Öncelikle filmin künyesinden hafifçe bahsedelim. Film 2011 yapımı bir Amerikan. Kendilerine The Vicious Brothers diyen Colin Minihan ve Stuart Ortiz ikilisinin ilk uzun metraj deneyimi. Filmin genel amacına uygun olarak adı duyulmamış oyuncularla çalışmışlar. Şimdi de gelelim filmimize
Bugüne kadar izlediğimiz -bu tarz- korku filmlerinin çoğunda hayaletler ya da ruhlar ya da her neyseler, kurbanlarıyla adeta dalga geçercesine onlara hiç görünmeden korkutmayı ve öldürmeyi başarıyordu. Kendini göstermek yerine nesneleri hareket ettirmeyi seçen, kapı aralığından gül yüzünü azıcık uzatan, genelde koridorların sonunda arkası dönük vaziyette bekleyen hayaletlere alışığız. İşte bu film de onlardan biri, en azından ilk 45 dakikasında
Kahramanlarımız bir reality show programının çekim ekibi ve çok tutulan dizilerinin 6. bölümünü çekecekler. Ama ondan önce filmin en başında, programın yapımcısı olan bir beyef... Devamı
Mezarda Kiminle Buluşmayı Bekliyordunuz Ki?
Öncelikle filmin künyesinden hafifçe bahsedelim. Film 2011 yapımı bir Amerikan. Kendilerine The Vicious Brothers diyen Colin Minihan ve Stuart Ortiz ikilisinin ilk uzun metraj deneyimi. Filmin genel amacına uygun olarak adı duyulmamış oyuncularla çalışmışlar. Şimdi de gelelim filmimize
Bugüne kadar izlediğimiz -bu tarz- korku filmlerinin çoğunda hayaletler ya da ruhlar ya da her neyseler, kurbanlarıyla adeta dalga geçercesine onlara hiç görünmeden korkutmayı ve öldürmeyi başarıyordu. Kendini göstermek yerine nesneleri hareket ettirmeyi seçen, kapı aralığından gül yüzünü azıcık uzatan, genelde koridorların sonunda arkası dönük vaziyette bekleyen hayaletlere alışığız. İşte bu film de onlardan biri, en azından ilk 45 dakikasında
Kahramanlarımız bir reality show programının çekim ekibi ve çok tutulan dizilerinin 6. bölümünü çekecekler. Ama ondan önce filmin en başında, programın yapımcısı olan bir beyefendi arz-ı endam ediyor ve birazdan izleyeceğimiz görüntülerin gerçek olduğunu, üzerinde oynanmadığını, sadece zaman olarak kısaltmak için montajlandığını söylüyor. Filmi daha inandırıcı kılmak adına yapılan bu girizgahın çok gereksiz ve bir o kadar da inandırıcılıktan uzak olduğunu hemen söyleyelim.
Bu bölümde inceleyecekleri yer yıllar önce terk edilmiş ve hakkında çeşitli söylentiler olan bir akıl hastanesi. Ekip gündüz vakti mekana varıyor ve çevredeki insanlarla röportaj yapmaya başlıyor. Bu noktada filmin yerini bulmayan bir medya eleştirisi yapmaya çalıştığını da ekleyelim. Sonuç olarak dış çekimlerini tamamlıyorlar ve hastanenin içine giriyorlar. Burada ekip başımızın dahiyane fikriyle kendilerini içeriye kitliyorlar ve sabah altıda gelmesini söyleyerek bekçiyi gönderiyorlar.
Hastanenin ortamı gerçekten korkutucu. Yani mekan seçimi yerinde. Ekibimiz hastaneyi gezerken doğaüstü olaylar da yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Bunları burada yazıp izlemeyenlerin beni anmasını istemiyorum ancak odada sıkıştıkları bir sahne var ki bu tarz filmler içinde efsane olabilecek nitelikte.
Filmin benzerlerine göre bir avantajı var. Giriş kısmını çok uzun tutmadan hemen asıl olaya geçiyor, yani en azından seyirci için durum böyle. Olayları ekibin kamerasından izlediğimiz için olayların başlangıcına tanık oluyoruz. Ekip ise kendi çektiği görüntüleri izlemeyi çok sonra akıl ettiği için bir süre mantıklı açıklamalar bulmaya çalışıyor. Bir diğer artı puan da ekibin -doğal olarak bizim de- neyle karşılaştığını açık seçik görmesi. Yani ruh mudur, hayalet midir her neyse ekip bunlarla birebir göz göze geliyor, hem de son beş dakika değil, filmin yarısından itibaren. Genç yönetmenler böyle bir seçim yaparak büyük bir risk alsa da aslında daha büyük bir riskten kurtulduklarını söylemek mümkün. Bu tarz filmlerin çoğunda son beş dakikaya kadar gizemi korumak adına gösterilmeyen doğaüstü varlıklar, o ana kadar seyircinin zihninde bir şekil bulmuş oluyor. Bu yüzden filmin sonuna kadar bekleyen izleyici sonunda da mükemmel bir yaratıcılık görmek istiyor ve çoğu zaman da öyle olmadığı için filmin bıraktığı tat kötü oluyor. Bu açıdan yönetmenlerin cesurca kararı onları büyük bir sorumluluktan kurtarıyor.
Film içinde akıllarda yer edecek sahneler ve bir dolu gönderme mevcut. Örneğin yıllar önce hastanede deneyler yapan doktorun soyadı Friedkin; The Exorcist filminin usta yönetmeni William Friedkini hatırlayalım .Üstelik yönetmenlerimiz The Exorcist sevdası bununla da kalmıyor, hayaletlerin kendilerini fark ettirme şekillerinden biri de ustaya saygı duruşu niteliğinde. Ancak Lanetli Tepe göndermesi de biraz abartılı olmuş denilebilir.
Sonuç itibariyle konusunun çok orijinal olmamasına, bir dolu filmi akla getirerek kendini bulamamasına, gereksiz göndermelere yer vermiş olmasına rağmen The Grave Encounters, yönetmenlerinin aldığı risk ve yaratıcı sahneleri sayesinde ortalamanın üzerine çıkmayı başarıyor.
Öncelikle filmin künyesinden hafifçe bahsedelim. Film 2011 yapımı bir Amerikan. Kendilerine The Vicious Brothers diyen Colin Minihan ve Stuart Ortiz ikilisinin ilk uzun metraj deneyimi. Filmin genel amacına uygun olarak adı duyulmamış oyuncularla çalışmışlar. Şimdi de gelelim filmimize
Bugüne kadar izlediğimiz -bu tarz- korku filmlerinin çoğunda hayaletler ya da ruhlar ya da her neyseler, kurbanlarıyla adeta dalga geçercesine onlara hiç görünmeden korkutmayı ve öldürmeyi başarıyordu. Kendini göstermek yerine nesneleri hareket ettirmeyi seçen, kapı aralığından gül yüzünü azıcık uzatan, genelde koridorların sonunda arkası dönük vaziyette bekleyen hayaletlere alışığız. İşte bu film de onlardan biri, en azından ilk 45 dakikasında
Kahramanlarımız bir reality show programının çekim ekibi ve çok tutulan dizilerinin 6. bölümünü çekecekler. Ama ondan önce filmin en başında, programın yapımcısı olan bir beyef ... Devamı
Öncelikle filmin künyesinden hafifçe bahsedelim. Film 2011 yapımı bir Amerikan. Kendilerine The Vicious Brothers diyen Colin Minihan ve Stuart Ortiz ikilisinin ilk uzun metraj deneyimi. Filmin genel amacına uygun olarak adı duyulmamış oyuncularla çalışmışlar. Şimdi de gelelim filmimize
Bugüne kadar izlediğimiz -bu tarz- korku filmlerinin çoğunda hayaletler ya da ruhlar ya da her neyseler, kurbanlarıyla adeta dalga geçercesine onlara hiç görünmeden korkutmayı ve öldürmeyi başarıyordu. Kendini göstermek yerine nesneleri hareket ettirmeyi seçen, kapı aralığından gül yüzünü azıcık uzatan, genelde koridorların sonunda arkası dönük vaziyette bekleyen hayaletlere alışığız. İşte bu film de onlardan biri, en azından ilk 45 dakikasında
Kahramanlarımız bir reality show programının çekim ekibi ve çok tutulan dizilerinin 6. bölümünü çekecekler. Ama ondan önce filmin en başında, programın yapımcısı olan bir beyefendi arz-ı endam ediyor ve birazdan izleyeceğimiz görüntülerin gerçek olduğunu, üzerinde oynanmadığını, sadece zaman olarak kısaltmak için montajlandığını söylüyor. Filmi daha inandırıcı kılmak adına yapılan bu girizgahın çok gereksiz ve bir o kadar da inandırıcılıktan uzak olduğunu hemen söyleyelim.
Bu bölümde inceleyecekleri yer yıllar önce terk edilmiş ve hakkında çeşitli söylentiler olan bir akıl hastanesi. Ekip gündüz vakti mekana varıyor ve çevredeki insanlarla röportaj yapmaya başlıyor. Bu noktada filmin yerini bulmayan bir medya eleştirisi yapmaya çalıştığını da ekleyelim. Sonuç olarak dış çekimlerini tamamlıyorlar ve hastanenin içine giriyorlar. Burada ekip başımızın dahiyane fikriyle kendilerini içeriye kitliyorlar ve sabah altıda gelmesini söyleyerek bekçiyi gönderiyorlar.
Hastanenin ortamı gerçekten korkutucu. Yani mekan seçimi yerinde. Ekibimiz hastaneyi gezerken doğaüstü olaylar da yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Bunları burada yazıp izlemeyenlerin beni anmasını istemiyorum ancak odada sıkıştıkları bir sahne var ki bu tarz filmler içinde efsane olabilecek nitelikte.
Filmin benzerlerine göre bir avantajı var. Giriş kısmını çok uzun tutmadan hemen asıl olaya geçiyor, yani en azından seyirci için durum böyle. Olayları ekibin kamerasından izlediğimiz için olayların başlangıcına tanık oluyoruz. Ekip ise kendi çektiği görüntüleri izlemeyi çok sonra akıl ettiği için bir süre mantıklı açıklamalar bulmaya çalışıyor. Bir diğer artı puan da ekibin -doğal olarak bizim de- neyle karşılaştığını açık seçik görmesi. Yani ruh mudur, hayalet midir her neyse ekip bunlarla birebir göz göze geliyor, hem de son beş dakika değil, filmin yarısından itibaren. Genç yönetmenler böyle bir seçim yaparak büyük bir risk alsa da aslında daha büyük bir riskten kurtulduklarını söylemek mümkün. Bu tarz filmlerin çoğunda son beş dakikaya kadar gizemi korumak adına gösterilmeyen doğaüstü varlıklar, o ana kadar seyircinin zihninde bir şekil bulmuş oluyor. Bu yüzden filmin sonuna kadar bekleyen izleyici sonunda da mükemmel bir yaratıcılık görmek istiyor ve çoğu zaman da öyle olmadığı için filmin bıraktığı tat kötü oluyor. Bu açıdan yönetmenlerin cesurca kararı onları büyük bir sorumluluktan kurtarıyor.
Film içinde akıllarda yer edecek sahneler ve bir dolu gönderme mevcut. Örneğin yıllar önce hastanede deneyler yapan doktorun soyadı Friedkin; The Exorcist filminin usta yönetmeni William Friedkini hatırlayalım .Üstelik yönetmenlerimiz The Exorcist sevdası bununla da kalmıyor, hayaletlerin kendilerini fark ettirme şekillerinden biri de ustaya saygı duruşu niteliğinde. Ancak Lanetli Tepe göndermesi de biraz abartılı olmuş denilebilir.
Sonuç itibariyle konusunun çok orijinal olmamasına, bir dolu filmi akla getirerek kendini bulamamasına, gereksiz göndermelere yer vermiş olmasına rağmen The Grave Encounters, yönetmenlerinin aldığı risk ve yaratıcı sahneleri sayesinde ortalamanın üzerine çıkmayı başarıyor.