avrupa sineması bir anlam bütünlüğünü ifade etmekten ziyade sadece bir kıtayı ifade ediyor bence..
şöyle ki ,dehşette katılıyorum bu konuda, iyi bir sinema izleyicisi yazanını, yönetmenini, oyuncusunu tanımasa bile seyrettiği bir filmin nereye ait olduğunu ilk 3 tahminde bilir bence :)
çünkü farklı toplumlar olmanın hetirdiği bir sonuç olarak farklı filmler yapıyorlar, kendi içlerinde homojen ama bir bütün olarak heterojen (parçalı bulutlu :) ) bir durum arzediyorlar :)
ne ve nasıl olursa olsun sinemanın yüzü değişti artık, bisküvi kıza da katılıyorum yorumunda. içimi acıtsa da bazen yüzüme çarpan o gerçeğin sertliğini seviyorum, bir yalanı yaşamak, görmek, duymaktan daha iyi geliyor ruhuma :)
"avrupa sineması" kavramını son yıllarda yapılmış bir örnek üzerinden değerlendirerek tanımlayabiliriz misal.
"entre les murs", günümüz fransa'sında eğitimi ele alır; sorunlu gençler ve bunlara bir şeyler vermek isteyen idealist öğretmen konusunu hollywood birkaç kere irdelemiş ve sonucunda kahraman öğretmenlerle hayatları 180 derece değişen gençler ortaya çıkarmıştır, herkes sinemadan mutlu ama dünya gerçekleri ile biraz ilgiliyse inanmadan ayrılır. avrupalı ise der ki, kusura bakmayın ama hayat böyle değil. idealist görünümlü öğretmen esasen öğrencilerini hiç de anlamadığı gibi, o problemli öğrenciler de gelecekteki yıllar içinde Fransa'nın başkanı olamayacaklarını o zamandan bilirler.
elbette ki ülkeler arası tarz ve yaklaşım farklıdır, ancak gerçeği gözler önüne sermesi ve sürreal kahramanlar yaratmamasi ile ortak bir dile sahiptir (elbette istisnalar dahilinde). bu bağlamda avrupa sineması hem kimseye 'i am legend' dedirtmeyecek kadar ayakları yere basan bir alçakgönüllülük gösterir, hem de gerçeği suratınıza çarpacak kadar isyankardır.
Bence Avrupa Sineması diye bir şey olmasa gerek. Çünkü Fransız filmleri duygusal ve biraz asilken, İtalyan filmleri bol gürültülü ve capcanlı; İngiliz filmleri soğuk ve kasvetliyken ve belki biraz da vakurken; Alman filmleri disiplinli gelir bana. Eski SSCB'den ayrılmış olan ülkelerin filmleri daha yerel bir atmosferde ve çalgılı türkülüyken, Kuzey Avrupa ülkeleri filmleri daha karanlık ve soğuktur. İtalyanların sofraları, Fransızların renkleri ve İngilizlerin caddeleri sokakları girer filme hep...
Peki siz ne düşünürsünüz bu konuda? Bir bütün müdür, parçalı bulutlu mudur Avrupa Sineması?