"Fin de siglo," Arjantinli yönetmen Lucio Castro'nun ilk uzun metraj denemesi olarak, zaman, tesadüf ve kayıp fırsatlar üzerine felsefi bir sorgulama sunuyor. Film, bir Barselona tatilinde karşılaşan Arjantinli Ocho ile Berlinli Javi'nin ilişkisini temel alıyor; ancak bu basit karşılaşma, seyirciyi sarmakta zorlanan, zekice kurgulanmış bir zaman labirentine dönüşüyor.
Beni biraz izlerken sıkan o hissiyatın kaynağı, filmin temporal (zamansal) yapısının ta kendisi aslında. Castro, kronolojik akışı kasıtlı olarak bozarak, aynı iki karakteri 2019'da rastgele tanıştığı bir an ile 1999'da büyük bir tesadüfle karşılaştığı an arasında keskin geçişlerle gösteriyor.
Bu yöntem, filmi, "Before" üçlemesinin (Gün Doğmadan/Batmadan) o akışkan diyalog sıcaklığından ve "Weekend" gibi filmlerin anlık duygusal yoğunluğundan uzaklaştırıyor. Yönetmen, izleyiciden "ne gerçek, ne rüya, ne anı?" sorularıyla zihinsel olarak meşgul olmasını bekliyor. Ancak bu sürekli sorgulama hali, duygusal bir katılımın... Devamı
"Fin de siglo," Arjantinli yönetmen Lucio Castro'nun ilk uzun metraj denemesi olarak, zaman, tesadüf ve kayıp fırsatlar üzerine felsefi bir sorgulama sunuyor. Film, bir Barselona tatilinde karşılaşan Arjantinli Ocho ile Berlinli Javi'nin ilişkisini temel alıyor; ancak bu basit karşılaşma, seyirciyi sarmakta zorlanan, zekice kurgulanmış bir zaman labirentine dönüşüyor.
Beni biraz izlerken sıkan o hissiyatın kaynağı, filmin temporal (zamansal) yapısının ta kendisi aslında. Castro, kronolojik akışı kasıtlı olarak bozarak, aynı iki karakteri 2019'da rastgele tanıştığı bir an ile 1999'da büyük bir tesadüfle karşılaştığı an arasında keskin geçişlerle gösteriyor.
Bu yöntem, filmi, "Before" üçlemesinin (Gün Doğmadan/Batmadan) o akışkan diyalog sıcaklığından ve "Weekend" gibi filmlerin anlık duygusal yoğunluğundan uzaklaştırıyor. Yönetmen, izleyiciden "ne gerçek, ne rüya, ne anı?" sorularıyla zihinsel olarak meşgul olmasını bekliyor. Ancak bu sürekli sorgulama hali, duygusal bir katılımın önüne geçerek filmi bir zihin egzersizine dönüştürüyor.
"Fin de siglo," fikir olarak büyüleyici, ancak duygu olarak mesafeli bir yapım bana göre. Castro, iki insanın hayatının tek bir karşılaşmayla nasıl sonsuza dek değişebileceği üzerine kafa yoruyor; hatta bu karşılaşmanın gerçekte yaşanıp yaşanmadığı sorusunu izleyicinin üzerine yıkıyor.
İzleyici, karakterlerin yaşadığı aşkın, pişmanlığın ve yirmi yıllık ayrılığın hüznünü hissetmeye çalışmak yerine, hangi zamanda bulunduğunu çözmeye çalışmaktan yoruluyor. Karakterlerin bedensel yakınlığı çarpıcı olsa da, bu yakınlık dahi hikayeyi ileri taşıyan organik bir motivasyona hizmet etmekten çok, teorik bir anlatı üzerine serpiştirilmiş sanatsal eklentiler gibi duruyor.
Sonuç olarak, "Fin de siglo," zaman ve kader üzerine cesur ve entelektüel bir deneme sunuyor... Ancak o sarsıcı ve kafa karıştırıcı zaman atlamaları, filmin o hafif, havadar ve izleyiciyi kendine çekecek duygusal akışını engelliyor; dolayısıyla film, izleyicisini duygusal olarak yorgun ve anlatısal olarak doyumsuz bırakıyor.
@alkanistan
8 ay önce
6.3 / 10
Beni biraz izlerken sıkan o hissiyatın kaynağı, filmin temporal (zamansal) yapısının ta kendisi aslında. Castro, kronolojik akışı kasıtlı olarak bozarak, aynı iki karakteri 2019'da rastgele tanıştığı bir an ile 1999'da büyük bir tesadüfle karşılaştığı an arasında keskin geçişlerle gösteriyor.
Bu yöntem, filmi, "Before" üçlemesinin (Gün Doğmadan/Batmadan) o akışkan diyalog sıcaklığından ve "Weekend" gibi filmlerin anlık duygusal yoğunluğundan uzaklaştırıyor. Yönetmen, izleyiciden "ne gerçek, ne rüya, ne anı?" sorularıyla zihinsel olarak meşgul olmasını bekliyor. Ancak bu sürekli sorgulama hali, duygusal bir katılımın ... Devamı
Beni biraz izlerken sıkan o hissiyatın kaynağı, filmin temporal (zamansal) yapısının ta kendisi aslında. Castro, kronolojik akışı kasıtlı olarak bozarak, aynı iki karakteri 2019'da rastgele tanıştığı bir an ile 1999'da büyük bir tesadüfle karşılaştığı an arasında keskin geçişlerle gösteriyor.
Bu yöntem, filmi, "Before" üçlemesinin (Gün Doğmadan/Batmadan) o akışkan diyalog sıcaklığından ve "Weekend" gibi filmlerin anlık duygusal yoğunluğundan uzaklaştırıyor. Yönetmen, izleyiciden "ne gerçek, ne rüya, ne anı?" sorularıyla zihinsel olarak meşgul olmasını bekliyor. Ancak bu sürekli sorgulama hali, duygusal bir katılımın önüne geçerek filmi bir zihin egzersizine dönüştürüyor.
"Fin de siglo," fikir olarak büyüleyici, ancak duygu olarak mesafeli bir yapım bana göre. Castro, iki insanın hayatının tek bir karşılaşmayla nasıl sonsuza dek değişebileceği üzerine kafa yoruyor; hatta bu karşılaşmanın gerçekte yaşanıp yaşanmadığı sorusunu izleyicinin üzerine yıkıyor.
İzleyici, karakterlerin yaşadığı aşkın, pişmanlığın ve yirmi yıllık ayrılığın hüznünü hissetmeye çalışmak yerine, hangi zamanda bulunduğunu çözmeye çalışmaktan yoruluyor. Karakterlerin bedensel yakınlığı çarpıcı olsa da, bu yakınlık dahi hikayeyi ileri taşıyan organik bir motivasyona hizmet etmekten çok, teorik bir anlatı üzerine serpiştirilmiş sanatsal eklentiler gibi duruyor.
Sonuç olarak, "Fin de siglo," zaman ve kader üzerine cesur ve entelektüel bir deneme sunuyor... Ancak o sarsıcı ve kafa karıştırıcı zaman atlamaları, filmin o hafif, havadar ve izleyiciyi kendine çekecek duygusal akışını engelliyor; dolayısıyla film, izleyicisini duygusal olarak yorgun ve anlatısal olarak doyumsuz bırakıyor.