Pardon "Duvar" mı Dediniz?

luzumsuzadam

@luzumsuzadam yazdı...

19.02.2019

Kahire'nin Mor Gülü Woody Allen eşi görülmemiş bir üretkenlikle film çekmeye devam ediyor. Hollywood sisteminde hatırı sayılır derecede bağımsız kalmayı başarabilmiş, meslek hayatı boyunca aynı zamanda bir yapımcı gibi çalışan usta yönetmen, sinema kariyeri boyunca her zaman kaygılı ve kendine güvensiz karakterlerin peşinden gitmiş; çektiği onlarca filmde Tanrı, sevgi, ölüm, hastalık gibi kavramları irdelemiştir. Kendisi için ayrı bir öneme sahip olan New Yorku seyirciye tutkuyla anlatmış, 2000 yılı sonrasında da büyük yönetmenlerin şehirlerinde, yani Avrupanın çeşitli yerlerinde filmler çekmiştir.

Henüz oldukça genç yaşlardayken mizah dergilerine fıkralar satarak ve daha sonra stand-up gösterileri yaparak uzun süre Amerikanın bir numaralı komedyenlerinden olan Woody Allen, 1966 yılında Ne Haber Kaplan Lily? filmiyle yönetmenliğe adım attı. Annie Hall (1977) filmine kadar çektiği Parayı Al ve Kaç (1969), Muz Cumhuriyeti (1971), Seks Hakkında Bilmek İstediğiniz Ama Sormaya Korktuğunuz- Her Şey (1972), Uykucu(1973), Aşk ve Ölüm (1975) gibi katıksız komedilerle Marx Kardeşler, Buster Keaton, Harold Lloyd hatta Charles Chaplin gibi büyük komedyenlerin yanına yerleşti. Bu komedi filmlerinin tümünde kızı kapamayan ahmak karakterini canlandırdı. Chaplinin Şarlo karakteri gibi o da kendine bir karakter yaratmıştı. O dönemlerde sürekli bu karakteri oynamasıyla ilgili olarak şöyle diyecekti:

Bogartı oynamak istemiyordum. John Waynei oynamak istemiyordum. Ahmağı oynamak istiyordum. Kızı kapamayan gözlüklü tipi, kızı kapamaz ama insanı eğlendirir.

Freuddan Ingmar Bergmana, Charles Chaplinden Rus klasiklerine kadar uzanan referanslara yer verdiği komedileriyle entelektüel düzeyi yüksek işlere imza atmasına rağmen asla komedi yapmakla yetinmek istemiyordu. Woody Allen, gerçekten ilgilendiği Ingmar Bergman, Michelangelo Antonioni, Jean Renoir, Luis Bunuel gibi ciddi işler yapmak istiyordu. Komedi çekmesine rağmen komediyi ciddi bir tür olarak görmüyordu. Avrupalı yönetmenlerin karanlık taraflarına duyduğu ilgi onu zamanla farklı bir sinema yapmaya itmişti. Bunun ilk örneği ise Annie Hall filmiydi. Doğrudan seyirciye hitap eden girişiyle, farklı biçim denemeleri ve alıştığımız Woody Allen mizahını dışlamayan yapısıyla da ilk defa farklı sulara açıldığı filmografisinde bir başyapıta imza atmıştı. Annie Hall, romatik-komedi türü içinde değerlendirebileceğimiz gibi aslında başlı başına yeni bir tür ortaya çıkarmıştı. Alıştığımız, bilindik romantik-komedi ışıltılarına ve finaline sahip olmayan Annie Hall, Avrupa filmlerini andıran yapısı ve dram ve mizahı içi içe sunmasıyla daha sonrasında Woody Allen tarzı romantik-komedilerin de (Harry Sallyyle Tanışınca(1989), Burning Annie (2004), Pariste 2 gün (2007)) kapısını açmıştı.

1978 yılında çektiği İç Dünyalar ile mizahı kenara bırakıp Bergmanvari bir film çekti. Eleştirmenlerden genel olarak olumsuz eleştiriler alsa da Allen, verdiği röportajlarda filmini savundu. Annie Hall ile başlayan ve daha sonra da Woody Allenın başını ağrıtacak olan filmlerinin otobiyografik olduğu görüşü Manhattan (1979) filmiyle iyice perçinlendi. Gerçek hayatta Dianne Keaton ile yaşadığı ilişki ve Annie Hall karakterini Dianne Keatonın canlandırması, Manhattan filminde ise varlıklı, ünlü ve entelektüel bir senariste hayat vermesi, filmlerinde Woody Allenın kendi hayatını anlatığı ve kendisini oynadığı yorumlarına yol açtı. Bunun bir sebebi de Annie Hall filminin daha girişinde dördüncü duvarı yıkarak doğrudan seyirciye seslenmesi ve filmin ilerleyen kısımlarında da hikyenin gidişatına defalarca müdahale edip seyirci ile diyaloga girerek yarı-Tanrı bir bakış açısına kavuşması olarak yorumlanabilir.

Filmlerim sadece ve sadece geniş, genel anlamda otobiyografik. Annie Hall olsun, İç Dünyalar ya da Manhattan olsun hepsinde de ayrıntılar uydurulmuştur. Örneğin, evli olup da bir ilişkisi olan, sonra o kadından ayrılan, en sonunda ben o kadınla çıkarken metresine geri dönen bir arkadaşım olmadı hiç. Babam Coney Islandda çarpışan arabalarda çalışmadı. Coney Islandda değil, Flatbushta büyüdüm. Diane Keatonla o şekilde tanışmadım; o da beni terk edip bir rock şarkıcısına kaçmadı diyerek bu konudaki yorumları savuştursa da, daha sonrasında çektiği Yaramaz Harry, Hannah ve Kız Kardeşleri (1986) filmlerinde de yine aynı durumla karşı karşıya kalmıştı.

Annie Hall filmi Woody Allenı birçok açıdan farklı bir noktaya taşımıştı. Bunlardan bir tanesi de kadın karakterler yaratmadaki gücünü fark etmişti. Öyle ki; Diana Keaton (Annie Hall), Mariel Hemingway (Manhattan), Dianna Wiest (Brodway Üzerinde Kurşunlar), Mira Sorvino (Sevimli Afrodit) Allenın yazdığı karakterlerle Oscarı kucaklayabilmişlerdi. Son olarak ise Mavi Yasemin (2013) filmindeki muhteşem performansıyla Cate Blanchatt en iyi kadın oyuncu dalında Oscara aday olmuştu. Mia Farrow, Scarlett Johansson ve Penelope Cruzda yine Woody Allenın yarattığı nevrotik karakterlere başarıyla hayat verdiler. Woody Allen, kadın karakterler yaratmaktaki başarısını ise Profesyonel olarak yazmaya başladığımda kadınların bakış açısıyla hiç yazamıyordum. Her şey Keatonla tanışmamla başladı. O kadar güçlü bir kişiliği, o kadar ilginç fikirleri vardı ki. diyerek Diane Keatona bağlayacaktı.

İnsanlar her ne kadar Woody Allen filmlerinin komik boyutuna, nevrozlu karakterlerine değinseler de, hayali olandan bahsetmeyi unutuyorlar. Bergmandan, Felliniden, Fritz Langdan etkilenen bir yönetmenin hayali olanın ve fantastiğin peşinden gitmesi elbette kaçınılmaz. İster Alice (1990) filminde, ister oyuncuların perdeden çıktığı Kahirenin Mor Gülü(1985)nde ya da Yaramaz Harry (1997) filmindeki aşırı bir şekilde verilen cehennem tasvirine baktığımızda Allenın sihre karşı olan ilgisini görebiliriz. 2011 yılında çektiği Pariste Gece Yarısı filminde de sihir, zamanda yolculuk olarak karşımıza çıkar. Zelig (1983) adlı sahte belgesel tarzındaki filmde ise başkarakter bir bukalemun gibi yanında bulunduğu insanların fiziksel ve kişilik özelliklerini taklit edebilir. Kızılderililerle Kızılderili, psikyatristlerle psikyatrist, şişmanlarla şişman olabilir. Zelig, gerek Woody Allen tarzı bir sahte belgesel olması gerekse de konusunun ilginçliğiyle usta yönetmenin filmografisindeki en önemli eserlerden. Muhakkak atlanmaması gereken bir şaheser.

Allen bir röportajında, Derinde bir yerde bütün filmlerimin, yakından bakılırsa, sihirle bir ilgisi vardır. Çok gerçekçi hikyeleri sevmiyorum. Bir yazar ve film aşığı olarak buna çok duyarlıyım. Sihir her zaman işlerimin ayrılmaz bir parçası olmuştur. der. Woody Allenın Gerçeklikten nefret ediyorum, ama bilirsiniz işte, insan akşam yemeğinde güzel bir bifteği de başka nerede yiyebilir ki? esprisi ise onun gerçeklikle ne kadar ilgilendiği konusunda bir ipucu verebilir belki.

Allenın kendine güveni arttıkça komediyi dramla bütünleştirmedeki mahareti de güçlenmeye başladı. Bir zamanlar bir savunma mekanizması olarak kullandığı mizah, karakterlerinin korkularını ve umutlarını aydınlatılmasını sağlayan bir araca dönüştü. Fakat hiçbir zaman ilk dönem komedilerinde sıklıkla saygı duruşunda bulunduğu Bergman, Fellini gibi yönetmenlerden uzaklaşmadı. Ya da ölümden, Freuddan, aşktan, ilişkilerden bahsetmekten vazgeçmedi. Sadece hepsini daha incelikli hale getirdi. Bergman sinemasına olan ilgisi İç Dünyalar ve özellikle Yaban Çilekleri filmine benzerliğiyle dikkat çeken Yaramaz Harry ile daha da belirginlik kazanmıştı.

Her yıl en az bir film çeken yönetmen kariyerinde bugüne kadar toplamda kırk yedi filme imza attı. Verdiği röportajlarda her yıl bir film çekmesi hakkında şöyle diyor;

Şaka yapıyormuşum gibi gelecek, ama böyle bir fırsatım olduğu için, herkesin film çekmek istediği bir dünyada yaşadığım için film yapıyorum.

Ayrıca başka röportajlarında ise film çekmenin onu düşünmekten alıkoyduğunu, bu yüzden sürekli film çektiğini söyler. Kendine karşı oldukça acımasız davranır. Bugüne kadar hiç büyük bir film yapmışım duygusunu yaşamadım. Onun için mükemmel filmler Bisiklet Hırsızları, Raşomon, Yurttaş Kane gibi klasiklerdir. Fakat Woody Allen her ne kadar mütevazi davransa da sinemaseverler için birçok değerli işe imza attı. İlk dönem çektiği komedi filmleriyle seyirciyi gülmekten yerlere yatıran usta yönetmen, Annie Hall ile birlikte yıktığı duvarın etkisi hala sinemaseverlerin üzerinde devam ediyor.

DEĞERLENDİRME

Konu

6

Oyunculuk

6

Senaryo

6

Kurgu

6

Sanat Yönetimi

6

6.0
Fena Değil!

YORUMLAR

SPOILER

Spoiler içeren yorumlarınızda "spoiler"
butonunu kullanınız.

SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL