Uzak Filmi Ana Karakterlerinin "Farenin Yakalanma ve Atılma Sahnesi" Üzerinden Açıklanma Denemesi

E

@eekibck yazdı...

20.11.2010

Uzak Uzak

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

Senaryo: Nuri Bilge Ceylan

Görüntü Yönetmeni: Nuri Bilge Ceylan

Sanat Yönetmeni: Ebru Yapıcı

Oyuncular: Muzaffer Özdemir, Mehmet Emin Toprak, Zuhal Gencer Erkaya, Nazan Kırılmış, Feridun Koç

2002, Türkiye, 110 dk.

Kültürel modernizmin en büyük atılımı olarak nitelendirilen sinema, resmi olarak 1895de doğdu. Aslında daha önce, 1870lerde doğmuştu; dünyanın farklı köşelerinde birçok bilim adamı sinema araçlarını geliştirmeye başlamıştı bile. Ancak çektikleriyle ilk halk gösterisini yapmayı akıl edenler Fransız Lumiere kardeşlerdi.

1895ten bu yana temelde aynı kalmakla birlikte, teknolojinin getirdiği olanaklar ve insan beyninin sınır tanımayan yaratıcılığı sinemayı geliştirirken, özellikle Avrupa Sineması, ileride sanat filmi kavramına kaynaklık edecek filmler üretmeye başladı. Peter Leve göre sanat filmleri, II. Dünya Savaşı sonrasında yapılan, yüksek kültürlü izleyiciyi hedefleyen, içeriği ve biçimiyle yeni yaklaşımlar gösteren [filmlerdir] (1993:3-4den aktaran Öztürk 2000:33)*. Sanat filmleri tecimsel filmlere göre daha metinsel öğeler içerir, bunu yaparken doğasından kaynaklanan nedenlerle eylem arka plana itilir, karakterler üzerine yoğunlaşılır. İnsanın yalnızlığı, bireylerin yabancılaşması ve bu uzaklaşma sürecinde insan ilişkileri öne çıkar.

Kuşkusuz ki sanat filmleri bu tanımlamalar içerisine sıkıştırılamaz, dahası bu tanımlamaya uymayan kimi filmler de pekala sanat filmi sayılabilir. Ancak tüketim toplumunun su gibi içtiği ve şişesini bir kenara (çöpe bile değil) attığı filmlerin neredeyse tamamının bu tanımlamaların dışında olması sanat filmi tanımlamalarını haklı çıkarmaktadır.

Uzak filmi de, bu kalıplar içerisinde yerini alır. Filmdeki karakterlerin kendi içlerindeki yalnızlıkları, olaylardan çok durumlar üzerinden düşündüren yapısı, uzun planlardan oluşan durgun kurgusu, neredeyse fotoğraf karesi gibi çerçeveler ve özenli yönetim bu tanımlamalara uygunluğunu adeta tescillemektedir.

Konusu itibariyle Uzak, kasabadan kente gelen, kendine yeni bir hayat kurmak isteyen Yusufun (Mehmet Emin Toprak), uzaktan bir akrabası olan Mahmutun (Muzaffer Özdemir) yanına geçici olarak yerleşmesi üzerine kuruludur. Böylece biri kent yaşamına uyum sağlamış, diğeri taşra hayatından henüz kopamamış iki karakter üzerinden büyük bir karşıtlık var edilmiştir.

Filmin ilerleyen sahneleri boyunca şehrin kalabalığına rağmen kendi içinde yalnızlığını yaşayan Mahmutun başarısızlıklarını, yitirdiği umutlarının yeşermesine izin vermediği bohem ama düzenli hayatını ve bu düzeni, gelişiyle bir anda bozuveren, yaşam şekliyle gamsız Yusufun karşıtlıklarını izler dururuz. Ta ki, filmin son çeyreğinde karşımıza çıkan ve yaklaşık dört dakika süren farenin yakalanma ve atılma sahnesine dek.

Uzun zamandır Mahmutun evinde kalan ve yüzeysel tartışmalarının gittikçe derinleştiğini fark eden Yusuf, filmin genel yapısına aykırı bir planla (nereden geldiği belli olmayan kuvvetli bir ışık huzmesi ve garip seslerle) uyanır. Uyanmasıyla içeriden gelen farenin acı dolu çığlıklarını duyması bir olur. Filmin ilk sahnelerinden bu yana mutfağa gizlenmiş fareyi yakalamaya çalışan Mahmut, sonunda amacına ulaşmış, mutfak kapısının eşiğine koyduğu yapışkan bantlar, küçük fareyi yakalamıştır.

Yusuf, mutfağa gider. Kapının önünde durup canını yakan banttan kurtulmaya çalışan farenin hazin halini izlerken Mahmut gelir. Farenin yakalandığını gören Mahmut, fareyi kapıcının halletmesi için sabahı beklemelerini söyler. Yusuf, farenin daha fazla acı çekmesini istemediğini farenin çığlıklarını söz konusu ederek belli eder ve Mahmutun belirttiği yöntemle (bu haliyle sarmalayıp poşete koyup canlı canlı) çöpe atar. Halen ölmediğini bildiği farenin etrafını kedilerin sarması üzerine kararsız kalan Yusuf, poşeti eline alır ve etrafını kolaçan eder etmez duvara çarparak öldürdüğünü varsaydığı fareyi tekrar çöpe atar. Mahmut ise yaşananların tamamını camdan izlemektedir.

Oldukça sade planlarla, doğal diyaloglarla akıp giden sahne, anlattıklarıyla çok bilindik, herhangi bir zamanda herhangi birimizin yaşayabileceği bir durum gibi gözükmesine rağmen, aslında filmin karakterleri hakkında önemli fikirler vermektedir.

Kent/kasaba yaşantısının uzantısı olan Mahmut ve Yusuf, temelde çok farklı insanlar olmakla birlikte, gittikçe birbirine benzeyen karakterler olmaya başlamışlardır. Mahmut, iyi bir işe ve eşe sahip olmasına rağmen bunları değerlendirememiş ve zaman içinde eşini, sanat fotoğrafçılığı hayallerini yitirmiş bir adamken; Yusuf, denizci olma hayalleri ile İstanbula gelmiş, ancak o da istediklerini elde edemediğini görmeye başlayınca, Mahmutun, ürünlerinin fotoğraflarını çektiği firmaya bekçi olarak girmeyi isteyecek bir adam haline dönüşmüştür. Yalnızlıkları, işsizlikleri (ne de olsa Mahmut istediği işi yapamamaktadır, dahası bunun için en küçük bir çabası dahi yoktur), kadınsızlıkları (Mahmut cinselliğini, üzdüğünü anladığımız bir kadınla bastırıp halen eski karısına aşıkken; Yusuf apartmanda gördüğü kızdan hoşlanır, karşılık göremeyeceğini anlayınca, metroda yanına oturduğu kızın bacaklarını süzer) fareli sahne öncesinde birbirine benzeyen özelliklerinden sadece üçüdür.

Farenin acıyla attığı çığlıklar, aslında Mahmut ile Yusufun ruh çınlamalarıdır. Hayata tutunamamışlıkları, çırpınışları, kurtulmaya çalışan farenin şu anki halinden hiç de farklı değildir. Fare kurtulmaya çabalarken, onlar (henüz) ayakta, kendi yakın geleceklerini izlemektedirler.

Toplumun bir bakıma dışladığı Yusuf ile toplumu dışlayıp sonra da onda kendine ait bir şeyler aramadığını fark ettiğini düşündürten Mahmut, fareyi kıstırmış halde ve fazla göz göze gelmeden (ne de olsa oradaki kendileridir) fikir alışverişinde bulunurlar. Bireyselliği hat safhada olan Mahmut, fareyi acılar içinde sabaha kadar bekletebilecekken, diğeri henüz toplumdan kopamamış bir kasabalıyı simgelercesine farenin daha fazla acı çekmemesi için çözüm bulmak ister. Çözüm daha üstün konumda olan ev sahibi tarafından bulunur: Öldürmeksizin bir poşete konularak çöpe atılacaktır fare. Yusuf, bu çözümü pek beğenmemekle birlikte (sonuçta farenin acıları dinmeyecektir) kabul eder. Poşete koyduğu fareyi kedilerin etrafını sardığı çöplüğe atıverir. Ancak içindeki kasabalı taraf yine su yüzüne çıkar ve fareyi bu haliyle kedilere bırakamayacağını hatırlatır. Bir anlığına fareyi koruma altına alacağını düşündüğümüz Yusuf aslında dönüşümünü tamamlamak üzeredir ve iyiyi değil kötünün iyisini yapmaya karar vererek fareyi öldürür. Bu sayede fare, kediler tarafından canlı canlı yenmekten kurtulur ancak ölümden kaçamaz. Farenin ölümden kaçamaması, Yusufun bireyselleşmekten kaçamaması gibidir. Bu gidişatı başından beri pencereden izleyen Mahmut, olayın/durumun gizli suç ortağı olarak sessiz kalır ve Yusuf eve dönerken ona gözükmemeye çalışarak yavaşça geri çekilir. Bu hareketiyle suça ortaklığını kabul etmiştir. Artık aynı toplumun birbirinden uzak yabancılaşmış bireyleridirler.

Sinematografik anlamda yeni bir şey söylememekle birlikte, metinsel öğelerin katkısıyla, film boyunca birbiriyle ters düşen Mahmut ile Yusufun aynı kefeye koyulduğunu, dahası aynılaştığını gösteren fareli sahne, filmin can alıcı noktasıdır. Filmin bireyleri ortak bir sorunun serim aşamasında ne kadar farklılıklar gösterseler de düğüm ve çözüm aşamasında aslında birbirlerinden hiçbir farklarının olmadığını kabullenmişlerdir: Her ikisi de, fare gibi sıkışmış, adeta hayata yakalanmışlardır.

*Öztürk, S. R. (2000) Sinemada Kadın Olmak: Sanat Filmlerinde Kadın İmgeleri. İstanbul: Alan Yayıncı

Ekim 2008

YORUM YAZ

SPOILER

YENİ YORUMLAR

P

@persus

10 yıl önce

şu sıralar kendi hayatımla bir hayli paralellik kurduğum bir film. bende taşradan istanbul'a iş bulmak için bir aile yakınımın yanında kalmaktayım.. filmi ilk izlediğimde hiç begenmemiştim. hatta anlamamıştım. ikinci hatta açık olmak gerekirse üçüncü kez izlediğim de filmi anlayabilmiş ve nuri bilge'ye hayran kalmış.. daha önceki filmlerini ve yeni filmlerini yakaladığım her fırsatta izleme olanağını yakaladım bu sayede. bu bakımdan uzak nuri bilge filmleri içerisinde sanırım yeri bir basamak yukarıda olacaktır.

yazıyı çok beğendim. itiraf etmek gerekirse fareli sahnenin film içerisindeki yerini pek kavrayamamıştım. sanırım en yakın zamanda tekrar bu yazının ışığında şu günlerde izlemiş olmak bana çok fazla şey kazandıracaktır.. yazanın ellerine sağlık..
SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
Aktivasyon Mailim Gelmedi!
ŞİFREMİ UNUTTUM
AKTİVASYON MAİLİ GÖNDER
ÜYE OL