R
9 yıl önce
Shot Caller filmine yorum yazdı:
Başkalarının Hayatı filmine yorum yazdı:
Başrol inanılmaz, Ulrich Mühe,o nasıl bir soğukkanlılıktır. Aslında bu hayatta yaptıklarımız hiçbir zaman istediğimiz boyutta bizi tatmin etmeyecek diyen bir filmdir bence. "Ama yine de güzel tek tük şey yakalama fırsatını belki buluruz günün birinde şayet birilerine ufak da olsa bir iyiliğimiz dokunabilmişse." Bunları söylüyor bize bu film. Bütün film boyunca abimizin o ceketi de kendisi ile bütünleşmişti. Ayrıca ucundan rap müzik dinleyenler, dinlemiş olanlar Batı Berlin'li Fuat Ergin 'in Kalbüm albümündeki Hep Aynı adlı şarkıda bu filmdeki "Gabriel Yared- I'm Martha OST #7 " adlı müziği kullandığını farketmişlerdir. Cidden filmle müthiş uyumlu bu müzik. O gerilimle çok iyi örtüşüyor.
Rampart filmine yorum yazdı:
Ayrıca bu filmdeki şu detayı da paylaşmak isterim; uzun bir süre araba kullandıktan sonra arabadan indiğinizde hava sıcaksa sırtınız terden sırılsıklam olur. Çünkü sırtınızı yaslayarak araba kullanırsınız. Burada da bu detay düşünülmüş ve Woody Harrelson'ın sırtında bizlere sunulmuş. Önemli.
Top of the Lake dizisine yorum yazdı:
"Yeni Zelanda'da yaşarım ben!" gibi düşünceleri olan minimal dimağları "acaba !" diye düşündüren usta işi bir yapım olmuş. Mini dizi olduğu için her bünyeye; hem film sevenlere hem de uzun diziye başlamakta zorluk çekenlere uygundur. Küçük kasabada çetrefilli olaylar ilgi çekici olmuştur zaten. Banshee'deki Proctor karakteri efsane bir karakterdi, burada da Matt Mitcham oturmuş. tabii ki ben Proctor abimizi ve son düğmesine kadar kapalı olan gömleğini tercih ederim. Ama Robin Griffin oldukça sevdiğim bir karakter olarak yerleşti. Kadın karakterler arasında ilk başlara yerleştirdim ben kendisini. Zira duruşu, yarım ağız glmeye çalışması, içinin kan ağlaması, dellenmesi, yaşadığı onca şeye rağmen hayata tutunmaya çalışması, bu durumda kalabilecek herkese yardım edebileceği yönde eğitim alması ve tüm zorluklara rağmen onları koruma çabası... Sıkıntıları atmaya çalışma yöntemi ve herkesle korkusuzca çarpışması ... Gönlümüzü fethetti desek yeridir. Fakat burada da yine nedense bir kıyaslama ... Devamı"Yeni Zelanda'da yaşarım ben!" gibi düşünceleri olan minimal dimağları "acaba !" diye düşündüren usta işi bir yapım olmuş. Mini dizi olduğu için her bünyeye; hem film sevenlere hem de uzun diziye başlamakta zorluk çekenlere uygundur. Küçük kasabada çetrefilli olaylar ilgi çekici olmuştur zaten. Banshee'deki Proctor karakteri efsane bir karakterdi, burada da Matt Mitcham oturmuş. tabii ki ben Proctor abimizi ve son düğmesine kadar kapalı olan gömleğini tercih ederim. Ama Robin Griffin oldukça sevdiğim bir karakter olarak yerleşti. Kadın karakterler arasında ilk başlara yerleştirdim ben kendisini. Zira duruşu, yarım ağız glmeye çalışması, içinin kan ağlaması, dellenmesi, yaşadığı onca şeye rağmen hayata tutunmaya çalışması, bu durumda kalabilecek herkese yardım edebileceği yönde eğitim alması ve tüm zorluklara rağmen onları koruma çabası... Sıkıntıları atmaya çalışma yöntemi ve herkesle korkusuzca çarpışması ... Gönlümüzü fethetti desek yeridir. Fakat burada da yine nedense bir kıyaslama söz konusu olacak tarafımdan ve Bron/Broen dizisindeki her şeyimiz Saga Noren - Landskrim Malmö her zaman bir adım önde olacaktır biline ! Velhasıl Robin'in , Saga Noren ile aynı saflarda yer alması da onun ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor zannımca.
İzleyiniz lütfen.
Windstruck filmine yorum yazdı:
Yalnız Güney Kore filmlerinde, neredeyse her türden filmde, vazgeçilmez birkaç unsur her zaman göze çarpıyor :
1- "Yemek yemek" kadını-erkeği-büyüğü- küçüğü demeden bir ritüel. Yeri geliyor, adam çok değer vermediği karısı ile ilişkiye giriyor ve yarım bıraktığı yemeği aynı iştahla yiyor, yani karısına önündeki yemekten daha az değer veriyor ve bu gözler önüne seriliyor.
Bu filmde de kız, erkek, çocuk farketmiyor ve yedikleri yemeği iştahla lüpletirlerken ağızlarını da açık tutmaktan hiç mi hiç imtina etmiyorlar.
