1902 yılında çok büyük bir geri adım atar: Yaşanmış cinsel taciz ve tecavüzlerin, insanların (kadınların) hayal dünyasında oluştuğunu söyler. Bunlar sadece fantezidir, gerçek değil. Altı yıl önceki konuşmasında savunduğu görüşler basit bir yanılgıdan ibarettir. 1901'de kaleme aldığı, fakat ancak 1905 yılında yayımladığı, 'Dora Vakası' hakkındaki makalede, yetişkinlerin çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüzlerine artık inanmadığını, kadınların çocukluk dönemine ilişkin bu cinsel fiilleri 'hayal ettiklerini' umuma karşı da ifade eder. Kabahat yetişkinlerin omuzundan alınmış, çocukların sırtına yüklenmiştir.
Oysa, tam da fantezi kuramının başlangıç örneği olarak sunduğu Dora Vakası bile gösterir ki, aslında Dora, babasının arkadaşının cinsel tacizine uğramıştır (babasının da arkadaşının karısıyla ilişkisi vardır). Zaten Dora, uğradığı cinsel tacize inanmayarak kendisine ikinci kez travma yaşatan Freud'la görüşmeye devam etmez. 'Tedavi' tamamlanamaz. Freud, Dora'yı 'iyileştiremez', hayal ürünü olduğunu iddia ettiği cinsel taciz anısından Dora'yı kurtaramaz. Dora'nın anlattıklarının gerçek olabileceğine hiç ihtimal vermez, zira oluşturmaya başladığı psikanaliz kuramının temel önermelerine uymaz böylesi bir kabul (bunu kabul etse, örneğin ödipus kompleksi geçerliliğini yitirecektir).
Ardından 1911'de 'Schreber Vakası' gelir. Paranoya teşhisi ile uzun süre tımarhaneye kapatılmış Almanya'da Baş Yargıçlık yapan Paul Schreber hakkında, Schreber'i bir kez bile görmeden, sadece Schreber'in 'Anılar'ını okuyup, Schreber'in babasını 'kusursuz bir baba' diye niteleyerek, Freud, Schreber Vakasını psikanaliz öğretisi ışığında inceler ve Schreber'in paranoyasının fantezilere dayandığını söyler. Oysa sonradan anlaşılır ki, Schreber'in 'kusursuz' babası, kelimenin tam anlamıyla bir işkencecidir. Oğlunu 'adam etmek' için geceleyin yatağa bağlamaktan tutun da, çene ve dişlerin uygun gelişimi adına çocuğun başına sabitlenen bir çene bandı ve kask takmaya kadar, fiziksel şiddet uygulamıştır bu 'kusursuz baba'.
Freud, Schreber Vakasına, mimarı olduğu psikanaliz öğretisi olguya nasıl bakmayı öngörüyorsa, öyle bakar. Olguyu inkar eder. Gerçeğe tecavüzün psikanalizcesini sunar insanlığa.
Sandor Ferenczi/
Yıllardır Freud'un yakın çevresinde yer alan Macar psikanalist Sandor Ferenczi, Freud'un 1896'da savunup sonradan örtbas ettiği çocuğa yönelik cinsel taciz ve tecavüz gerçeğini, 1932'de Uluslararası Psikanaliz Kongresinde yaptığı konuşmada yeniden gündeme getirir. Psikanalist ile 'hastanın' seans anında rolleri değiştirdikleri 'karşılıklı analiz' gibi bu alanda çok önemli arayışların da içine giren Ferenczi (bu arayışlarını ancak 1985'te Fransa'da yayımlanan günlüğünden öğrenebiliriz), psikanaliz seanslarında cinsel taciz ve tecavüz anılarına öyle sık rastlar ki, bunların fantezi değil, gerçek olduğuna inanmaya başlar. Ortada, psikanaliz öğretisinin fevkalade yanlış bir yönlendirmesi vardır. Kimse ebeveyniyle cinsel ilişki kurmayı hayal ediyor değildir; ebeveynler (babalar), çocukları taciz etmekte, çocuklara manevi/fiziksel/cinsel anlamda tecavüz etmektedirler.
Ferenczi'nin bu karşı çıkışı, 1896'da aynı türden bir konuşma yapan Freud'un nasıl bir anlamda başını yemişse, 1932'de de Ferenczi'nin başını yer. Freud, 36 yıl önce kendisine reva görüleni, Ferenczi'ye reva görür, yanından uzaklaştırır, dışlar, aforoz eder. Ferenczi bir yıl sonra, muhtemelen kahrından ölür. Çalışması uzun zaman sonra yayımlanır.
Yıllar sonra 1980'lerin başında, Türkiye'de neredeyse hiç tanınmayan Jeffrey Masson adında bir araştırmacı, Freud'un sansürlenmiş mektuplarının tamamını da yayımlayarak, bu konuya yeniden döner. Freud'un temel savlarını çürütecek çok kuvvetli verilerle, hem çocuk tecavüzlerini hem de psikanalizin ve psikoterapinin çocuk tecavüzleri başta olmak üzere gerçek yaşam sorunlarına nasıl sırtını döndüğünü tartışır. Onun akıbeti de, aynen Ferenczi gibi olur. O da aforoz edilir.
1999 Nisan'ında, Adana'da gerçekleşen Çocuk Psikiyatrisi Kongresi'nde, davetli konuşmacı olarak yaptığım 'Terapisiz Yardım' başlıklı konuşmayla, benim bilebildiğim kadarıyla, bu konuyu -Freud'un çocuk tecavüzleri gerçeğini örtbas edişini ve psikiyatri/psikoterapi/klinik psikoloji camiasının gerçek yaşam sorunlarına duyarsızlığını- Türkiye'de umumun ortasında muhtemelen ilk kez dile getiren kişi olduğumda, benim akıbetim de Ferenczi ve Masson gibi olur. Psikiyatristler can havliyle kürsüyü işgal ederler, mikrofonu elimden alarak konuşmamı engellemeye çalışırlar....
yazının tamamını internette bulabilirsiniz.
Puanım: 4
Zamanda Aşk filmine yorum yazdı:
Hayatımızı sorgulamamızı sağlayan/tavsiye eden bir film daha. Filmin içine zamanda yolculuk fikrini koymak benzerlerinden farklı yanıydı. Ayrıca İskoçya`nın doğal güzelliklerini görmek çok hoştu.
Filmin ilk başındaki tempo izleyicide bir beklenti yaratıyor ancak yarısından sonra hız kesmesi seyir keyfini olumsuz etkiliyor.
Puanım: 7
Iron Man & Hulk: Heroes United filmine yorum yazdı:
O kadar süper kahraman animasyonu izledim maalesef izlediğim en kötüsü bu film. Görsellik olarak türdeşlerinin oldukça altında kalıyor Senaryo kısmında zaten Marvel animasyonlarından pek bir beklentim yok ancak bu filmde kendi seviyelerini iyice düşürmüşler. Stark`ın esprileri olmazsa hiç izlenecek değil.
Puanım: 4
Cennetin Kapısı filmine yorum yazdı:
Filmin ilk bölümü birçok kişinin aksine benim çok hoşuma gitti görsellik olarak.
Ağır ilerlemesi konusunda ise söylenecek pek bir şey yok ama filmin süresinin kısa olması bunu ortadan kaldırıyor.
Din adına yapılan savaşlar tarihin her döneminde olmuştur maalesef olmaya deva edecek gibi görünüyor. Ancak bunun arkasında din ile birlikte ekonomik bir beklenti ve çıkar her zaman bulabiliriz. Bk. Haçlı Seferleri ya da İstanbulun Fethi.Filmde bize bunun mesajını veriyor. Bunun yanında Tek Göz`ün işlediği günahlardan kurtulmak için bir arayışta olduğunu Valhalla`ya ulaşmak için çocuğu kullandığını söyleyebiliriz.
Filmin abartılacak bir yanı olduğunu düşünmemekle birlikte öyle yerin dibine gömüleceğinide zannetmiyorum. Mads Mikkelsen`in oyunculuğu yine zirveye çıkmış.
Puanım: 6
Videodrome filmine yorum yazdı:
Maalesef geldiğimiz nokta bu filme yakın.
Etrafımdaki insanlara baktığım zaman bir gruplaşma görüyorum televizyonun başından kalkamayanlar ve hiç izlemeyenler. Ancak bu hiç izlemeyenler bile bir şekilde televizyonda olan biten her şeyi biliyor. Çok garip durum bu bana kalırsa.
Trt ya da özel yayın organlarına bakınca içlerindeki çürümüşlük son 5 yıldır artık küf tutmuş rahatsız ediyor beni. Ya hiçbir anlamı olmayan programlar diziler ya da kanalın sahibinin o dönem kimle çıkarı uyuşuyorsa onu gözeten tartışma haber programları (istisna yok mudur elbet olabilir)
Film yapısı itibariyle herkese hitap etmeyebilir ancak zamanının üstünde görsel efektleriyle ve insana aslında bildiği şeyleri biraz abartılı, biraz detaylı şekilde hatırlatıp düşündüren hoş bir film.
Puanım: 8
İz Sürücü filmine yorum yazdı:
Sanırım her izleyenin farklı anlamlar çıkardığı bir film bu (güzelliğide burada aslında).
Benim bu filmden çıkardığım ilk şey insanların her zaman kendilerini kurtarmak/rahatlatmak için doğaüstü bir güçten yardım beklemesi. İkincisi ise ilkinin devamı olarak sonuçlarını bile bilmediğimiz bir şeye nasıl körü körüne inanırız ve onu nasıl mitleştirip hiç olamayan kurallar ithaf edebiliriz. Bu sorunun cevabını yine onun (insanın) yazılımında buluyorum insan doğuştan bir anlam arayışı peşindedir. Zaten bu anlam arayışı onu diğer canlılardan ayıran özelliğidir.
Filmin son kısmında olanlar için ise yorum yapamıyorum maalesef. Birisi beni aydınlatırsa sevinirim.
Bu kadar düşündürücü bir film olmasına rağmen izlerken sıkıldığım anlar oldu, aradığım bir şeyi bulamadım. (ancak neyi aradığımı bilmiyorum)
Puanım: 7
Step Up Revolution filmine yorum yazdı:
Seriyi öyle bir hale getirmişlerdir ki filmin adı gibi devrim olmuş. Öncelikle senaryo olarak diğer 3 filmden farklı ve türdeşlerine göre yaratıcı olması en büyük artısı. Bunların yanında bu filmdeki koreografiler diğer filmlere göre çok iyiydi. İlk defa bir dans filmini arşivime ekliyorum.
Puanım: 9
İzlediğim bütün Reha Erdem filmlerinde olduğu gibi bu filmde daha 15-20 dk kısa olsa izleyici açısından daha güzel olabilirdi.
Puanım: 7