Atlara ve Uzaklara Hayran Olmanın Anlatısı

mehmetm

@mehmetm yazdı...

17.10.2020

Equus Psikolojik sorunların çözümünde itirafın çok önemli bir yerinin olduğunu ciddi ciddi düşünmeye başladım. Her ne kadar psikolojiyi hala anlayamasam ve metodolojisini içime sindiremesem de insanlara dair gizemli yönlerin ortaya çıkmasında etkili bir araç olduğuna olan inancım günden güne artmaktadır. Tesadüfen denk geldiğim, Alan ve Dr. Dysart arasındaki hasta-doktor ilişkisini anlatan bu başucu filmi, bana İsmet Özel’in ben atlara ve uzaklara hayrandım, benim hayranlığımdan inlerdi şehir dizelerini aklıma getirdi. Gönüllü-zorlama bir itirafla Alan durumunu açık bir şekilde doktora anlatırken, doktor Alan’ın tutkusunu kıskanır ve kaderinin uzaklara hayran olarak geçeceğini bildiği için içten içe Alan’a öfkelenir.

6 atın gözlerini oymuş olan Alan’ı tedavi etmesi için Dr. Dysart’a zorla kabul ettiren arkadaşı, onu iyileştirmenin tek yolunun kendisinden geçtiğinde ısrar eder. Doktor, Alan’ı kabul eder ve hastaneye yatırır. Alan ilk konuşmalarda çok suskundur, neredeyse hiçbir şey anlatmaz ve doktorla dalga geçer. Doktor, Alan’ın ailesi ile konuşur, durumu onlardan da dinlemek ister. Alan’ın annesi dindar-gelenekçi bir kadınken, babası öyle biri değildir; annesinin aksine daha özgürlükçüdür. Annesi devamlı incilden hikayeler okur ona, equustan bahseder. Bu incilde geçen bir attır, efsanevi bir hayvandır. Equus, aynı zamanda latincede de at demektir, yani equus o attır, at imgesidir, bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır, tüm atların içinde olan şeydir.

İşveren Alan’ın gayet normal biri olduğunu, yanlarındayken hiç atlara binmediğini; ama sabahları bazı atların çok terlediğini dolayısıyla gece onları birinin sürdüğünü farkettiğini söyler. Onu işyerine getiren Jill’dir. Jill Alan’a ilgi duyan ve hikayede düğümü çözen karakter olduğundan önemlidir.

Karşılıklı konuşmanın işe yaramayacağı ortaya çıkınca, Dysart oyun kılıfına sokup Alan’ı hipnotize eder ve equus’un nasıl ortaya çıktığını, ilk teması keşfeder. Alan 6 yaşındadır, ailesiyle sahildedir ve kumdan kaleler inşa eder. Siyah atıyla bir adam Alan’ın dibine kadar gelir ve Alan muhteşem olarak adlandırdığı equus’la orada tanışır, kimsenin duymayacağı şekilde onunla konuşur, adam Alan’ı atın üstüne oturtur birlikte equus’un sırtında sahil boyunca koştururlar, adeta ruhları birleşmiş, başka bir boyuta gitmişlerdir. Yabancı bir adamla atın sırtında olduğunu gören anne-babası panikle Alan’ın peşinde koşturup onu alır, Alan kendisini bu tanrısal birleşmeden ayıran anne-babasından 6 yaşında uzaklaşır, onlar adeta tanrısı ile arasına giren kâfirler gibidir.

Dr. Dysart işverenden, ailesinden ve itiraflardan yola çıkarak Alan’ın kişiliğine dair bir şeyler öğrenmiştir. Alan’ın evine gider ve odasını araştırır; Alan’ın yatağının karşısında, ayaklarının hemen üstünde, uyuyunca görebileceği şekilde iki tablo asılıdır, zincirlere asılı, başında dikenden tacı ile İsa solda dururken, sağda da gemlere vurulmuş, hüzünlü equus’un tablosu vardır. Alan’a göre equus günahları yüklenen, başka bir isa formudur. O güzeldir, o iyidir, her şeyin en güzelini, ona tapan biri tarafından görmesi onun hakkıdır. Equus onun içini dolduran, yaşama motivasyonudur.

Dysart, olay gecesine geçmek ister. Bunu Alan’dan öylece istemeyeceğini bildiğinden placebo tekniğini kullanacaktır. Alan hakikati söyleten ilaçlar olduğuna inandığını söylemiştir, bunları kendisi üstünde denememesi gerektiğini bildirmiş, ancak bunları söylerkende buna rızası olduğunu göstermiştir. Dr. Dysart aspirinlerden birini vererek bunların hakikati söyleten ilaçlar olduğunu, isterse bunlarla devam edebileceklerini belirtmiştir. Alan başka seçimi yokmuş gibi bunu kabul eder ve gergin bekleyiş başlar. Bunun nasıl etkileri olacağını, ne zaman işe yaracağını sorar, doktorda çok basit bir ilaç olduğunu ve bunun etkilerinin görülmeyecek şeyler olduğunu, sadece konuşmasına yardımcı olacağını belirtir. Alan anlatmak ister, çünkü karşısında anlayacağını düşündüğü birisi vardır. Jill’i anlatmaya başlar.

Jill, Alan’a olan ilgisini saklayamaz ve bir gün onu kendisini dışarı çıkarması için zorlar, Alan çıkarmamaya diretse de Jill ısrarcıdır, o gün Alan’ın tedaviye başlamasına sebep olan olay yaşanacaktır. Gittikleri yer ilginç bir yerdir, Alan bundan rahatsız olur. Bir porno filmin gösterimine gitmişlerdir, salonda tek kadın Jill’dir. Alan bundan rahatsız olur; ama nasıl davranacağını bilemez. Ancak, Alan filmden çok hoşlanmıştır. Filmdeki 16 yaşındaki kız gayet bayağı bir hikayeyle duşa girer, Alan bu sahneyi gözlerinden mutluluk saçarak anlatır. Filmi izlerlerken babası salon kapısından girer, babası orayı Alan’a görünmeden terketmek yerine ısrarla kapıda durur, Alan’la göz göze gelirler ve Alan’ı sürükleyerek ordan çıkarır, arkasından Jill gelir, otobüs durağına kadar konuşmadan giderler, hepsi birbirinden çekinmektedir o noktada. Babası Alan’a sinemaya afiş anlaşması için gittiğini, başka bir amacının olmadığını söyler, otobüs gelir, babası Alan’a gelmesi gerektiğini söyler, Alan karşı çıkıp Jill’e gideceğini belirtir. Babası onu orada bırakıp gider, Alan mutludur. Çünkü sadece onun sırları yoktur, babasınında sırları vardır. Etrafını izler, etrafındaki insanların da sırları vardır, o da onlar gibi normal bir insandır. Jill’le tesise giderler, samanlığa çıkarlar, ön sevişme gerçekleşir ve Alan sevişmeyi devam ettiremez. Çünkü Jill’in üstündeyken equusu hisseder. Onun sırtını, göğsünü, omurgalarını, damarlarını hisseder, equusa ihanet etmek fikri onu çılgına çevirir. Tanrısına ihanet etmiştir ve bunun sebebi Jill’dir. Jill’den orayı terketmesini ister, ondan nefret eder, Jill ise kendisiyle yatamadığı için bu kadar sinirlendiğini sanır Alan’ın ve onu sakinleştirmeye çalışır. Ancak Alan’ın gözü dönmüştür, onu ordan kovar. Çıplak bir şekilde tanrısına yakarır, artık cevap yoktur; tanrısı onu terketmiştir ve onunla konuşmamaktadır, equus kıskançtır ve kindardır, öteki gözlerden hep onu izleyecektir, ne zaman bir kadınla yatmaya kalksa, ne zaman hayattan zevk alacak bir şey yapsa equus onu görecek, ihanetini hatırlatacaktır. Alan buna dayanamaz, hep kendisinin gözü üzerinde olacağı için eline kancayı aldığı gibi equus’u kör eder, çığlıkları tesisi ayağa kaldırır. Alan equus’u kör etmiştir.

Pişmanlık içindedir, tanrısına ihanet etmiştir. Dysart, Alan’ın bir tutkuyu elde ettiğini, buna tanıklık etmenin harika bir deneyim olduğunu belirtmiştir. Ancak buna tanıklık etmek ona yetmez, o tutkuyla yanan Alan’ı görmüş ve sadece uzaklara hayran biri olarak geriye kendisi kalmıştır. Alan’ın atlara hayranlığı tutkusunun cisimleşmiş halidir, neredeyse elle tutabilecektir; ancak Dr. Dysart sadece o tutkuyu görmüştür. Onun tutkusu nedir, o sadece bu tutkuyu bir gün bulabilme ümidiyle yaşamaktadır, uzaklara hayrandır ve tutkuyu gördüğü için pişmandır, çünkü muhtemelen uzaklara bakıp duracak ve tutkuyu bulamayacaktır.

DEĞERLENDİRME

Konu

9

Oyunculuk

8.5

Senaryo

9.2

Kurgu

8.9

Sanat Yönetimi

9.6

9.0
Mutlaka İzleyin!

YORUM YAZ

SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL