Görüntünün Aciz Bırakmışlığı ya da Urszula'nın Büyük Çaresizliği

mehmetm

@mehmetm yazdı...

08.10.2020

BU YAZI SPOILER İÇERMEKTEDİR

Sonsuz Bu yazıyı akademik bir dille ele almayacağımı yazının başında belirtmekte fayda görüyorum; çünkü yazı yargı cümleleriyle, subjektif bir üslupla ele alınacaktır. Bu yazı sinemanın sanat olarak ilk defa şahsıma dokunduğu zamanlardan kalma bir tasarıdır. İlk defa bu yazının konusundaki sahne bana sinemanın sanat olmaklığının önemini kavrattı ve onun eğlencelik bir şey olmadığını gösterdi.

Sadece beş-on dakikalık bu sahne muhtemelen hiç kimseyi beni etkilediği kadar etkilememiştir; ancak sanat da tam olarak böyle bir şey değil midir? Tarkovski’nin deyişiyi ile, sinema bizlere bir şeyler hissettirdiyse amacını yerine getirmiştir. Zerkalo üzerine yazısında, bunu açıklıkla belirtmişti. Şiirin hissettirdiğine bakın, sahnelerin sinematografisini izleyin, bir şeyler hissedin ve yaşadığınızı anlayın demişti bizlere. Bu sahne Kieslowski’nin Bez Konca lehçe adlı, Sonsuz türkçe adlı filminden bir sahneydi. Bu filmde Urszula olarak karşımıza çıkan, A Short Film About Love’da da erkekleri baştan çıkaran ve aşka asla inanmadığına bizi inandıran Grazyna Szapolowska vardı.

Filmde Urszula kocasını kaybeder, çocuğuyla yalnız başına kalır. Bu yalnız başına kalmışlık, onun için çok acı bir şeydir; çünkü yunan mitolojisindeki titanlar gibi eksiktir artık. Kendini tamlayan yarımdan ayrı kalmış ve artık hayatını olduğu gibi devam ettirememektedir, sadece zaman geçirmeye çalışmaktadır. Ne bildiği ingilizcesiyle yaptığı çeviriler ne de çocuğu hayatına tutunması gerektiğini sağlayamamaktadır. Adeta içi boş bir kabuk gibi etrafta dolanmaktadır. Bu süreç kocasının peşinde hayalet gibi dolanmasıyla da alakalıdır, çünkü kocası da her ne kadar madden ölmüş olsa da ruhunu Urszula’nın yanından ayıramaz ve devamlı onun yanında dolanır. Yani ortada aslında boyutlar arası garip-çapraşık bir ilişki bulunmaktadır, Urszula ruhsuz bir şekilde etrafta dolanırken, kocası da bedensiz bir şekilde Urszula’nın etrafında dolanmaktadır. Urszula suskundur ve bu durumu kimselere anlatamamaktadır, bundan ötürü bulunduğu durumdan kendisini kısa süreli de olsa kurtarabilecek bir şeye yönelmiştir; içkiye.

Barda tek başına içtiği zaman, yanına her halinden polonyalı olmadığı belli olan birisi yanaşır, lafa ingilizce başlar ve Urszula ona cevap verir aynı şekilde, biraz konuşurlar ve artık her halinden amerikalı olduğu belli olan adam Urzsula’ya How much? diye sorusunu sorar. Film 1985’te çekilmiştir, o dönemde sovyetlerde baş gösteren siyasi-ekonomik istikrarsızlıklar Polonya’da da fazlasıyla hissedilir ve doğu bloğuna ait olan ülkeler sosyal, siyasi, ekonomik birçok sorunla baş etmek durumundadır. Bunu bilen amerikalı adam da lafa sondan girer ve niyetini doğrudan belli eder. Bu kadar fakirliğin olduğu bir ülkede, güzel bir kadın tek başına içiyorsa işe çıkmıştır diye tahmin yürütür ve değerli olan parasıyla biraz güzel zaman geçirmek ister. Urszula buna şaşırır önce, sonrasında başetmeye çalıştığı sorunun yanında bu ona çok küçük bir şeymiş gibi gelir ve içi boş bir kabuk gibi hayatına devam ettiği için, adamla gider. Otelde onunla sevişir, sonrasında bir sigara yakar. Urszula fazlasıyla amerikalı duran bu adamın fazlasıyla aptalda göründüğünü anlayıp, ona tek kelime lehçe bilip bilmediğini sorar, o da not a word diyerek Urszula’nın bundan emin olmasını sağlar. Bu durumda zekice kurgulanmış, beni çok derinden etkileyen sahneyi doğurur.

Urszula, lehçe konuşmaya başlar. Kocasını ne kadar özlediğini, onun ölümünü nasıl kabullenemediğini ve artık dayanamadığını, çocuğunu, işini, evini. Kısacası her şeyini anlatır Urszula bu tek kelime lehçe bilmeyen adama. Rahatlamıştır, çünkü içinden atamadığı, kimselere anlatamadığı durumunu anlatmış ve içindeki ukdeden kurtulmuştur. Burada olan mucizevi olaya tanık olan şaşkın amerikalı ise, Urszula’nın sözlerini bitirdiğinden emin olduğunda onun yanına yaklaşıp, söylediklerinden tek kelime anlamadığını belirtir ve Urszula bunu duyunca sıcak, samimi bir gülümseme ile ona karşılık verip dudağından öper ve oradan ayrılır.

Urszula final sahnesinde her şeyi bırakıp gider, çünkü başka türlü yaşayamaz. Bulunduğu durumu terk eder ve diğer yarısı ile birleşir. Bana kalırsa bütün film, bu sahne için çekilmiştir, çünkü uzun zamandır içimde saklı olan ve sonrasında yüzkırk karakterle anlatmaya çalıştığım bir cümleyi aklıma tekrardan getirmiştir: Kimselerin bilmediği bir dili bilseydim, ne olduğunu bilmediğim derdimi anlatabilirdim.

DEĞERLENDİRME

Konu

6

Oyunculuk

6

Senaryo

6

Kurgu

6

Sanat Yönetimi

6

6.0
Fena Değil!

YORUM YAZ

SPOILER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL