Netflix laneti burada da var. Oyuncu bilindik olsun senaryo iyi olmasa da izlenir. Zaten olay izlenecek içerik. Yıllardır soğuma sebebim bu durum Netflix'ten. İyi yapımlar arada geliyor da bu film kötü. Keira hayranlığım bile kurtaramadı. 10 dakikada film çekmişler .Dünya artık çok tüketti, bu tarz filmler gerçekten bıktırdı. Zaman değerli ve insan kalite arıyor artık. İzlemesen de olur.
Keira Knightley fena oynamamış ama senaryo ve yönetmen vasatı aşamamış. Yatta toplanıp film çekmişler gibi bir hava var. Aslında gizemi koruyabilse iyi bir film olabilirmiş. Filmi izlerken Jodie Foster'in başrolde olduğu 'uçuş planı' filmi aklıma geldi. Uçuş planı çok iyi bir film tabi.
Zaten hikayesinin çok iyi işlenmeyeceği kendini belli ediyordu. Sanki böyle şeyler kendini direk color gradinginden belli ediyor neden bilmiyorum. Ama ortamı için izlemek istedim. Uzun zamandır bu kadar kötü anlatılmış bir hikaye izlememiştim.
Yıllardır sürekli olarak izlediğimiz ve kendini ters köşe film olarak tanıtan filmlerden bir tanesiydi. Beni çok içine almadı sürüklemedi ama çerezlik diye izlenebilecek film kategorime girdi diyebilirim. Eh işte diyorum ve yorumumu bitiriyorum
The Woman in Cabin 10'u izlemek, yıllar önce okuduğum ve psikolojik gerilim türünde zihnimde yer etmiş o başarılı romanın gölgesinde kalan, yeterince derinleşememiş bir deneyimdi. Ruth Ware'in eserinde yarattığı o klostrofobik, şüphe dolu atmosferin, sinemaya aktarılış şekli ne yazık ki beklentilerimi karşılamakta zorlandı.
Romanın en büyük gücü, başkahraman Lo Blacklock'un güvenilmez anlatıcı pozisyonuydu. Film, bu temayı görselleştirmeye çalışırken, maalesef karakterin içsel çalkantısını ve sarsılan akıl sağlığını derinlemesine işlemekte yetersiz kalmış. O lüks yatta, Lo'nun tanıklık ettiği olayın gerçekliğinden şüphe duyması, kitaptaki o sinsi paranoyayı ve sosyal dışlanmışlık hissini yaratmak yerine, genellikle hızlı bir panik ve koşuşturmacaya indirgenmiş.
Kanımca, filmdeki en büyük eksiklik, gemideki "seçkinler" kadrosunun yeterince geliştirilmemesi. Kitapta, bu karakterlerin her biri, gerilimin bir parçası olan o "yüksek sosyete gaslighting'i" temasını desteklerken, filmde... Devamı
The Woman in Cabin 10'u izlemek, yıllar önce okuduğum ve psikolojik gerilim türünde zihnimde yer etmiş o başarılı romanın gölgesinde kalan, yeterince derinleşememiş bir deneyimdi. Ruth Ware'in eserinde yarattığı o klostrofobik, şüphe dolu atmosferin, sinemaya aktarılış şekli ne yazık ki beklentilerimi karşılamakta zorlandı.
Romanın en büyük gücü, başkahraman Lo Blacklock'un güvenilmez anlatıcı pozisyonuydu. Film, bu temayı görselleştirmeye çalışırken, maalesef karakterin içsel çalkantısını ve sarsılan akıl sağlığını derinlemesine işlemekte yetersiz kalmış. O lüks yatta, Lo'nun tanıklık ettiği olayın gerçekliğinden şüphe duyması, kitaptaki o sinsi paranoyayı ve sosyal dışlanmışlık hissini yaratmak yerine, genellikle hızlı bir panik ve koşuşturmacaya indirgenmiş.
Kanımca, filmdeki en büyük eksiklik, gemideki "seçkinler" kadrosunun yeterince geliştirilmemesi. Kitapta, bu karakterlerin her biri, gerilimin bir parçası olan o "yüksek sosyete gaslighting'i" temasını desteklerken, filmde çoğu sadece karton tipler olarak kalmış. Bu durum, Lo'nun kendini kanıtlama mücadelesini, kişisel bir dram olmaktan çıkarıp, mekanik bir komplo teorisine yaklaştırmış.
Kitabı okumuş biri olarak, hikayenin ritmi ve gerilimin dağılımı konusundaki önemli değişiklikler gözüme çarptı. Filmin, özellikle bir "whodunit" (kim yaptı) hikayesi için kritik olan ters köşeyi (plot twist) nispeten erken tüketmesi, gerilim mekaniğini zayıflatmış. Oysa okurken son ana kadar bizi diken üstünde tutan o zekice kurgulanmış şaşırtmacanın gücü, beyazperdede biraz aceleye getirilmiş gibi hissettirdi.
Sonuç olarak, The Woman in Cabin 10 görsel açıdan şık ve hızlı tüketilebilen bir gerilim sunsa da, romanın psikolojik derinliğini, katmanlı karakterlerini ve ustaca inşa edilmiş şüpheciliğini tam olarak yakalayamayan, iyi bir malzemenin ortalama bir adaptasyonu olarak kaldı. Hızlı bir pazar öğleden sonrası keyfi için yeterli, ancak sinema sanatının sınırlarını zorlayan bir eser olmaktan uzaktı.
Bir arkadaşım o kadar öve öve bitiremedi ki ben de büyük beklentiyle izledim ama ben beğenmedim. Olay çözüldükten sonrası tamamen boş uzatılmış, vakit kaybı.
@serkanaydemir
6 ay önce
5.2 / 10
Netflix laneti burada da var. Oyuncu bilindik olsun senaryo iyi olmasa da izlenir. Zaten olay izlenecek içerik. Yıllardır soğuma sebebim bu durum Netflix'ten. İyi yapımlar arada geliyor da bu film kötü. Keira hayranlığım bile kurtaramadı. 10 dakikada film çekmişler .Dünya artık çok tüketti, bu tarz filmler gerçekten bıktırdı. Zaman değerli ve insan kalite arıyor artık. İzlemesen de olur.
Saygılar.
@mizantropist
8 ay önce
5 / 10
@ruby
8 ay önce
Zaten hikayesinin çok iyi işlenmeyeceği kendini belli ediyordu. Sanki böyle şeyler kendini direk color gradinginden belli ediyor neden bilmiyorum. Ama ortamı için izlemek istedim. Uzun zamandır bu kadar kötü anlatılmış bir hikaye izlememiştim.
@dilarasdy
9 ay önce
@alkanistan
9 ay önce
5.1 / 10
Romanın en büyük gücü, başkahraman Lo Blacklock'un güvenilmez anlatıcı pozisyonuydu. Film, bu temayı görselleştirmeye çalışırken, maalesef karakterin içsel çalkantısını ve sarsılan akıl sağlığını derinlemesine işlemekte yetersiz kalmış. O lüks yatta, Lo'nun tanıklık ettiği olayın gerçekliğinden şüphe duyması, kitaptaki o sinsi paranoyayı ve sosyal dışlanmışlık hissini yaratmak yerine, genellikle hızlı bir panik ve koşuşturmacaya indirgenmiş.
Kanımca, filmdeki en büyük eksiklik, gemideki "seçkinler" kadrosunun yeterince geliştirilmemesi. Kitapta, bu karakterlerin her biri, gerilimin bir parçası olan o "yüksek sosyete gaslighting'i" temasını desteklerken, filmde ... Devamı
Romanın en büyük gücü, başkahraman Lo Blacklock'un güvenilmez anlatıcı pozisyonuydu. Film, bu temayı görselleştirmeye çalışırken, maalesef karakterin içsel çalkantısını ve sarsılan akıl sağlığını derinlemesine işlemekte yetersiz kalmış. O lüks yatta, Lo'nun tanıklık ettiği olayın gerçekliğinden şüphe duyması, kitaptaki o sinsi paranoyayı ve sosyal dışlanmışlık hissini yaratmak yerine, genellikle hızlı bir panik ve koşuşturmacaya indirgenmiş.
Kanımca, filmdeki en büyük eksiklik, gemideki "seçkinler" kadrosunun yeterince geliştirilmemesi. Kitapta, bu karakterlerin her biri, gerilimin bir parçası olan o "yüksek sosyete gaslighting'i" temasını desteklerken, filmde çoğu sadece karton tipler olarak kalmış. Bu durum, Lo'nun kendini kanıtlama mücadelesini, kişisel bir dram olmaktan çıkarıp, mekanik bir komplo teorisine yaklaştırmış.
Kitabı okumuş biri olarak, hikayenin ritmi ve gerilimin dağılımı konusundaki önemli değişiklikler gözüme çarptı. Filmin, özellikle bir "whodunit" (kim yaptı) hikayesi için kritik olan ters köşeyi (plot twist) nispeten erken tüketmesi, gerilim mekaniğini zayıflatmış. Oysa okurken son ana kadar bizi diken üstünde tutan o zekice kurgulanmış şaşırtmacanın gücü, beyazperdede biraz aceleye getirilmiş gibi hissettirdi.
Sonuç olarak, The Woman in Cabin 10 görsel açıdan şık ve hızlı tüketilebilen bir gerilim sunsa da, romanın psikolojik derinliğini, katmanlı karakterlerini ve ustaca inşa edilmiş şüpheciliğini tam olarak yakalayamayan, iyi bir malzemenin ortalama bir adaptasyonu olarak kaldı. Hızlı bir pazar öğleden sonrası keyfi için yeterli, ancak sinema sanatının sınırlarını zorlayan bir eser olmaktan uzaktı.
@ksantippe
9 ay önce
3 / 10
@scenehunter
9 ay önce
4 / 10