Aşk üzerine küçük bir film... Kieslowski Dekalog serisinin iki filmini yeniden yapmıştır, biri aşk diğeri ölüm üzerine. Kendisi Aşk üzerine aşkı tamamen anlatan bir film yapılamaz. demiştir, ve bu sözünü doğrularcasına onun küçük bir parçasını film yapmıştır. Bu film 10 Emir üzerine kurulu Dekalog serisinin altıncı emri üzerinedir: Zina yapmayacaksın. Ama serideki filmin aksine, oyuncular aynı tutulsa da bu filmin sonu Magda karakterini oynayan Grazyna Szapolowskanın isteği üzerine isteği doğrultusunda değiştirilerek çekilmiştir.
Sonu dedik ya, filmin sonuna ve başına bakarak filmin geçtiği zaman ve yer hakkında, kısacası filmin hakkında çok şey söylüyor bu kareler. Film, bandaj ile sarılı bir kola uzanan bir kadın eli ve o eli durduran, tutan bir yaşlı el görmemiz ile başlıyor. Buradan başlıyor filmin içindeki elleri takibimiz. Bu sahne, filmin sondan bir önceki sahnesinde tamamen aynı sinematografi ile karşımıza çıkı... Devamı
Aşk Üzerine, Küçükçe
Aşk üzerine küçük bir film... Kieslowski Dekalog serisinin iki filmini yeniden yapmıştır, biri aşk diğeri ölüm üzerine. Kendisi Aşk üzerine aşkı tamamen anlatan bir film yapılamaz. demiştir, ve bu sözünü doğrularcasına onun küçük bir parçasını film yapmıştır. Bu film 10 Emir üzerine kurulu Dekalog serisinin altıncı emri üzerinedir: Zina yapmayacaksın. Ama serideki filmin aksine, oyuncular aynı tutulsa da bu filmin sonu Magda karakterini oynayan Grazyna Szapolowskanın isteği üzerine isteği doğrultusunda değiştirilerek çekilmiştir.
Sonu dedik ya, filmin sonuna ve başına bakarak filmin geçtiği zaman ve yer hakkında, kısacası filmin hakkında çok şey söylüyor bu kareler. Film, bandaj ile sarılı bir kola uzanan bir kadın eli ve o eli durduran, tutan bir yaşlı el görmemiz ile başlıyor. Buradan başlıyor filmin içindeki elleri takibimiz. Bu sahne, filmin sondan bir önceki sahnesinde tamamen aynı sinematografi ile karşımıza çıkıyor, artık anlam verebileceğimiz bir halde iken. Yaralı bir kol, onun yarasının oluşma sebebi olarak görülebilecek ve ona doğru uzanan bir el, ve o kolu o elden korumak isteyen bir yaşlı el demek artık bu sahne. Bu sahnenin tekrarlanması bize film hakkında iki ihtimal yaratıyor, ya bu izlediklerimizin tamamı flashback, ya da filmin sonu hakkında ileride buraya varılacağına dair bir flashforward var ortada. Ama bu iki anlam da bize aynı şeyi söylüyor aslında: Olaylar bu şekilde gelişecek, başka türlüsü mümkün değil.
Zamanda bize bu kısıtlamayı yaratan Kieslowski mizansen öğelerinde de bu kısıtlamayı koyuyor ortama elbette. Polonyadayız, soğuk, toplu konutlarla dolu, hala komünist. En büyük zevki karşı apartmandaki Magdayı izlemek olan bir Tomek var, buna çoğu zaman kahvesini, yiyeceğini yanına alarak, sevdiği bir televizyon programının karşısına geçer gibi hazırlanıyor. Ve filmin ilk sahnelerinde de görüp başta anlam veremediğimiz gibi, onu daha iyi izlemek için çaldığı teleskop ile baş başa kalıyor Tomek. Yaptığı şey; Magdayı izlemek. Zaten etrafa baksaydı da toplu konutlar görecekti, içlerinden bir küçük parçayı görmeyi seçiyor o.
Şimdi filmin en önemli objelerinden bahsetmeli, çoğu zaman filmin kısa bir özetini onlardan çıkarabiliriz. Tüm hikayeyi yürüten obje, pek tabi ki, Tomekin çalmış olduğu teleskop. Daha evvelden bir opera dürbünü ile izliyordu Magdayı, herkeste bulunabilecek türden bir dürbün ile. Şimdi kullandığı alet ise Magdayı görmek uğruna çalınmış, Magdayı daha iyi ayrıntıları ile ezberlemek için kullanılan bir alet. Bu alet kullanılmadığı zaman üstü örtülen bir alet, çünkü onun kullanımın başkaları tarafından fark edildiği anda, ortada bir yanlışlık hissi olacak. Çünkü bu bir gözetleme aleti, bir izinsiz takip aleti. Röntgencilik diye anılır kısaca.
Bu röntgencilik mevzusunda konuşuldu, yazıldı, pek çok ayrı film yapıldı. Bu filmlerin en önemlisi kuşkusuz ki Hitchcockun Arka Penceresi. Hitchcock bu mevzu üzerine görüşlerini tek cümle ile dile getirmiştir filminde: Başkasını arzusu haricinde izlemek, suçtur. Kieslowski ise, aşkın bulunabilecek en saf hallerinden birini bize teleskop ile getiriyor. Öyle bir şey ki bu getirdiği; biri hep izliyor, diğeri farkında bile değil, farkında olmasının izleyen istemedikçe yolu yok. Ama tek istediği oradan öyle Magdayı izlemek değil Tomekin. Tomek, izledikleriyle bir çeşit tanrıcılık oynuyor, Magdanın evinde neler olduğunu her daim görüyor çünkü. Ve sonra Magda ile oynamaya başlıyor, ama onun zarar görmesini sağlayacak bir oyun değil bu. Onu daha yakından görmek için sahte havale bildirileri yolluyor ki Magda ona gelebilsin. Magdayı yakından görmesini sağlayacak ilk obje, bu havale bildirileri, özellikleri de sahte olmaları. Sonra Magda sevişirken onun hayatına müdaheleyi de Magdanın ev adresini vererek yaptığı sahte gaz kaçağı ihbarı ile yapıyor, yapılan yine sahte.
Tomek Magdaya yaptıklarını itiraf edene dek onu sahte olmayarak tek yakından görme yolu sütçülüğe başlaması. Böylece kapısının önüne kadar gidebilecek. Ama Magdanın kapıyı açması için süt şişesini saklaması da dahil, ona yaptıklarını itiraf edene dek ona ulaşmanın tek yolunun sahtelikler olduğunu söylüyor bize film.
Filmin hikayesinin tamamen özetlenebileceği iki sahne var; Magda sevgilisiyle kavga ettikten sonra eve girer, Tomek onu izler. Magda dolaptan sütü alır, masaya koyar, yanlışlıkla döker, ve ağlamaya başlar. Sevmenin izleme yolunu seçenler bilir ki, Tomekin bakışları burada Hitchcockvari olmaktan çok öte, şefkatli, koruyucu, üzgündür. O sahneyi izlerken tüm teleskopla izleme sahnelerinde olduğu gibi Tomek ile aynı POVu (bakış açısını) paylaşırız, onun gördüğü yerden görürürüz. Ve o gördüğü yerden Magdayı teselli etmek istemektedir, onu sevmek istemektedir, ondan istediği hiçbir şey yoktur. Magda böyle bir aşka inanmaz, ama her nasılsa Kieslowski Magdanın ağlayışını bize ilk izlettiğinde biz Tomekin hislerine öyle inanmışızdır ki, paylaştığımız POVnin Tomeke neler getirdiğini anlarız. Magdanın sorunu Tomeki bilmediği için anlamamasıdır, inanmamasıdır, o zaten hiç inanmaz hale gelmiş bir kadındır, istese bile. Ve filmin son sahnesinde, Magda teleskoptan kendi dairesine baktığında ağladığı anı görür, Tomekin yapmak istediği gibi onu teselli eden bir hali ile.
Kieslowski bu filmde kendine hikayesine kuvvet verecek iki ana anlatımsal öğe seçmiştir. Eller ve süt. Başta da belirttiğim gibi, filmin başında da belirtildiği gibi, eller bu filmde çok önemliler, herşey eller ile başlıyor. Bir elin diğerine uzanması ile arzu, sonra hemen tedirginlik. Bu sahne filmin başında olduğu gibi, Magdanın Tomeke el tutmayı öğrettiği sahnede de belirgin, dokunmak içn arzu, geri çekilme sebeplerinin getirdiği tedirginlik, sonuç olarak ulaşamama. Herşey, pek tabiki eller ile yapılıyor, Tomek bıçak ile elleriyle oynuyor, aynı eller ile intihar girişiminde bulunuyor. Tomek ve Magdanın arasındaki ilişkinin bir küçük anlatımı da Tomekin ellerini açarak bıçakla oynadığı sahne ve Magdanın masanın üzerine dökülen süt ile elleriyle oynadığı sahnenin crosscutting denilen montaj yöntemi ile dönüşümlü olarak verilmesi ile oluyor. Bu sahnenin böyle verilimi renkler açısından da epey anlamlı. Mizansen içerisinde Tomek beyaz renk ile kodlanmış, saf, Magda ise kırmızı, dairesi, ruju, renkleri herşeyi ile kırmızı bir kadın. Ama, bu sahnede Tomekin elinde kan var, yani kırmızı, Magdanın elinde ise süt, yani beyaz. Peki bu renklere nasıl ulaşılıyor bu sahnelerde, Tomek bıçak ile oynuyor, elini kanatacağını bilerek, Magda ise tesadüfen sütü döküyor. Tomek ne ile oynadığını, kırmızıyı nasıl eline alacağını biliyor. Magda ise tesadüfen alıyor eline beyazı, hiç beklemediği bir şekilde.
Tesadüflere gelelim. Eğer gördüğümüz ilk sahnelerden de çıkardığımız gibi, film bize Olayların tek gelişme yönü budur diyor ise bu kadercilik demektir. Kieslowski filmlerinde garip bir kaderciliği anlatır durur, insanların ikinci şansları, iki tane hayatları vardır. Bu filmdeki kapalı anlatım kapalı kaderciliği getirir idi, son sahne hiç olmasaydı. Şöyle düşünelim, Kieslowski Magdanın kendini teleskoptan izlediği sürreal sahneyi hiç koymasaydı, ve filmi başta da görülen ellerin teması/temassızlığı ile bitirse idi, bu film olduğu yerde bitmiş, kapalı bir film olurdu. Ama son sahnenin ihtimaller üzerine, yine en sonunda Kieslowskinin kendine has kadercilik anlayışını gösteren bir diyeceği de vardır. O sahnede mümkünat vardır, Tomek Magdayı teselli edebilir, Magda teselli olabilir, daha pek çok olabilir getirir son sahne, ve filmin son sözünü söyler. Kieslowski bu filmi olabilir diyerek bitirir.
Biraz da seslerden bahsetmek gerekirse, Zbigniew Preisner her Kieslowski filminde olduğu gibi bu filmde de seslerini konuşturur. Van den Budenmayer karakteri değildir bu defa, sadece theme müziğidir. Montajda Magda ve Tomek arasındaki dönüşümü ve etkileşimi anlatmanın en etkili yollarından biri kullanılmış, başlangıçta Tomekin theme müziği olan müzik sonlara doğru Magdanın müziği olmuştur, Magda onu anladıkça.
Kieslowski bir çeşit aşkı anlatmıştır, bir çeşit çelişkili aşkı anlatmıştır, Beyaz kırmızıya karışabilir mi, kırmızı beyazı alır mı? diye sormuştur. Bu çok büyük bir mevzu olan aşk üzerine onun bir küçük parçasını anlatan bir filmdir, aşkın tamamı değil, ama bir parçacığı herşeyiyle anlatılmıştır bu filmde.
Aşk üzerine küçük bir film... Kieslowski Dekalog serisinin iki filmini yeniden yapmıştır, biri aşk diğeri ölüm üzerine. Kendisi Aşk üzerine aşkı tamamen anlatan bir film yapılamaz. demiştir, ve bu sözünü doğrularcasına onun küçük bir parçasını film yapmıştır. Bu film 10 Emir üzerine kurulu Dekalog serisinin altıncı emri üzerinedir: Zina yapmayacaksın. Ama serideki filmin aksine, oyuncular aynı tutulsa da bu filmin sonu Magda karakterini oynayan Grazyna Szapolowskanın isteği üzerine isteği doğrultusunda değiştirilerek çekilmiştir.
Sonu dedik ya, filmin sonuna ve başına bakarak filmin geçtiği zaman ve yer hakkında, kısacası filmin hakkında çok şey söylüyor bu kareler. Film, bandaj ile sarılı bir kola uzanan bir kadın eli ve o eli durduran, tutan bir yaşlı el görmemiz ile başlıyor. Buradan başlıyor filmin içindeki elleri takibimiz. Bu sahne, filmin sondan bir önceki sahnesinde tamamen aynı sinematografi ile karşımıza çıkı ... Devamı
Aşk üzerine küçük bir film... Kieslowski Dekalog serisinin iki filmini yeniden yapmıştır, biri aşk diğeri ölüm üzerine. Kendisi Aşk üzerine aşkı tamamen anlatan bir film yapılamaz. demiştir, ve bu sözünü doğrularcasına onun küçük bir parçasını film yapmıştır. Bu film 10 Emir üzerine kurulu Dekalog serisinin altıncı emri üzerinedir: Zina yapmayacaksın. Ama serideki filmin aksine, oyuncular aynı tutulsa da bu filmin sonu Magda karakterini oynayan Grazyna Szapolowskanın isteği üzerine isteği doğrultusunda değiştirilerek çekilmiştir.
Sonu dedik ya, filmin sonuna ve başına bakarak filmin geçtiği zaman ve yer hakkında, kısacası filmin hakkında çok şey söylüyor bu kareler. Film, bandaj ile sarılı bir kola uzanan bir kadın eli ve o eli durduran, tutan bir yaşlı el görmemiz ile başlıyor. Buradan başlıyor filmin içindeki elleri takibimiz. Bu sahne, filmin sondan bir önceki sahnesinde tamamen aynı sinematografi ile karşımıza çıkıyor, artık anlam verebileceğimiz bir halde iken. Yaralı bir kol, onun yarasının oluşma sebebi olarak görülebilecek ve ona doğru uzanan bir el, ve o kolu o elden korumak isteyen bir yaşlı el demek artık bu sahne. Bu sahnenin tekrarlanması bize film hakkında iki ihtimal yaratıyor, ya bu izlediklerimizin tamamı flashback, ya da filmin sonu hakkında ileride buraya varılacağına dair bir flashforward var ortada. Ama bu iki anlam da bize aynı şeyi söylüyor aslında: Olaylar bu şekilde gelişecek, başka türlüsü mümkün değil.
Zamanda bize bu kısıtlamayı yaratan Kieslowski mizansen öğelerinde de bu kısıtlamayı koyuyor ortama elbette. Polonyadayız, soğuk, toplu konutlarla dolu, hala komünist. En büyük zevki karşı apartmandaki Magdayı izlemek olan bir Tomek var, buna çoğu zaman kahvesini, yiyeceğini yanına alarak, sevdiği bir televizyon programının karşısına geçer gibi hazırlanıyor. Ve filmin ilk sahnelerinde de görüp başta anlam veremediğimiz gibi, onu daha iyi izlemek için çaldığı teleskop ile baş başa kalıyor Tomek. Yaptığı şey; Magdayı izlemek. Zaten etrafa baksaydı da toplu konutlar görecekti, içlerinden bir küçük parçayı görmeyi seçiyor o.
Şimdi filmin en önemli objelerinden bahsetmeli, çoğu zaman filmin kısa bir özetini onlardan çıkarabiliriz. Tüm hikayeyi yürüten obje, pek tabi ki, Tomekin çalmış olduğu teleskop. Daha evvelden bir opera dürbünü ile izliyordu Magdayı, herkeste bulunabilecek türden bir dürbün ile. Şimdi kullandığı alet ise Magdayı görmek uğruna çalınmış, Magdayı daha iyi ayrıntıları ile ezberlemek için kullanılan bir alet. Bu alet kullanılmadığı zaman üstü örtülen bir alet, çünkü onun kullanımın başkaları tarafından fark edildiği anda, ortada bir yanlışlık hissi olacak. Çünkü bu bir gözetleme aleti, bir izinsiz takip aleti. Röntgencilik diye anılır kısaca.
Bu röntgencilik mevzusunda konuşuldu, yazıldı, pek çok ayrı film yapıldı. Bu filmlerin en önemlisi kuşkusuz ki Hitchcockun Arka Penceresi. Hitchcock bu mevzu üzerine görüşlerini tek cümle ile dile getirmiştir filminde: Başkasını arzusu haricinde izlemek, suçtur. Kieslowski ise, aşkın bulunabilecek en saf hallerinden birini bize teleskop ile getiriyor. Öyle bir şey ki bu getirdiği; biri hep izliyor, diğeri farkında bile değil, farkında olmasının izleyen istemedikçe yolu yok. Ama tek istediği oradan öyle Magdayı izlemek değil Tomekin. Tomek, izledikleriyle bir çeşit tanrıcılık oynuyor, Magdanın evinde neler olduğunu her daim görüyor çünkü. Ve sonra Magda ile oynamaya başlıyor, ama onun zarar görmesini sağlayacak bir oyun değil bu. Onu daha yakından görmek için sahte havale bildirileri yolluyor ki Magda ona gelebilsin. Magdayı yakından görmesini sağlayacak ilk obje, bu havale bildirileri, özellikleri de sahte olmaları. Sonra Magda sevişirken onun hayatına müdaheleyi de Magdanın ev adresini vererek yaptığı sahte gaz kaçağı ihbarı ile yapıyor, yapılan yine sahte.
Tomek Magdaya yaptıklarını itiraf edene dek onu sahte olmayarak tek yakından görme yolu sütçülüğe başlaması. Böylece kapısının önüne kadar gidebilecek. Ama Magdanın kapıyı açması için süt şişesini saklaması da dahil, ona yaptıklarını itiraf edene dek ona ulaşmanın tek yolunun sahtelikler olduğunu söylüyor bize film.
Filmin hikayesinin tamamen özetlenebileceği iki sahne var; Magda sevgilisiyle kavga ettikten sonra eve girer, Tomek onu izler. Magda dolaptan sütü alır, masaya koyar, yanlışlıkla döker, ve ağlamaya başlar. Sevmenin izleme yolunu seçenler bilir ki, Tomekin bakışları burada Hitchcockvari olmaktan çok öte, şefkatli, koruyucu, üzgündür. O sahneyi izlerken tüm teleskopla izleme sahnelerinde olduğu gibi Tomek ile aynı POVu (bakış açısını) paylaşırız, onun gördüğü yerden görürürüz. Ve o gördüğü yerden Magdayı teselli etmek istemektedir, onu sevmek istemektedir, ondan istediği hiçbir şey yoktur. Magda böyle bir aşka inanmaz, ama her nasılsa Kieslowski Magdanın ağlayışını bize ilk izlettiğinde biz Tomekin hislerine öyle inanmışızdır ki, paylaştığımız POVnin Tomeke neler getirdiğini anlarız. Magdanın sorunu Tomeki bilmediği için anlamamasıdır, inanmamasıdır, o zaten hiç inanmaz hale gelmiş bir kadındır, istese bile. Ve filmin son sahnesinde, Magda teleskoptan kendi dairesine baktığında ağladığı anı görür, Tomekin yapmak istediği gibi onu teselli eden bir hali ile.
Kieslowski bu filmde kendine hikayesine kuvvet verecek iki ana anlatımsal öğe seçmiştir. Eller ve süt. Başta da belirttiğim gibi, filmin başında da belirtildiği gibi, eller bu filmde çok önemliler, herşey eller ile başlıyor. Bir elin diğerine uzanması ile arzu, sonra hemen tedirginlik. Bu sahne filmin başında olduğu gibi, Magdanın Tomeke el tutmayı öğrettiği sahnede de belirgin, dokunmak içn arzu, geri çekilme sebeplerinin getirdiği tedirginlik, sonuç olarak ulaşamama. Herşey, pek tabiki eller ile yapılıyor, Tomek bıçak ile elleriyle oynuyor, aynı eller ile intihar girişiminde bulunuyor. Tomek ve Magdanın arasındaki ilişkinin bir küçük anlatımı da Tomekin ellerini açarak bıçakla oynadığı sahne ve Magdanın masanın üzerine dökülen süt ile elleriyle oynadığı sahnenin crosscutting denilen montaj yöntemi ile dönüşümlü olarak verilmesi ile oluyor. Bu sahnenin böyle verilimi renkler açısından da epey anlamlı. Mizansen içerisinde Tomek beyaz renk ile kodlanmış, saf, Magda ise kırmızı, dairesi, ruju, renkleri herşeyi ile kırmızı bir kadın. Ama, bu sahnede Tomekin elinde kan var, yani kırmızı, Magdanın elinde ise süt, yani beyaz. Peki bu renklere nasıl ulaşılıyor bu sahnelerde, Tomek bıçak ile oynuyor, elini kanatacağını bilerek, Magda ise tesadüfen sütü döküyor. Tomek ne ile oynadığını, kırmızıyı nasıl eline alacağını biliyor. Magda ise tesadüfen alıyor eline beyazı, hiç beklemediği bir şekilde.
Tesadüflere gelelim. Eğer gördüğümüz ilk sahnelerden de çıkardığımız gibi, film bize Olayların tek gelişme yönü budur diyor ise bu kadercilik demektir. Kieslowski filmlerinde garip bir kaderciliği anlatır durur, insanların ikinci şansları, iki tane hayatları vardır. Bu filmdeki kapalı anlatım kapalı kaderciliği getirir idi, son sahne hiç olmasaydı. Şöyle düşünelim, Kieslowski Magdanın kendini teleskoptan izlediği sürreal sahneyi hiç koymasaydı, ve filmi başta da görülen ellerin teması/temassızlığı ile bitirse idi, bu film olduğu yerde bitmiş, kapalı bir film olurdu. Ama son sahnenin ihtimaller üzerine, yine en sonunda Kieslowskinin kendine has kadercilik anlayışını gösteren bir diyeceği de vardır. O sahnede mümkünat vardır, Tomek Magdayı teselli edebilir, Magda teselli olabilir, daha pek çok olabilir getirir son sahne, ve filmin son sözünü söyler. Kieslowski bu filmi olabilir diyerek bitirir.
Biraz da seslerden bahsetmek gerekirse, Zbigniew Preisner her Kieslowski filminde olduğu gibi bu filmde de seslerini konuşturur. Van den Budenmayer karakteri değildir bu defa, sadece theme müziğidir. Montajda Magda ve Tomek arasındaki dönüşümü ve etkileşimi anlatmanın en etkili yollarından biri kullanılmış, başlangıçta Tomekin theme müziği olan müzik sonlara doğru Magdanın müziği olmuştur, Magda onu anladıkça.
Kieslowski bir çeşit aşkı anlatmıştır, bir çeşit çelişkili aşkı anlatmıştır, Beyaz kırmızıya karışabilir mi, kırmızı beyazı alır mı? diye sormuştur. Bu çok büyük bir mevzu olan aşk üzerine onun bir küçük parçasını anlatan bir filmdir, aşkın tamamı değil, ama bir parçacığı herşeyiyle anlatılmıştır bu filmde.