B
6 yıl önce
Hücre filmine yorum yazdı:
Çılgın Yabancı filmine yorum yazdı:
Bu film, beyan vermenin, parmak göstermenin çok ötesinde; çingeneler ya da diğer adlar ile anılan insanları tanımak, onların nasıl bir yaşam tarzını ve neden seçtiğini anlamak için mükemmel bir film.
Tony Gatlif’in ’gerçekçi’ çekim yaklaşımı, benim gibi bu akımı sevenleri şüphesiz alıp götürecektir. Kolay kolay filmi önermeyeceğim birini tanımıyorum, eğer az biraz film seçiyorsa.
Çok fazla sahnesinden alıntı yapılabilir, neredeyse her film arşivi sitesinde birçok kişi tarafından yapılmış da. O yüzden filmin finali diyerek ağzınıza bal çalayım ^^.
The Princes filmine yorum yazdı:
Tony Gatlif’in Gypsyler hakkında çektiği üçlemenin ilk filmi (diğer ikisi, sırasıyla, Latcho Drom -1993-, ve Gadjo Dilo -1997-) olan Les Princes, Nara adlı, 30lu yaşlarında bir Gypsy’nin hayatından bir kesiti önümüze koyuyor.
Riskli bulduğum bir yaklaşım olan ’bahtsız başrol’ yaklaşımının klişelerine düşmeyerek, Nara’nın kendine özgü hayatını özümsemenize olanak sunuyor film. Bunu yaparken de, hayatında egemen olan belirleyici güçlerin O’nu nasıl etkilediğini çok başarılı bir şekilde işliyor.
Özellikle yol çekimlerini başarılı bulduğumu belirtmeliyim, ve Nara’nın ninesinin(?) karakterini. Üç kardeşin ayarsızı da sıklıkla beni gülümsetmeyi başardı, atlamak olmaz.
Nara’nın -görüşmediği- eşinin üç abisinin film boyunca gerilimi yüksek tutması, ve bunu can sıkıcı olmadan başarması, benim takdirimi oldukça kazandı. Ve Nara’yı takip eden tek bileşen değiller.
Ne yıkık ve bir kötü adam, ne de kurtuluşa erecek bir günahkar Nara, film iki taraftan bi ... DevamıTony Gatlif’in Gypsyler hakkında çektiği üçlemenin ilk filmi (diğer ikisi, sırasıyla, Latcho Drom -1993-, ve Gadjo Dilo -1997-) olan Les Princes, Nara adlı, 30lu yaşlarında bir Gypsy’nin hayatından bir kesiti önümüze koyuyor.
Riskli bulduğum bir yaklaşım olan ’bahtsız başrol’ yaklaşımının klişelerine düşmeyerek, Nara’nın kendine özgü hayatını özümsemenize olanak sunuyor film. Bunu yaparken de, hayatında egemen olan belirleyici güçlerin O’nu nasıl etkilediğini çok başarılı bir şekilde işliyor.
Özellikle yol çekimlerini başarılı bulduğumu belirtmeliyim, ve Nara’nın ninesinin(?) karakterini. Üç kardeşin ayarsızı da sıklıkla beni gülümsetmeyi başardı, atlamak olmaz.
Nara’nın -görüşmediği- eşinin üç abisinin film boyunca gerilimi yüksek tutması, ve bunu can sıkıcı olmadan başarması, benim takdirimi oldukça kazandı. Ve Nara’yı takip eden tek bileşen değiller.
Ne yıkık ve bir kötü adam, ne de kurtuluşa erecek bir günahkar Nara, film iki taraftan birine bel vererek kahraman hakkında yargı verilecek bir altyapı oluşturmuyor, sanırım en beğendiğim noktası budur.
Gazeteci ile röportaj kısmı ise, ciddi bir eleştiri olmasının yanında, ’jurnalizm kötü, insanların azınlık bakışı berbat’ sığlığına düşmüyor, filmin diğer kısımlarında olduğu gibi yönetmen çok iyi kotarmış diyebilirim.
The Incredible Torture Show filmine yorum yazdı:
B Movie seviyorsanız dahi tavsiye etmiyorum.
Film kötü bir şekilde vahşet ve absürd arasında kalmış. Absürd olmayı çok çok başarabildiğini söyleyemem, arkasına sığındığı ’trash movie’ furyasının korumasını umarak çoğunlukla vahşet verebilmiş bir film.
Bu nahoştan çok daha iyi trash movie’ler izleyebilirsiniz, vaktinizi kaybetmeyin.
Klişe bir karakteri canlandırıyor olsa da, polis memurunu izlemekten keyif aldığımı belirtmeden geçemeyeceğim, en başarılı benim için kendisiydi.
Bitmeyen Yürüyüş filmine yorum yazdı:
Aile, çocuklar arasındaki favoritizm, ikinci evlilikler, dulluk ve buna bakış, ve diğer birçok kemikleşmiş algıyı çok iyi yansıtan bir film.
Özellikle The Shoplifters (Manbiki Kazoku) filmi ile sanıyorum tanıştığım Kirin Kiki’nin oyunculuğu akılda yer ediyor.
Macario filmine yorum yazdı:
Macario ve Ölüm’ün ölüler başında geçirdikleri yaşar/yaşamaz anları, ve bu anlarda Macario’nun oyunculuğu oldukça başarılıydı. Keza Macario’nun bir bütün tavuğu ömründe bir sefer, tek başına ve rahatsız edilmeden yemek istemesi, çocukların yoklukta her daim bir lokma fazla için canhıraş çırpınışlarını açıklamaya fazlasıyla yetiyor. O sürede bile yasanın (ilk uhrevi) ve sonrasında itaat ve tamahın(ikinci uhrevi) beklenti ve albenileri kendisinin yakasını bırakmıyor, kendisini ölüme bırakışının sebeplendirmesi ise üzerine düşünülmesi gereken cinsten, özellikle filmin sonunu gördükten sonra.
The Seventh Seal eserinden sonra buraya ulaşmak çok mümkün görünmüyor, ama şayet önce Macario’yu izlediyseniz, çok daha karanlık bağlamı ve arka metni olan The Seventh Seal’ı izlemenizi tavsiye ederim.
Naçizane yorumum budur.
Tüm bunların yanında, kendisini vaadi dolayısıyla izletmeyi başarıyor: bir suçlunun/psikopatın zihninde neler bulunur?.
Jennifor Lopez’in oyunculuğuna çok gömülmüş, ancak çok da başarısız olduğunu söyleyemem, filmin ön kötü tarafı bence başarısız ve klişeden daha dipte diyaloglarıdır.
Özellikle zihin-içi çekimleriyle görsel bir şölen yaşatsa da, bu görsellere ve oluşturulan manzaralara tekrar dokunulmaması/değinilmemesi, kullanılma amaçlarını bence bertaraf ediyor.
Film için uydurulmuş olan zihinsel bozukluk (Whalen’s Infraction), tam anlatıldığı kısımda filmden kopmanıza sebebiyet veriyor. Kurgunun örtüsünde büyük bir delik açıyor, bu ve bunun gibi saçma ’kurgu ögeleri’ i ... Devamı
Tüm bunların yanında, kendisini vaadi dolayısıyla izletmeyi başarıyor: bir suçlunun/psikopatın zihninde neler bulunur?.
Jennifor Lopez’in oyunculuğuna çok gömülmüş, ancak çok da başarısız olduğunu söyleyemem, filmin ön kötü tarafı bence başarısız ve klişeden daha dipte diyaloglarıdır.
Özellikle zihin-içi çekimleriyle görsel bir şölen yaşatsa da, bu görsellere ve oluşturulan manzaralara tekrar dokunulmaması/değinilmemesi, kullanılma amaçlarını bence bertaraf ediyor.
Film için uydurulmuş olan zihinsel bozukluk (Whalen’s Infraction), tam anlatıldığı kısımda filmden kopmanıza sebebiyet veriyor. Kurgunun örtüsünde büyük bir delik açıyor, bu ve bunun gibi saçma ’kurgu ögeleri’ ile filmi şişirmek.
Kısacası,
Vaadi için izletir, kötü diyalogları için öldürür bir film.
([1]: https://www.imdb.com/title/tt0209958/trivia?item=tr4905744)