İhtiyarlara Yer Yok Filmine Yapısalcı Anlamda ''Eksik de Olsa'' Bir Bakış

ebus-durak

@ebus-durak yazdı...

14.12.2018

İhtiyarlara Yer Yok Sinema alanında da yapısalcı çözümleme, bir filmin anlatısını oluşturan birimlerin, ögelerin tümünü belirleyip ortaya çıkarma; bunlar arasındaki ilişkileri inceleme, sinemasal birimlerin, ögelerin nasıl bir ilişki içinde bir araya gelerek filmi oluşturduğunu ortaya çıkarmaya yönelik olan çalışmalardır. (Özön, 2000:786)

İhtiyarlara Yer Yok filminin teması, insanlardaki bitmek bilmeyen para ve tüketim hırsı, kader, zamanın gelenek ve göreneklerinin insanları soyutlaması, yozlaşmış bir toplum, yaşlılık, yaşam ve ölüm gibi konularıdır. Film bu konuları izleyiciye diyaloglardaki alt-metinler ve göndermeler aracılığıyla aktarır. Öykü de bu kavramlar üzerinde kurulur.

Karakterler ele alındığında, Şerif karakteri hayattan gerekli olan bilgeliği ve tecrübeyi edinmiş eski-yeni çatışmasını çok iyi tahlil eden, hiçbir şekilde ölümünden korkmayan, popülaritenin anlam yüklediği şeylere değer vermeyen ve Tanrının kendisini bulmasını isteyen bir insandır. Llewelyn Moss ise zeki ve yetenekli olmasına nazaran insandaki şehvetin, açgözlülüğün ve doyumsuzluğun vücut bulmuş halini temsil eder. Her ne kadar kaderden kaçmaya çalışsa da Kader, onu bir şekilde hep bulur ve bir nevi Oedipus Trajedisi(M.Ö. 429, Sofokles), onun hayatında kendini tekrar eder. Buradaki kader tasviri işte ana karakterlerden biri olan Anton'dur. Anton'un genelde karşısına çıkan iyi insanları öldürmemesi, arada kalmış insanlar içinde yazı-tura atması, -ki burada para ve yaşam ilişkisine atıfta bulunur- para hırsıyla yanan ve kötü karakterleri öldürmesi Tanrının onu kaderi temsilen yeryüzüne göndermesidir.

Filmdeki hikaye ve diyaloglara yapısal bir anlamda bakılacak olursa Moss eline geçirdiği maddenin değerinden dolayı insanlığını unutur ve ondan yardım isteyenlere yardım etmez kendisi yardım isterse de bunu para ile ''satın alarak'' yapar. Anton'un marketteki adamla ve Moss'un karısıyla konuştuğu her iki sahnede de Anton, yazı-turayı onların hayatları için atar ve bu insanlar ne iyi ne kötüdür, kader onların hayatını bir ters-yüz ilişkisi içinde belirler. Anton'un öldürdüğü masum gibi gözüken diğer insanlarda, maddiyatı benimseyen veya suç ile iç içe bulunmuş insanlardır. Filmdeki en önemli göndermeler ve alegoriler bilge şerifin hikayeleri ve yaşantısıdır.
Bu hikayelere bakılacak olursa; Sığır hikayesinde basit bir sığır öldürme işinin bile nasıl sonuçlanacağını kimse bilemezken aynı şekilde de kaderin film boyunca insanların başına neler getirebileceği asla kestirilemez. Bu hikayenin devamındaki simgesel bir metafor ise yeni sığır öldürme tekniği olan oksijenli acısız öldürme. Anton'un da insanları bu şekilde öldürmesi yeni nesli sığır olarak köleleştirilmiş, duygusuz, doyumsuz ve düşünmeyen bir varlık olarak görmesi. Aynı zamanda sığırın çiftçiyi sağ kolundan yaralaması ve Anton'un da son sahnelerde sağ kolundan yaralanması bu hikayeye bir gönderme niteliğindedir.

Başka diyalogda ise yaşlı insanların emeklilik paralarını çalıp onlara işkence edip öldüren ve onlara evinin arka bahçesine gömen gençler üzerine. Bu sohbette insanlar o kadar yozlaşmış ve birbirlerine o kadar yabancılaşmış birey haline gelmişlerdir ki kimse, ölülerin arka bahçeye gömülmesine şaşırmazken gençlerden birinin köpek tasması taktığına şaşırmaları üzerine olay çözülmüştür.

Şerifin yaşlı arkadaşı ile yaptığı sohbette ise yaşlı adam kendisini sakat bırakan adamla şu an karşı karşıya gelse bile hiçbir şey yapmayacağını ifade eder ve kendinden alınanları geri almanın ona daha çok şeyin kaybettireceğine inanır. Bu kısa sohbette intikam ve hırs ile yapacağı her davranışın onu rahatlatmak yerine onun içindeki o bitmeyen ilkel insani vahşeti dindirmeyeceğine değinir. Affetmenin erdemi ve geçmişteki yapığı hatalardan ders aldığını vurgular.

Devam eden sekansta Şerif, arkadaşına kendisini yetersiz hissettiği için işi bırakacağını belirtir, değişen zaman içerisinde eski-yeni çatışması, bozulmuş gelenekler onu yormuştur ve artık yeni nesle ayak uyduramadığını söyler. Modernitenin eleştirisi, bu sahnede şerifin gerek ağzından dökülen kelimeleriyle gerekse bu durumlar karşısındaki çaresizliğiyle izleyiciye verilir.



Filmin önemli noktalarından biri ise şerifin Tanrının bir şekilde hayatına girmesini düşünmesidir, Şerif Tanrıyla hiç karşılaşmadığını söyler. Oysaki Anton, şerifle sadece bir kez karşılaşmıştır ve daha önce hiç kimseden korkmayan Anton, ondan hiç olmadığı kadar korkmuştur. Bu sahnede Anton ile karşılaşması yani kader ile yan yana gelip sağ salim çıkması Tanrının onun hayatına bir şekilde girdiğini ve onun bunu bilmediğidir. Yaşlı adam buna cevaben Tanrının ne düşündüğünü bilemezsin diyerek izleyiciye Tanrının şerifin hayatında hep olduğunu söyler. Mack amcanın öldürülmesi diyaloğunda da, Mack amca 7 kişilik bir grupla tartışıp verandada vurulduğunda öleceğini bilir ve olayın gecesinde ölür. Şerif bu normal gibi görünen olaya olacakları engelleyemezsin, hiçbir şey seni beklemiyor, bu batıl inanç diyerek bir anlam katar. Yani şerif işini bıraksa da bırakmasa da değişimi engelleyemez. Eskinin adetleri batıl olarak kalmıştır, olacakların da önüne kimse geçemeyecektir.

Her fırsatta eskilere olan özlemini dile getiren eski ile yeniyi karşılaştıran şerif bize filmin temalarını böylelikle verir. Filmde yaşlı olan tüm karakterlerin silinmiş, hayattan beklentisi olmayan ve yeterli olgunluğa ulaşmış karakterler olarak gözükürken diğer yandan film, insandaki para-yaşam-kader ilişkisini, geleneklerin bozulmasını, değişen kuralları ve değişen yeni düzeni irdeler. Gün doğumuyla başlayan film, kahvaltı masasında şerifin rüyasını anlatmasıyla sona erer.

Bu sahne ise filmin ana temasına değinir. İlk rüyada şerif babası ile kasabanın bir yerinde buluşur ve babası ona para verir. Şerif ise parayı kaybeder. İkinci rüya da ise eskilerde olduğu gibi gece vakti at sırtında dağlardan geçerler. Babası her zaman ki gibi önden gider ateş yakar ve onu bekler. Şerif o karlı, buz gibi gecede babasının onu beklediğini hep bilir. İlk rüyada şerifin paraya tamahkar birisi olmaması onun parayı kaybetmesiyle, hayatı ve bilgeliği kazanmasını anlatır. İkinci rüyada ise babasının elinde taşıdığı ateş yol göstericiliği temsil eder. Eskilerde olduğu gibi babası gidip ateş yakacaktır ve şerif onun o ateşi hep yakacağını, onu hep bekleyeceğini vurgular. Şerif ise o meşaleyi değişen düzende ve kapitalist sistemde ataları gibi taşıyacaktır.

DEĞERLENDİRME

Konu

6

Oyunculuk

6

Senaryo

6

Kurgu

6

Sanat Yönetimi

6

6.0
Fena Değil!

YORUM YAZ

SPOILER

YENİ YORUMLAR

E

@evrimplbyk

5 ay önce

''Eksikte Olsa'' gibi affedilemez bir yazım hatasını görünce yazınızı okumamaya karar verdim. Umarım Sinefil bu konularda biraz daha titiz davranır.

@ebus-durak

4 ay önce

uyarınız için teşekkür ederim, bundan sonra daha dikkatli davranacağım.

@mdemir

5 ay önce

Başlıktan sonrasını okuyamadım, özür dilerim. Bağlaçları doğru yazılmayan yazıları okuyamıyorum. Benim hatam.

@ebus-durak

4 ay önce

Uyarınız için teşekkür ederim, gözümden kaçan bir hata, bundan sonra daha dikkatli davranacağım.

@edebi

5 ay önce

Merhaba dostum, öncelikle kalemine sağlık... Fakat yazında bence temellendirme yönünden ciddi bir eksiklik var. Yani yazının başında filmi yapısalcı kurama göre inceleyeceğini ifade etmişsin fakat, ne yazık ki yazdıkların bireysel analizden öteye gidememiş. Yani filmin yapısal katmanlarını (teknik olarak; yönetmenlik, fotografya, sinematografi, ses yönetimi ve oyunculuklar içerik olarak ise; kurgu, senaryo, düzenleme, sanat yönetimi gibi) oluşturan unsurları detaylı bir biçimde irdelemeni beklerdim. Fakat bunları göremedim. Yazın bireysel bir analiz olarak değerlendirilirse hoş bir yazı olmuş. Tebrik ederim :)

@ebus-durak

4 ay önce

Dostum çok teşekkür ederim eleştirin için. Dördüncü sınıfta yazmış olduğun yüzeysel bir eleştiriydi. Yapısal bir çözümleme tekniklerini taşımıyor dediğin gibi. Kuramlara tekrar çalışacağım bu yazıdan sonra. Özür dilerim hatalarım ve yazım yanlışlarım için.
SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL