Varoluşsal Sancılar ve Cinsellik

E

@edebi yazdı...

18.11.2018

Mavi En Sıcak Renktir Jean Paul Sartre'nin varoluşçuluğunu, kendini var edebilme konusunu derinliğiyle işlemeye çalışan bir eser. İnsan tercihleriyle var olur. Ve eğer tercihleri bireysel benini yansıtıyorsa kendini gerçek manada var etmiş olur. Hayat, çeşitlilik ve bu çeşitililiğin kendisiyle beraber getirdiği karmaşıklıklarla doludur. İnsanoğlu hayatı anlamlandırmak için (en moderni ve özgürlükçüsü bile...) tabular kurar ve o tabulara inanır. Ona göre yaşamın merkezi kurduğu tabulardır. Çünkü varoluş özden önce gelir Sartre'a göre. Yani insan veya kişioğlu evvela varolur daha sonra benliği veya özü şekillenir.

Diyebilirsiniz ki bunları neden anlatıyorum? Filmde lezbiyen ilişkisi yaşayan ve filmin merkezinde yer alan genç yaşta iki kızın var olduğunu görüyoruz (Ema ve Adle). Bunlar bir arayış içerisinde toplumda kendi bireysel varlıklarını ve tercihlerini sorgulamaktalar. Bunu yaparken bir tanesinin yani Ema'nın entelektüel bir tavır sergilediğini görüyoruz. Toplumdaki yerini ve tercihlerini sanat, felsefe gibi uğraş alanlarından ve kendi üretimlerinden belirlediğini ve yaşamını ona göre şekillendirdiğini görüyoruz. Diğer tarafta henüz ergenlik çağında yaşamı yeni yeni kavrıyor diyebileceğimiz Adle var ki onun entelektüel bir tavırdan oldukça uzak olduğunu görüyoruz. Adle tamamen iç güdüleriyle hareket etmekte, mesleğini ve cinsel tercihini ona göre seçmektedir. Dışardan bir gözle değerlendirdiğimiz zaman iki karakterin de ideal olanı yakalamış olduğunu ve kendilerini var edip mutluluğa ya da geçici anlamda bir avuntuya ulaştıklarını görüyoruz. Fakat hayat onlara hissettikleri kadar cömert davranmamaktadır. Zaman ilerledikçe ikisi de (bilhassa Adle) oldukları konumu içten içe sorgulamaya başlarlar. Bu bir buhranı doğurur. Bu buhran onları yeni tatlar denemeye sürükler. Ve Adle'in zaman içinde biseksüel bir yapıya evrildiğini gözlemliyoruz. Ema ise sanatsal bir buhranla boğuşmakta ve "entelektüel sorunsal" diyebileceğimiz bir boşluk yaşamaktadır. Bütün bunlar onların ilişkisinin bitmesine zemin hazırlamıştır diyebiliriz. Aslında onların ilişkisi kendilerine geçici olarak buldukları bir kimlikten öteye geçememiştir. Geçici bir kimlik... Bu yüzden ilişkide sarsıntılar olmuş ve ikisinin hareket noktası farklı olduğu için ayrılık kaçınılmaz olmuştur.

Aradan üç ya da dört yıl geçtikten sonra durumların değiştiğini söylemek mümkün. Ema, yaşadığı sanatsal buhranı bir resim galerisinde resimlerini sergilemeyi başararak -kısmen- atlatmıştır. Çünkü, belli bir ideal peşinde koşmakta ve bu ideali sanat ve felsefe gibi dallarla entelektüel bir dokuyla süslemektedir. Bu açıdan bakılınca Ema'nın yaşam yolunda attığı adımlar hem daha olgun hem de daha sağlamdır. Fakat her ne kadar Ema entelektüel bir doyuma ulaşmışsa da insanın var oluşunu tamamlayan unsurlar arasında cinsellik ve duygulanımlar da vardır. İşte Ema, Adle ile olan ilişkisini bitirerek bu unsurlardan mahrum kalmıştır. Bu da son çizdiği resimlere yansımaktadır. Yani aslında sanatında bile entelektüel olgunluğa ulaşma yolunda çekilen sorunlar kendini bilinçsizce göstermektedir. Çünkü var oluş bir sistematik gibidir. O sistematikten eksik olan her unsur mutlaka bilinç düzeyinde ya da bilinç dışı düzeyde kendini gösterecektir.

Adle'e gelirsek... Aradığı kimliği geçici olarak cinsellik ve duygular temelinden bulduğu için filmde Adle'e sonsuz bir huzursuzluk çizilmiştir. Çünkü Adle'in bu boşluktan kurtulması için Ema gibi bir entelektüel uğraşı yoktur ve Adle'in kimlik bilinci daha zayıftır. Yukarda da ifade ettiğim gibi cinsellik ve duygulardan oluştuğu için filmde daha zayıf bir kimlikmiş gibi yansıtılmıştır. Yaşama karşı duruş sergilemek sadece bir tercih yapmakla sınırlı değildir. Önemli olan bu tercihler doğrultusunda üretken olabilmektir. Nitekim filmin bir sahnesinde Ema'nın Adle'e başarılı olduğu edebiyat alanında eserler vermediği için serzenişte bulunduğunu görüyoruz. Ve ilginç olan şudur ki o sahnede Ema "üretmek" olgusunu "mutluluk"la bağdaştırmaktadır. Ama Adle henüz o entelektüel bilince sahip değildir. Hatta film bitene kadar bile o düzeye ulaşamamaktadır. Bu durum Adle'i sonsuz bir buhrana sürüklemektedir. Çünkü dışa vuracağı yani var oluşunun eksikliklerini ya da yapısını anlatacağı herhangi bir eser vererek içini dökme yoluna gitmez. Bütün sorunlarını içine atmakta kendi kendine yaşamaktadır. Bu, Adle'i adım adım hastalıklı bir yapıya doğru sürüklemektedir. Belli bir zaman sonra Adle artık cinsel tercihsizlik gibi bir durumla karşılaşacaktır. Nedir cinsel tercihsizlik? Yani ne kızlara ne de erkeklere karşı duygusal yahut cinsel herhangi bir tavır takınamayacaktır. Çünkü zihinsel anlamda bir hastalık geçiriyor olmasının yanında aynı zamanda hormonal bir hastalıkla da baş başa kalmıştır. Filmin son sahnesinde tek başına Adle'in sokakta ağır adımlarla yürüyüp evine gittiğini görüyoruz. Bu durum onun sonuçsuz kaldığının bir göstergesidir. Yani içinde yaşadığı ruhsal sorunların dışavurumu fiziksel yalnızlık olarak kendini göstermektedir ki filmde bu konu çözüme kavuşturulmamış, yarıda bırakılarak bir "yönetmen tavrı" ortaya konmuştur.

DEĞERLENDİRME

Konu

7

Oyunculuk

8.6

Senaryo

8

Kurgu

8.5

Sanat Yönetimi

8.3

8.1
Mutlaka İzleyin!

YORUMLAR

SPOILER

Spoiler içeren yorumlarınızda "spoiler"
butonunu kullanınız.

SPOILER

SİNEROBOT

BUGÜN NE İZLEMEK İSTERSİN?

YILI

SÜRESİ

PUANI

GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL