4 yıl önce
Hayallerin Ötesinde filmine yorum yazdı:
Gözlerindeki Sır filmine yorum yazdı:
Kisaca;
Onemli olanin intikam degil tutku oldugunu dusunduren etkileyici bir film.
Izlenmeli
Kosmos filmine yorum yazdı:
Cok yonlu bir film, konusulacak, izlenilecek, dusunulecek cok yer vardi, kendimce bazilarini yazacağım, ardindan insanlarin ne dedigine bakacağım.
Karakter icin, iyi tirmanan, isinlanabilen, yaralari cabuk kapanan, oluyu diriltrn, diriyi saglikli hale getiren heros karakterivari bir karakterde diyen olabilir, daha farkli bir yorumla tasavvufi oldugunu zannettigim konusmalari ve eylemleriyle ermis kisi diyende olabilir. Kosmos mistik yaniyla filmin geneliyle birlikte izleyici tarafindan tutulacak bir karakter olmus ancak casting konusundaki tercihin isabetli olup olmadigina karar veremedim, oyuncu tercihi belki dogru olabilir ancak takindigi konusma tarzi, sesi, goze kulaga pek hos gelmedi dogrusu, ama olsun, degisikti.
Filmdeki bazi sahneler ilgi cekici ve dusundurucuydu, kosmosun konusmalari genel olarak dusundurucuydu ancak tayin olup oraya gelen, kosmosla sarisan kadinin, kosmosun sonradan tekrar sarilmak icin kadinin evine gittigi sahnede gecen konusma hostu, insanlarin cinselli ... DevamıCok yonlu bir film, konusulacak, izlenilecek, dusunulecek cok yer vardi, kendimce bazilarini yazacağım, ardindan insanlarin ne dedigine bakacağım.
Karakter icin, iyi tirmanan, isinlanabilen, yaralari cabuk kapanan, oluyu diriltrn, diriyi saglikli hale getiren heros karakterivari bir karakterde diyen olabilir, daha farkli bir yorumla tasavvufi oldugunu zannettigim konusmalari ve eylemleriyle ermis kisi diyende olabilir. Kosmos mistik yaniyla filmin geneliyle birlikte izleyici tarafindan tutulacak bir karakter olmus ancak casting konusundaki tercihin isabetli olup olmadigina karar veremedim, oyuncu tercihi belki dogru olabilir ancak takindigi konusma tarzi, sesi, goze kulaga pek hos gelmedi dogrusu, ama olsun, degisikti.
Filmdeki bazi sahneler ilgi cekici ve dusundurucuydu, kosmosun konusmalari genel olarak dusundurucuydu ancak tayin olup oraya gelen, kosmosla sarisan kadinin, kosmosun sonradan tekrar sarilmak icin kadinin evine gittigi sahnede gecen konusma hostu, insanlarin cinsellik ve bastan cikarilma ile ilgili dusuncelerini gormus olduk, kadin bastan cikarildigini ve hayvanlardan farkli olmadigina ofkelenirken, kozmoz hepimiz ayni bokuz insan ne ki demektedir.
Kosmos ile neptun arasindaki iliski ise son zamanlarda gordugum en tripli iliskiydi. Hayvan insan ayniligi uzerinde hikayeyi surekli besleyen yonetmen bu iliskide de buna cok egilmis ve ortaya ilginc bir sonuc cikmis. Baska sahnede de mekanin gorsel degerini, kosmos ile neptun un dere kenarinda birbirlerine oterek kur yaptiklari sahne vesilesiyle izleyebiliyoruz. Insanlarin hikmetin karsisinda diz cokebilmesi icin yuksek faydasina hizmet edilmesi gerektigini maalesef birkez daha gordum. Kosmos askla yanip tutusurken elinde sigara sonduruluyor, ancak pismanligi, yara tutmayinca goruluyor, ardindan insanlar yolunu kesip sifa dileniyor yada evini dolduruyor. Ve elbette insanin itikatinin ne kadar sarsilir ve beslenmeye muhtac oldugunu filmin baska anlarinda da gorebiliyoruz.
Kosmos'un olum ile ilgili soyledikleri de carpiciydi, insanin olumunun bircok seyi degersiz kildigini soylemesi hostu.
Filmin seslerine ozel ilgi gosterildigini film boyunca anlaya biliyorsunuz. Iyisiyle kotusuyle ugrasilmis ve filme farklilik kattigi anlar olmus. Son jenerige baktimda da seslerin filmin yonetmeni ve senaristi olan reha erdem tarafindan yapildigini goruyoruz.
Filmde Kars uzerinden ermeni sorunu ile ilgilide tespitlerede incelemelerde bulunmak mumkun, bu filmde, varolmayanin gosterilecegini dusunmedigim icin cokta fikrim olmayan meseleyle ilgili kars insani icinde neler oluyor gorebiliyoruz, otesinde ne anlatilmak isteniyor bilemiyorum.
------ Tamami olmasa da SPoiler icermektedir----
Hikayenin cok tekrara bagladigini dusunerek mi yapilmis nedir amaci bilemiyorum ama su ucak kazasi sahnesinin neye hizmet ettigini dogrusu anlayamadim, cocugun olumuyle ilgili mi bir baglanti var cozemedim, onun disinda hikayenin temposu fena degildi. Oyleki final sahnesinin basladigini anlayabildiginiz filmlerden olmus ve finalide anlamli buldum. Soyle birsey de olmus tabi, bu adam nereye gidicekti, muhtemelen burasi bir durakti, kosmos yoluna dustu ve gitti. Fınaldekı kare. rengıyle. gecısıyle. oykuselliği ile sahaneydı
Özgürlük filmine yorum yazdı:
Film İspanya iç savaşı süresince yaşananları bir rahibenin ekseninden zaman zaman başka karakterlere kaymalarla anlatıyor. Hikayenin anlatımında kullanılan mistik unsurlara pek anlam veremedim, filmi basitleştirdiğini düşündüm. Film büyük filmler arasında değil mütevazi sayılır, tabi figürasyon kullanımındaki yeterlilik ve özen durumu biraz toparlamış diyebilirim.
Filmi milliyetçi ve/veya dindar arkadaşlara izletip fikirlerini almak isterim, zira bu kavramlar üzerine cesur sahnelerle yürüyen test niteliği taşıyan film karşısında verilecek tepkiler tutarlılık gösterecek mi merak ediyorum.
İzleyicilerin göreceği sonlara doru yaşanan vahşet sahneleri izleyiciyi rahatsız edecek değerdeydi, fena bulmadım.
İspanya iç savaşı ile ilgili film izleyip bilgi sahibi olmak isteyen izleyici bu filmde, kadının iç savaş sırasında kendi örgütlenmesiyle yaşadığı mücadeleyi görebilecektir, onun dışında pek birşey bulamadım doğrusu. Ancak kadınların cephede savaşmak konusunda, üst kademenin baskılarına ... DevamıFilm İspanya iç savaşı süresince yaşananları bir rahibenin ekseninden zaman zaman başka karakterlere kaymalarla anlatıyor. Hikayenin anlatımında kullanılan mistik unsurlara pek anlam veremedim, filmi basitleştirdiğini düşündüm. Film büyük filmler arasında değil mütevazi sayılır, tabi figürasyon kullanımındaki yeterlilik ve özen durumu biraz toparlamış diyebilirim.
Filmi milliyetçi ve/veya dindar arkadaşlara izletip fikirlerini almak isterim, zira bu kavramlar üzerine cesur sahnelerle yürüyen test niteliği taşıyan film karşısında verilecek tepkiler tutarlılık gösterecek mi merak ediyorum.
İzleyicilerin göreceği sonlara doru yaşanan vahşet sahneleri izleyiciyi rahatsız edecek değerdeydi, fena bulmadım.
İspanya iç savaşı ile ilgili film izleyip bilgi sahibi olmak isteyen izleyici bu filmde, kadının iç savaş sırasında kendi örgütlenmesiyle yaşadığı mücadeleyi görebilecektir, onun dışında pek birşey bulamadım doğrusu. Ancak kadınların cephede savaşmak konusunda, üst kademenin baskılarına rağmen ısrarlarını takdir ettim. Ayrıca genelevdeki hayat kadınlarının durumunu atlamamak gerek, hikayeyi besleyen unsurlardan biri de buydu, yan hikayelerle hayat kadınlarının özgürleşmesi ve cephedeki halleri filmi biraz da olsa doldurmuş.
Novecento'da duyduğum italyan halk türkülerinin bende uyandırdığı his, bu filmde de ispanyol halk türküsünü duyunca uyandı, bu durum etkileyiciydi.
Genel olarak hoş bir film, ispanya iç savaşındaki kadınların duruşu ve anarşist cepheyle ilgili birşeyler izlemek isteyen arkadaşlara önerebilirim.
Tetro filmine yorum yazdı:
-Çok kısa özetle: Çok güçlü bir babanın fena ezdiği oğlunun hayatının kayar gibi olması ve sonrasında olanları anlatıyor, aslında başka şeyleri de anlatıyor da spoiler olur, çünkü filmde bir twist var tüm olayı oraya yıkmışlar, o yüzden özette zorlandım.-
Filmin yönetmeni, yapımcısı ve senaristi coppola, baş rolündede Vincent Gallo'yu görünce insan orda birşeyler var herhalde diyip filmi izlemeye niyetlenebiliyor. Bu niyetle başladığınız filmin Buenes Aires'de geçiyor olması, Tetro karakterinin (Vincent Gallo) gel gitli değişik bir tip olması izleyiciyi oyalıyor. Ancak Tetro'nun aslında düşünüldüğü kadar ilgi çekici olmadığını görmeye başladıktan sonra herhalde filmin biryerinde birşeyler olucaktır ve hikayenin vuruculuğu ortaya çıkacaktır diye filmin son yarım saatine girersiniz. Sonlara doğru birşeyler olur ancak o da beni tatmin etmedi doğrusu. Tüm filmi aklına gelen o twist için yapmadığını düşündüğüm Coppola ya istediği gibi bir film yapamamış yada başlangıçta zaten filmin bir ol ... Devamı-Çok kısa özetle: Çok güçlü bir babanın fena ezdiği oğlunun hayatının kayar gibi olması ve sonrasında olanları anlatıyor, aslında başka şeyleri de anlatıyor da spoiler olur, çünkü filmde bir twist var tüm olayı oraya yıkmışlar, o yüzden özette zorlandım.-
Filmin yönetmeni, yapımcısı ve senaristi coppola, baş rolündede Vincent Gallo'yu görünce insan orda birşeyler var herhalde diyip filmi izlemeye niyetlenebiliyor. Bu niyetle başladığınız filmin Buenes Aires'de geçiyor olması, Tetro karakterinin (Vincent Gallo) gel gitli değişik bir tip olması izleyiciyi oyalıyor. Ancak Tetro'nun aslında düşünüldüğü kadar ilgi çekici olmadığını görmeye başladıktan sonra herhalde filmin biryerinde birşeyler olucaktır ve hikayenin vuruculuğu ortaya çıkacaktır diye filmin son yarım saatine girersiniz. Sonlara doğru birşeyler olur ancak o da beni tatmin etmedi doğrusu. Tüm filmi aklına gelen o twist için yapmadığını düşündüğüm Coppola ya istediği gibi bir film yapamamış yada başlangıçta zaten filmin bir olayı yokmuş.
Bu arada bu dediklerim, farkedileceği gibi hikayeye ilişkin yorumlar olup, hikaye dışındaki unsurların kötü olmadığını belirtmek isterim. Ancak modern zamanda geçen filmlerin siyah beyaz yapılması durumuna pek uyum sağlayabilmiş biri olmamakla birlikte, kişinin aslında renki hayal edemeyeceği geçmişini renkli göstermesi değişik bir tercih olmuş, fakat ona da pek anlam veremedim.
Vincent Gallo ile ilgili ise maalesef kötü bir karakter oluşturulmuş ve şahsen beklentimi karşılayamadı. Buffalo'da biraz daha özgün bir karakterde izlediğim Gallo'yu burda da öyle olacaktır diye düşünmüştüm, yanılttı.
Sonuç olarak, Tetro yerine başka bir film izleyebilirsiniz.
1900 filmine yorum yazdı:
Altında yorum yazdığm ilk film. Yorum yazmamın sebebi ise filmin süresinden dolayı potansiyel izleyicinin harekete geçmek için motive olacağı bir yorum aramasıdır. Tabi teşvik etmemin sebebi filmi şahane bulmamdır.
Film italya'da uçcuz bucaksız tarım arazisinde ve bağlı olduğu çiftlikte geçiyor, yüksek çekimlerle alanın büyüklüğünü ve çiftliğin, çiftçinin heybetini görebiliyorsunuz.
Film özünde tarım işçisi köleleştirilmiş halktan olan Olmo (Gerard Depardieu) ile filmdeki haliyle efendi bizdeki haliyle toprak ağası Alfredo (Robert De Niro)'nun hikayesi üzerinden sınıf çatışmasını ve sonucunu anlatıyor.
Faşist'in ne olduğunu gördüğümüz filmde, insanında nasıl bir canlı olduğuna şahit oluyoruz.
Filmin süresinin uzun olmasına aldanmayın, vaktiniz yoksa bilemem ancak sıkılacağınızı zannetmiyorum, çünkü çok güzel işlenmiş ve detaylandırılmış bir film olmuş. Öyle ki 5 buçuk saat olmasına rağmen daha kısa olsaymış eksik olurmuş diyorsunuz.
Filmdeki İtalyan halk türküleri olduğunu düşündü ... DevamıAltında yorum yazdığm ilk film. Yorum yazmamın sebebi ise filmin süresinden dolayı potansiyel izleyicinin harekete geçmek için motive olacağı bir yorum aramasıdır. Tabi teşvik etmemin sebebi filmi şahane bulmamdır.
Film italya'da uçcuz bucaksız tarım arazisinde ve bağlı olduğu çiftlikte geçiyor, yüksek çekimlerle alanın büyüklüğünü ve çiftliğin, çiftçinin heybetini görebiliyorsunuz.
Film özünde tarım işçisi köleleştirilmiş halktan olan Olmo (Gerard Depardieu) ile filmdeki haliyle efendi bizdeki haliyle toprak ağası Alfredo (Robert De Niro)'nun hikayesi üzerinden sınıf çatışmasını ve sonucunu anlatıyor.
Faşist'in ne olduğunu gördüğümüz filmde, insanında nasıl bir canlı olduğuna şahit oluyoruz.
Filmin süresinin uzun olmasına aldanmayın, vaktiniz yoksa bilemem ancak sıkılacağınızı zannetmiyorum, çünkü çok güzel işlenmiş ve detaylandırılmış bir film olmuş. Öyle ki 5 buçuk saat olmasına rağmen daha kısa olsaymış eksik olurmuş diyorsunuz.
Filmdeki İtalyan halk türküleri olduğunu düşündüğüm hiç fikrim olmayan, köylülerin söylediği şarkılar filme çok güzel bir hava katmış, halk türküsü denilen şeyin ortak birşey olduğunu düşündürüyor, çok yabancı gelmedi doğrusu.
Neyse, güzel film, muhakkak izleyin.
Adalet için silahın kullanılabileceğini gösteren filmde, halkın eski efendi Alfred'i yargıladıkları mahkeme meydanı çok etkileyiciydi. Halkın zulüm karşısında hafızasının ne kadar diri olduğunu görüyorsunuz. Yargılama sahnesinde köylülerin ağzından filmin özetini dinliyorsunuz. Köylülerin silahları teslim etmesi yaptıkları devrimin geçmişinde çekilen büyük acıları ve silaha, şiddete, güce duyulan nefreti gösteriyordu. Ancak silahları teslim etmeden önce havaya ateş etmeleri ise gelecekte olabilecek baskıcı otoriteye de bir gözdağı niteliğindeydi. Olmo'nun Alfred ile ilgili nihai kararının ne olacağını heyecanla beklerken, efendiyi öldürüp çocukluk arkadaşının hayatını koruması çok hoş olmuş. O şekilde birbirlerine olan borçlarını ödedikten sonra finalde Olmo'nun babasını ağaçtan dinledikten sonra o agacın dibinde dedesi gibi son nefesini vermesi ile Alfred'in eski günlerde daha cesur olan çocuk Olmo'nun yattığı raylarda ölümü tercih etmesi de daha iyi bir final olamazdı herhalde derdirtti. Daha birsürü detay vardı ama ilk akla gelenler bunlar oldu.
Filmi, görme engellilerin, diğer duyularının ne kadar güçlü olduğunu gören izleyicinin düştüğü hayret ve hayranlık ile sınırlamak büyük haksızlık olur. Zira engellilerle empati duyarlılığı ötesine geçilmesi ve farklılıklar üzerinden değil, ortaklıklar üzerinden bir iletişim kurulmasının daha uygun ve değerli olduğunu düşünüyorum. Bu filmde, engelli olsun olmasın herkesin sahip olduğu hayal kurma yetisinin ne ile ilgili olduğunu görüyoruz. Hayal kurmanın aslında bir görme şekli olduğunu ve bunun için gözlerimizin bir detay olduğunu, asıl olanın anda olanların farkında olmak ve yaşam deneyimlerini kullanmak olduğunu görüyorum. Ian’ın duyduğu traş makinası sesinden orda bir gemi olduğu ve traş olan kişinin de kaptan olduğunu anlaması tam da bununla ilgil. Ian bir ses duyuyor ancak gördüğü şey traş olan bir kaptan oluyor. Oysa işitme engelli olmayan herkes o s ... Devamı
Filmi, görme engellilerin, diğer duyularının ne kadar güçlü olduğunu gören izleyicinin düştüğü hayret ve hayranlık ile sınırlamak büyük haksızlık olur. Zira engellilerle empati duyarlılığı ötesine geçilmesi ve farklılıklar üzerinden değil, ortaklıklar üzerinden bir iletişim kurulmasının daha uygun ve değerli olduğunu düşünüyorum. Bu filmde, engelli olsun olmasın herkesin sahip olduğu hayal kurma yetisinin ne ile ilgili olduğunu görüyoruz. Hayal kurmanın aslında bir görme şekli olduğunu ve bunun için gözlerimizin bir detay olduğunu, asıl olanın anda olanların farkında olmak ve yaşam deneyimlerini kullanmak olduğunu görüyorum. Ian’ın duyduğu traş makinası sesinden orda bir gemi olduğu ve traş olan kişinin de kaptan olduğunu anlaması tam da bununla ilgil. Ian bir ses duyuyor ancak gördüğü şey traş olan bir kaptan oluyor. Oysa işitme engelli olmayan herkes o sesi duyar ancak o kaptanı göremiyor. Bununla, görme engelli olanın kim olduğu sorusunun tekrar sorulması gerekiyor. Ian sadece, bastonsuz şekilde yürüyebilen, civarda özgürce gezen bir görme engelli değil. Ian, hayatı, olup biteni müthiş bir merak ile izleyen, yaşama tutku ile bağlı bir öğretmen. Öyle ki hızlı ve kararlı yürüdüğü zaman insanların önünden çekileceğini bilen, bardağa su doldurmaya çalışan öğrencilerine “Çabuk ve kararlı hareket etmenin” ne olduğunu, yani görme engelli gibi davranmaması halinde görme engelli gibi yaşamayacağını bilen ve bunu öğreten biri. Tüm bunlar ve başkaca bir çok detay görme engeli üzerine konuşulabilecek şeyler ancak film sadece bunu anlatmıyor elbette.
Film, otoritenin insanların sahip olduğu doğal engellerden daha zor aşılabilecek suni engeller getirdiğini ve asıl zor olanın bunları ortadan kaldırmak olduğunu da anlatıyor. Ian’ın öğretmen olarak geldiği okul, yardımlarla ayakta duran, statükoya bağlı bir yönetici tarafından idare edilen ve yine statükonun olmazsa olmazı din adamı ile çevrelenmiş bir yer. Ian’ın okula geldiğinde idareci ile ilk diyalogunda da gördüğümüz gibi, Ian sahip olduğu yaklaşımı nedeniyle önceki kurumundan aforoz edilmiş bir öğretmen. Belirtmiş olduğum statükonun filmdeki objesi olan bastonu kullanmayan Ian, bu farklılığı ile zaten dikkati üzerine çekiyor. Öyle ki öğrencileri onun görme engeli olmadığını dahi düşünüyor. Ancak öğrencilerinin bu sorgulamasının sonu, kısa sürede geliyor, çünkü onlar Ian’ın gerçek olduğunu, görme engeline rağmen yapabildiklerinin gerçek olduğuna inanmak istiyorlar, zira Ian onlara, kimsenin açmadığı kapıyı açıyor. Fakat okul yönetimi aynı gözle bakmıyor, çünkü onlar görüyor. Öyle ki, Ian’ın çalışmalarındaki tek kriter, görme engelli olmak yada gözleri bağlı olmak, yani hiç bir şekilde görmemek. Gözleri gördüğü için korumacı yaklaşan bireylerin, sözde empati ile ördükleri duvar, Ian’ın da karşısına çıkıyor. Hayatının en güzel anlarını yaşayan Serrano ile Atlantik kıyısına gittikleri gece, polisin gelmesi ile son buluyor. Ian ve Serrano’nun alnındaki küçük çizikler, görme engeli olmayan otorite için acizlik göstergesi oluveriyor. Öyle ki, hayatında yeni bir kapı açılan Serrano’nun önüne bir örnek koyuluyor ve korkan Serrano’nun çıktığı kapının bir daha açılmaması için o kapıya sağlam bir çivi çakılıyor. Bu örneğin, görme engeline rağmen dışarı çıkmış ve tren kazası sonucu kolunu ve bacağını kaybetmiş bir kişi olması, otoritenin ne kadar acımasız şekilde insanların güvenini kırabileceğini gösteriyor. Ian, görme engelini aşmış ancak toplumun önüne koyduğu engeller arasında aciz kalmış bir öğretmen olarak okulda kalmak istesede maalesef bunu başaramıyor ve buradan da aforoz ediliyor.
Görmenin, hayal kurmanın, anlamlandırmanın, hissetmenin, farkında olmanın, otoritenin ne olduğunu anlatan filmde en etkileyici bulduğum detay bu anlatıma izleyiciyi de doğrudan dahil etmesi oldu. Burdan sonrası spoiler tadında olacağı için uyarmak isterim, bu kısımdan sonrasını filmi izledikten sonra okuyabilirsiniz. ——Spoiler ——
Ian, önce öğrencileri tarafından inandırıcı bulunmuyor. Neyseki yukarıda da belirttiğim gibi, bu kolay aşılıyor. Ian’ın tekniğinin yada açtığı kapının tehlikeli olduğunu düşünen idareci ve onun yamağı din adamı, bu sefer Ian’ın hile yaptığını söyleyerek ona duyulan inancı kırmaya çalışıyorlar. Filmdeki ilgili sahneyi ayrıntılı anlatmıyorum, ancak sonunda Ian boşluğa düşerek başarısız görünüyor. Oysa ki, hedefine ulaşmasına 3 adım kalmışken oluyor tüm bunlar. Ian hile yapmadığını anlatabilmiş olsa da, otoritenin süreçle değil sonuçla ilgileniyor olması burada da karşımıza çıkıyor ve yönetmenin de özel tercihi ile bunun üzerinde çok fazla durulmuyor. Hayatı boyunca önüne konulan suni engelleri aşmaya çalışan Ian, bu sefer Ian’sız aynı cafeye giden Eva ve Serrano’nun yaşadıkları ile izleyici tarafından tekrar sorgulanıyor. Eva ve Serrano, cafeye Ian olmaksızın gidiyorlar, Ian ile gördüklerini görmek için tekrar gidiyorlar. Orada yaşanan bir kaç enstantane sonrası Serrano, yıllardır aynı kafede vakit öldürdüğü anlaşılan ihtiyarlara limanı soruyor ve sonunda büyük bir hayal kırıklığı ile limanın aslında çok uzakta olduğunu öğreniyor. O anda izleyicinin, Ian’ın sadece bir hayalperest olduğunu düşünmesi sağlanıyor. Ian, film boyunca otorite ve toplum tarafından nasıl anlaşılmıyor ve hileci yada tehlikeli olarak görünüyorsa, Serrano’nun yaşadığı hayal kırıklığı ile bu sefer izleyici tarafından hayalperest olarak görünüyor. Yani filmin son bölümünde bu sefer izleyici Ian’a inancını sorguluyor. Film boyunca izleyici kafeyi görüyor ancak kafenin nerede olduğunu Ian’dan dinliyor. İhtiyarların Ian’dan farklı şeyler söylemesi izleyicinin Ian’a olan inancını yıkıyor. Filmin kurgusunun da izleyiciyi yönlendirdiği çok açık. Anlatmış olduğum bu sahne ile son sahne arasında Ian ve Serrano’nun Atlantik sahnesi giriyor. Atlantik kıyısına gitmelerinin ardından okuldan resmen kovulan Ian, valizini alıp okuldan ayrılıyor. Eva ise Ian’ın peşinden giderken Ian’ı kaybediyor ve kendini aynı kafede buluyor. Ian’ı kaybeden Eva mutsuz bir şekilde kafede oturduğu esnada binaların arasından devasa bir yolcu gemisi görünüyor. Bu esnada kafede oturan ihtiyar, yumurtasının içindeki pastırma ile diğerleri ise oynadıkları oyunla ilgileniyor ve o gemiyi sadece Mario, Eva ve Ian görebiliyor. Böylelikle izleyici de tıpkı diğerleri gibi Ian’a tereddütle bakmış olmanın yanılgısını yaşayarak dersini alıyor. Film bu yönüyle, izleyiciyi de içine alması ve hikayenin bir parçası yapması ile değerini arttırıyor.
Son sahnede ise, Ian’ın açtığı kapıdan çıkıp özgürleşen Eva, Mario’nun Ian’a sorduğu “kahve yada brendi ister misiniz?” soruna yanıtı duymak istiyor ancak Ian sessiz kalarak oturduğu yerden etrafı izliyor ve sonrasında Lisbon’un güzel sokaklarındaki tramvay gezintisi ile filmimiz bitiyor.
Imagine, izleyiciyi de içine alan, hem karakterler arasında, hem de izleyici ile arasında güzel bağlar kuran bir film. Filmin geçtiği Lizbon şehrinin güzelliği, müzikleri, oyunculuklar, olay örgüsü ve tüm anlattıklarım ile ile tavsiye edebileceğim bir film. Ayrıca bana yapılan tavsiye için de burdan teşekkür ederim.