2-"Asker" neredeyse her filmde askerler var. Alakasız noktalarda dahi karşımıza çıkıyor. Mesela I saw the devil filminde ve bu filmde karşımıza çıkan askeri araçlar normal şartlarda beklenti dahilinde olmaz.
3- "Anne" kavramına vurgu yapıldığı da çok göze çarpmıştır. Belki bu filmde yoktu ama çoğu filmde bahsi geçiyor.
Bu filmde de öğretmenin ikizlerden birinin kafasına vurduğu sahnede sesli güldüm. Elini ayarlayışı, sinsice yaklaşırkenki surat ifadesi ve tokadı geçirişi ... DevamıYalnız Güney Kore filmlerinde, neredeyse her türden filmde, vazgeçilmez birkaç unsur her zaman göze çarpıyor :
1- "Yemek yemek" kadını-erkeği-büyüğü- küçüğü demeden bir ritüel. Yeri geliyor, adam çok değer vermediği karısı ile ilişkiye giriyor ve yarım bıraktığı yemeği aynı iştahla yiyor, yani karısına önündeki yemekten daha az değer veriyor ve bu gözler önüne seriliyor.
Bu filmde de kız, erkek, çocuk farketmiyor ve yedikleri yemeği iştahla lüpletirlerken ağızlarını da açık tutmaktan hiç mi hiç imtina etmiyorlar.
2-"Asker" neredeyse her filmde askerler var. Alakasız noktalarda dahi karşımıza çıkıyor. Mesela I saw the devil filminde ve bu filmde karşımıza çıkan askeri araçlar normal şartlarda beklenti dahilinde olmaz.
3- "Anne" kavramına vurgu yapıldığı da çok göze çarpmıştır. Belki bu filmde yoktu ama çoğu filmde bahsi geçiyor.
Bu filmde de öğretmenin ikizlerden birinin kafasına vurduğu sahnede sesli güldüm. Elini ayarlayışı, sinsice yaklaşırkenki surat ifadesi ve tokadı geçirişi muhteşemdi.
Şeytanı Gördüm filmine yorum yazdı:
Psikopatlığın sınırılarını zorlayan iki karakter intikamın da sınırlarını zorluyorlar. Filmde ayrıca bokunda boncuk bulmaya örnek teşkil eden bir sahne de mevcut :)
Smoke & Mirrors filmine yorum yazdı:
Paco Bey size büyük saygı duydum. Katekulli de sınır tanımıyordunuz ve sakinliğinizi her daim koruyordunuz. El Pilot'un yani Jose Coronado'nun oynadığı Contratiempo, La Caja 507 filmleri de süperdi. Ama abimiz esas şu filmde uçuyordu : No Habra Paz Para Los Malvados. İzleyiniz bunları da ;)
Ruhların Kaçışı filmine yorum yazdı:
çok güzeldi, ben de oldukça geç izleyenlerdenim. Verdiği mesajlardan biri ve benim hayata bakışıma göre en önemlisi şuydu :
"Bir arkadaşınıza, sevdiğiniz birine, yardıma ihtiyacı olduğunda, siz ne kadar zor durumda da olsanız, hatta ona yardım etmeniz imkansız gibi gözükse de ve hatta hatta yardım etmenizi engellemek için ya da kendi çıkarları için size aklınıza hayalinize gelemeyecek derecede önemli ve büyük faydalar, güzellikler sunsalar dahi o arkadaşınıza yardım etmeyi tercih edin."
Yani kısacası; iyilik yap denize at, balık bulmazsa Halik bulur.
Polis filmine yorum yazdı:
An itibariyle izlediğim filmde Haluk Bilginer'in büyük oğlu Nihat karakterinin piknikte bile üstündeki çocuk polisi yeleğini çıkartmıyor oluşu - ki zaten film boyu hep üstünde- bir makam sahibi olan, aslında beş para etmeyecek tiplerin bu makamı devamlı kullandıklarını vurguluyor. Hatta aynı karakterin filmin başında kendi çocuğunun yaptığı kendince bir yanlıştan dolayı çocuğunu dövüyor oluşu da her türden sıkıntı yaşayan/yaşayacak bütün çocukları mesleki anlamda da ne biçim döveceğini gösteriyordu ki o konuyla ilgili meslektaşlarına da küfürlü bir anlatımda bulunuyor ilerleyen bölümlerde. Bu iki kısım bile etkileyici göndermelerdi bana kalırsa. Ceza'nın girişte söylediği sitem adlı şarkıdaki şu söz de çok hoşuma gider yıllardır :
Sıranı beklerken büyür şans beynindeki bir ur gibi,
Hayat bazen de tatlı bir güzele yapılmış bir kur gibi.
Köpek Dişi filmine yorum yazdı:
"Baskılar kötüdür, sınırlanmak kötüdür." diyor bize. At gözlüklerine sahip olanların bu baskıyı, bu sınırlamayı sonuna kadar uyguladığını ve buna genelde itaat ettiğimizi, etmek zorunda kaldığımızı, ama aslında bir farkedebilsek; o boşluk en zor yol da olsa oradan sıyrılmak isteyeceğimizi, ancak bunu başarıp başaramayacağımızın belirsiz olduğunu anlatan bir filmdi.
The fact is we're all started out as someone's little angel. And then place like this forces us become warriors or victims. Aslında, başta hepimiz birilerinin küçük meleğiydik. Ve böyle bir yer, bizi savaşçı veya kurban olmaya zorluyor.