Eugenio Derbez görünce bir göz atayım istemiştim. Fakat kendisi anlatıcı rolünde. Diziyi genç oyuncular sürüklüyor. Yeğeninin doğum gününde, yeğenine nasıl zengin olduğunu anlattığı bir hikayeyi izliyoruz. Meksika'nın Acapulco şehrinde, ünlü Las Colinas otelinde çalışma hayali kuran genç Maximo Gallardo'nun hikayesi... Taner Ölmez otelde her işe koşturan "mucize garson" rolünde. Şaka bir yana; genç oyuncuların hepsi başarılı. Maximo, Memo, Sara, Julia, hatta ilk bölümde "itici Amerikalı beyaz" gibi lanse edilen Chad karakterleri çok sempatik. Genel olarak dizideki karakterler sempatik aslında. Hector'dan tutun; otelde şarkı söyleyen ikili, Don Pablo, Esteban, Beto, Diane, hatta zaman zaman Lupe. Ben özellikle Sara'yı çok beğendim. Hector'da da hafif bir Mabel Matiz benzerliği var.
Dizi 80'lerde geçiyor. Bunu iliklerinize kadar hissettiriyor; ki zaman zaman kendimi 80'ler Meksika'sında yaşamış hissettim. Saçlara, kostümlere, makyajlara ve şarkılara çok özenilmiş. Ama en güzeli; bu di... Devamı
Eugenio Derbez görünce bir göz atayım istemiştim. Fakat kendisi anlatıcı rolünde. Diziyi genç oyuncular sürüklüyor. Yeğeninin doğum gününde, yeğenine nasıl zengin olduğunu anlattığı bir hikayeyi izliyoruz. Meksika'nın Acapulco şehrinde, ünlü Las Colinas otelinde çalışma hayali kuran genç Maximo Gallardo'nun hikayesi... Taner Ölmez otelde her işe koşturan "mucize garson" rolünde. Şaka bir yana; genç oyuncuların hepsi başarılı. Maximo, Memo, Sara, Julia, hatta ilk bölümde "itici Amerikalı beyaz" gibi lanse edilen Chad karakterleri çok sempatik. Genel olarak dizideki karakterler sempatik aslında. Hector'dan tutun; otelde şarkı söyleyen ikili, Don Pablo, Esteban, Beto, Diane, hatta zaman zaman Lupe. Ben özellikle Sara'yı çok beğendim. Hector'da da hafif bir Mabel Matiz benzerliği var.
Dizi 80'lerde geçiyor. Bunu iliklerinize kadar hissettiriyor; ki zaman zaman kendimi 80'ler Meksika'sında yaşamış hissettim. Saçlara, kostümlere, makyajlara ve şarkılara çok özenilmiş. Ama en güzeli; bu dizide geçmişin samimiyeti var. Hikaye ve karakterler hem çok doğal, hem içten. Bazı esprileri bizim kültürümüzden uzak görünse de; dizi zaman zaman gerçekten gülümsetiyor. Maximo'nun hayallerinin peşinden nasıl koştuğunu izlemek keyifli. Julia ile arasında neler geçeceğini merak etmek de öyle. Çünkü dizi bu ikili odaklı gözükse de; aslında ikisini yakınlaştırdıkça araya engeller de koyuyor. İkisinin de büyük hayalleri var. Her bölüm bir sonrakini merak ettiriyor. Hem Julia, hem Isabel çok güzel bu arada. Kabul etmek gerekir ki; Maximo'da da şeytan tüyü var.
İkinci sezonun ortasında 3-4 bölüm ana hikayeden uzaklaşıyor hissiyatı veriyor. Fakat son 3-4 bölümde yine ritmi yakalıyor. Çekimler ve renkler müthiş. Oteldeki hayat çok dolu dolu ayrıca, öyle bir ortamda çalışma isteği uyandırıyor. Ben diziyi izlerken pek çok duyguyu yaşadım. Mutlu da oldum, hüzünlendim de... Gülümsedim de, gözlerimin dolduğu da oldu. Dizi bana unuttuğum güzel duyguları da hatırlattı. Geçmişe götürüp düşündürdüğü de oldu. Aslında bu dizide; hayatın bize her zaman ikinci bir şans verebileceği, kapanan kapıların hemen ardından yeni kapıların açılabildiği, bir sonun aslında yeni bir başlangıç olabildiği gibi günlük hayatta çok iyi bildiğimiz ama çok da öyle yaşamadığımız mesajlar da veriliyor. İkinci sezon merak uyandırıcı şekilde bitti. Henüz ortada üçüncü sezonun fragmanı bile yokken üçüncü sezonu iple çekiyorum.
Esteban'ın güzel bir repliğiyle bitireyim : "Kalan günlerimi seninle geçirmekten daha çok istediğim bir şey yok."
@stiff
2 yıl önce
8 / 10
Dizi 80'lerde geçiyor. Bunu iliklerinize kadar hissettiriyor; ki zaman zaman kendimi 80'ler Meksika'sında yaşamış hissettim. Saçlara, kostümlere, makyajlara ve şarkılara çok özenilmiş. Ama en güzeli; bu di ... Devamı
Dizi 80'lerde geçiyor. Bunu iliklerinize kadar hissettiriyor; ki zaman zaman kendimi 80'ler Meksika'sında yaşamış hissettim. Saçlara, kostümlere, makyajlara ve şarkılara çok özenilmiş. Ama en güzeli; bu dizide geçmişin samimiyeti var. Hikaye ve karakterler hem çok doğal, hem içten. Bazı esprileri bizim kültürümüzden uzak görünse de; dizi zaman zaman gerçekten gülümsetiyor. Maximo'nun hayallerinin peşinden nasıl koştuğunu izlemek keyifli. Julia ile arasında neler geçeceğini merak etmek de öyle. Çünkü dizi bu ikili odaklı gözükse de; aslında ikisini yakınlaştırdıkça araya engeller de koyuyor. İkisinin de büyük hayalleri var. Her bölüm bir sonrakini merak ettiriyor. Hem Julia, hem Isabel çok güzel bu arada. Kabul etmek gerekir ki; Maximo'da da şeytan tüyü var.
İkinci sezonun ortasında 3-4 bölüm ana hikayeden uzaklaşıyor hissiyatı veriyor. Fakat son 3-4 bölümde yine ritmi yakalıyor. Çekimler ve renkler müthiş. Oteldeki hayat çok dolu dolu ayrıca, öyle bir ortamda çalışma isteği uyandırıyor. Ben diziyi izlerken pek çok duyguyu yaşadım. Mutlu da oldum, hüzünlendim de... Gülümsedim de, gözlerimin dolduğu da oldu. Dizi bana unuttuğum güzel duyguları da hatırlattı. Geçmişe götürüp düşündürdüğü de oldu. Aslında bu dizide; hayatın bize her zaman ikinci bir şans verebileceği, kapanan kapıların hemen ardından yeni kapıların açılabildiği, bir sonun aslında yeni bir başlangıç olabildiği gibi günlük hayatta çok iyi bildiğimiz ama çok da öyle yaşamadığımız mesajlar da veriliyor. İkinci sezon merak uyandırıcı şekilde bitti. Henüz ortada üçüncü sezonun fragmanı bile yokken üçüncü sezonu iple çekiyorum.
Esteban'ın güzel bir repliğiyle bitireyim : "Kalan günlerimi seninle geçirmekten daha çok istediğim bir şey yok."