Her Duygudan Bir Nükte

tiamath

@tiamath yazdı...

11.07.2019

BU YAZI SPOILER İÇERMEKTEDİR

Dünyada Bir Gece Jim Jarmusch'un dünyanın çeşitli ülkelerindeki şehirlerinde bindiği taksilerde dönen muhabbetlerden esinlenerek oluşturmuş olduğu oldukça farklı bir yapıda olan ve çok başarılı bulduğum bu filmde, dünyada geçmekte olan bir gecede beş farklı şehirdeki beş farklı taksinin içinde dönen beş farklı hikayeyi karşımıza sunmaktadır.

Bugünlerde birbirlerinde farklı hikayelerle ilerleyen bir çok filme denk gelebilirsiniz ama bunun içerdiği tema oldukça farklı. Çünkü biraz daha içimizden olduğu hissine kapılıyorsunuz. Evet bazı noktalarda işlenmek istenilenlerin biraz ütopik bir yapıda işlendiğini inkar etmiyorum ama bunu film festivallerinde seyirciye aktarılmak istenilen hissiyatın seyirci tarafından keşfedilmesi unsuru son onbeş yılda yaygın olduğundan o dönem dikkat edilmemesine bağlıyorum. Buna örnek araç kullanmayı pek bilmeyen taksicinin acemiliğinin abartılı gösterildiği sahneyi yada anıtın etrafında dolanmaktan müşteriyi göremeyen şoförü verebilirim.

İlk hikaye Los Angeles'ta başlıyor. Bir iş kadınının evine gitmek için bindiği taksideki sürprizlerle dolu kızla geçen diyalog bizleri: Ne kadar fiyakalı görünse de problemleri olabileceğini (Victoria), yetişmiş olduğu ailenin çocuktaki hayaller üzerindeki etkisini (Corcky) , nadiren de olsa elindekinin kıymetini bilen insanların (Corcky) olduğu mesajını verirken diğer yandan da sokak ağzı göndermeleri ile de keyifli bir izlenim veriyor. Özellikle de sonda Victoria'nın "tamam anneciğim" diye karşılık vermesi çok iyiydi.

İkinci hikaye New York'ta geçiyor. Siyahi bir adamın akşam Brooklyne gidebilmek için taksi tutmaya çalışırken kimsenin onu almadığını görüyoruz. Zaten direk siyah-beyaz ayrımcılığının etkisi ile girişi yapıyoruz. Ardından Rus asıllı bir şoför gelir -ki son derece acemi bir şofördür- adamı alır. O kadar acemidir ki arabayı adamımız sürmek zorunda kalır. Burada hangi ortamda olursa olsun (Yoyo) ne kadar doğal olunabileceği güzel işlenmekte. Özellikle kızı da taksiye alıp tartıştıkları diyalog tam bir komedi. Ve birde her zaman son sözü kadınlar söyler mesajı da veriyor diyebiliriz. Buradaki kalpak takan (Helmut) abimizin geçmişinin şuan ki mesleği ile hiç alakası olmaması da şahane bir "her zaman olmak istediğimiz yerde olamayız" gerçeği içeriyordu. Ve ince ince ırklar arasındaki farkın birbirini itmek yerine ne kadar çok şey paylaşılabileceğini de göstermesi başarılıydı.

Üçüncü hikaye Paris'e geçiyoruz. Açılışta zengin veya kendince makam/mevki sahibi kimselerin karşısındaki insanları nasıl küçümsedikleri ile bir giriş yapılıyor. Canına tak eden şoförümüz adamları attıktan sonra gözleri ama bir müşteriyi taksiye alıyor. Bu hikaye gerçekten oldukça iyiydi. Çünkü doğuştan bir duyu organı kayıp olan kimselerin diğer duyu organları normal insanlara kıyasla çok daha güçlü olur. Çünkü vucut çalışmayan gözlere ayrılmış olan sinirsel ağlarını diğer duyu organlarına paylaştırır. Bu oldukça güzel yansıtılmış. Görmesinde hiç bir problemi olmayan şoförden daha iyi bir şekilde dünyayı algılayabildiğini görüyoruz. Öte yandan da meraklı bir kişiliğin diyaloğunu izliyoruz.

Dördüncü hikaye Roma'da geçiyor. Bu gülmekten yarılacağınız bölüm diyebilirim. 97 yapımı hayat güzeldir de oynayan usta komedyen Roberto Benigni daha o yıllarda bile ne kadar başarılı olduğunu bize gösteriyor. Hayatı hiç bir şekilde umursamayan ve karşısındaki herşeyle eğlenebilen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Arabasına aldığı din adamı kıyafetli şahsın her ne kadar ben piskopos değilim demesine rağmen kendisinden günah çıkarmasını talep etmesiyle başlıyor esas komedi. Küçüklüğünden büyüklüğüne aklından atamadığı derinlerdeki vicdani olaylarını açmaya başlıyor. Buradaki en büyük mesajın hepimizin içinde neler saklı olabileceğini kimsenin bilemeyeceği diye düşünüyorum.

Son hikayede Helsinki'deyiz. Buda duygusal olarak bir nevi yıkım yaşayabileceğiniz bir olayın perdesi. Sanayiden üç adam alarak başlayan bir yolculuk görüyoruz. Adamlardan biri çok içmiş ve kendinden geçmiş. Şoförde ona neler olduğunu sorar. Arkadaşları onun başına herkesin kaldıramadığı bir olay geldi derler ve anlatırlar. Fakat günün sonunda adamın başına gelenlerin aslında o kadar büyük bir şey olmadığı kanaatine varırlar. Çünkü beterin beteri vardır sözünün doğruluğunu şoförün başına gelen olayı dinlediklerinde anlarlar. Bu bölümün sonunda arkadaşlarına olan tavırlarındaki değişimde çok başarılıydı.

Hepsinin başarılı olduğunu düşündüğüm bir nevi sanat eseri tadında izlediğim bir film oldu. Biraz geç keşfettiğime üzüldüm diyebilirim.

DEĞERLENDİRME

Konu

10

Oyunculuk

8.5

Senaryo

9

Kurgu

8.5

Sanat Yönetimi

8

8.8
Mutlaka İzleyin!

YORUM YAZ

SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL