Öğretmen yetiştiren okullarda mutlaka zorunlu ders olmalı bu film.
Bir öğretmen neleri yapmamalı' sorusuna o kadar çok cevap var ki?
Yanlış davranışlar geçidi sanki.
Bu film bitince sen de kendine sor öğretmenim!
Sen nasıl bir öğretmensin?
Öğrenciden bıkan ve pes eden mi?
İletişim kuramayan mı?
Öğrencisine hakaret eden mi?
Öğrenciyle gereksiz tartışan mı?
Öğrenciyle agresip biçimde hesaplaşan mı?
Akran zorbalığını görmezden gelen mi?
Öğrencisinin atılmasını engellemeye çalışırken buna sebep olmasından dolayı vicdanı sızlayan mı?
Kısaca; öğrencilere tüm yanlış davranışları yapan mı?
Mikrodan makroya giden yol.... Hal ve gidiş sıfır, 400 darbe gibi filmlerin seviyesinde mi? Değil. Ama gayet sıkı bir film. Sadece Fransa değil, dünya alegorisi. Hem de her şeyiyle, "öteki" olanın da yanlışı var, "öteki olmayanın" da. Bu film bana göre bir savaş filmidir de. Bir savaş filmi ancak bu kadar savaş filmi gibi çekilemez. Yer yer de Lars von Trier filmi gibi giden estetik tarafları mevcut.
Son kareler ise muazzam çarpıcı.
Mütevazi bir bütçe, tamamı amatör oyunculardan oluşan bir cast, tek mekan.
Sinema yapmak isteyen herkes bu filmi izlemeli. İçerik olarak bir şeyler bulamasa bile biçim olarak bir şeyler bulacaktır. Futbol ve sinema benim uzun yıllardır hayatımın en önemli iki temel taşını oluşturuyor. Bu bile kişisel olarak bu filme olan empatimi arttırmaya yetti.
İlk başlarda biraz kafanız şişecek, sonra ona da alışacaksınız. Biz insanlar neye alışmadık ki?
Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi sanırım. Beni izlemeye yönelten şey filmin ödüllü bir film olmasından çok şuan Basrada yaşadığım için öğretmenlik yapamıyor olmam galiba.
Film başlarken Ölü Ozanlar Derneği havası hissetmiştim ve açıkçası filme iyi başlamamıştım. Neyse ki film tam tersi bir yere gitti ve izleyenleri büyük bir hayal kırıklığından kurtardı.
Eğitim yılının başında öğretmenler odası görüntülerini hatırlayın, ellerinde dosyalar...iyi bir eğitim yılı için hiç bir engel yok gibi görünüyor. Herkes hevesli ve kendini hazır hissediyor. Bu çocuklar ne kadar şanslı diyor insan, bu ekip her şeyi çözer...
Tüm dünyada öğretmen odaları böylemidir bilinmez ama ben kendimde, her yeni yıla başlarken böyle aptalca bir güç hissederim. Her engeli aşabileceğim hissine kapılırım. Asla yılmayacağımızı sandığımız o başlama duygusu ne kadar da tanıdık.
Film devam ederken o her engeli aşabiliriz ile başlayan öğretmen tavr... Devamı
08 Şubat 2012 Basra
İkinci film- Entre Les Murs-Sınıf- Laurent Cantet
Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi sanırım. Beni izlemeye yönelten şey filmin ödüllü bir film olmasından çok şuan Basrada yaşadığım için öğretmenlik yapamıyor olmam galiba.
Film başlarken Ölü Ozanlar Derneği havası hissetmiştim ve açıkçası filme iyi başlamamıştım. Neyse ki film tam tersi bir yere gitti ve izleyenleri büyük bir hayal kırıklığından kurtardı.
Eğitim yılının başında öğretmenler odası görüntülerini hatırlayın, ellerinde dosyalar...iyi bir eğitim yılı için hiç bir engel yok gibi görünüyor. Herkes hevesli ve kendini hazır hissediyor. Bu çocuklar ne kadar şanslı diyor insan, bu ekip her şeyi çözer...
Tüm dünyada öğretmen odaları böylemidir bilinmez ama ben kendimde, her yeni yıla başlarken böyle aptalca bir güç hissederim. Her engeli aşabileceğim hissine kapılırım. Asla yılmayacağımızı sandığımız o başlama duygusu ne kadar da tanıdık.
Film devam ederken o her engeli aşabiliriz ile başlayan öğretmen tavrının nasıl yerle bir olduğunu, öğretmenler odasının havasının nasıl değiştiğini ve öğretmen tutumlarının nasıl karşı karşıya gelebileceğini görüyoruz. Film bu açıdan nasıl da dökülüyor sonlara doğru. Seyircinin genel beklentisi, bir yerde çocukların hizaya gelmeleri, öğretmenin onları kapsamayı başarması olabilir ama film bunu seyirciye hiç vermiyor. Ciddi bir gerçekçilikle devam ediyor sonuna dek.
Yönetmenimiz seyirciyi gerçekten hiç yönlendirmemiş. Film başından sonuna objektif bir yaklaşımın ürünü olmuş. Bu açıdan çok ayarında diyebiliriz...hele Türkiyedeki okul dizilerini düşünürsek... Bu film izleyiciye, bunlar iyi karakterler, bunlar da kötü, şimdi onların savaşını izleyeceğiz demiyor. Biz film boyunca hiç bir karaktere çok yakın hissedemiyoruz kendimizi ve kimseye öfkelenemiyoruz. Bunu yakalamak başarı getiyor işte ve çok zor bir iştir tahminimce.
Filme konu olan okulun, dejavantajlı bir grup öğrenciden oluşması, bu yolla Fransadaki göçmen sorununa da değinmesi filmi ödüle götüren ögelerden biri olmuş olsa gerek.
Filmin asıl vuruculuğu oyuncuların doğal perfermanslarında aranmalı bence. Özellikle sınıf sahnelerinde sanki doğaçlama bir akış var. Gerçi oyuncuların çoğu profesyonel değil ve kendilerini oynamışlar. Hatta kendi isimlerini kullanıyorlar sanırım. Sınıfta türk bir öğrenci de var adı Burak. Gerçek ismi de Burak Özyılmazmış.
Filmde diyaloglar çok orjinal ve zengin. Öğretmenimiz de çok konusuyor, aslında biz öğretmenler sınıflarda ne kadar çok konuşuyoruz değil mi? Öğretmeni oynayan oyuncumuz aynı zamanda filmin senaristiymiş bu arada. François Begaudeau. Belki de sınıf sahnelerin böyle akıp giden bir doğaçlama havası vermesi bundandır.
Çok uluslu etnik sınıflar Türkiye içinde gündem olmuştu yakın zamanda. Takip etmedim bu meseleyi ama gündeme yeniden gelecek olursa, bu filmi önereceğimiz çok arkadaşımız olacak sanırım.
Eğitim alanı Türkiye ile kıyaslandığında Fransadaki bazı uygulamalar dikkat çekiciydi. Örneğin öğretmenlerin öğrencileri tek tek konuştukları, bizim buralarda sınıf zümre toplantılarına benzer toplantılarda sınıf temsilcisi öğrencilerin olması gibi. Bu alanın demokratik bir kaç adımla çözülemeyecek kadar köklü sorunlar barındırdığı açık ancak Türkiyede de işlerin sürekli öğrencilerden gizli kapılar arkasında yürüyor olması da bi acayip. Bu toplantıda gündemin birden bire kahve makinası oluvermesi de yönetmenin çok iyi yakaladığı bir öğretmen tavrı olmuş bence, çok hoştu.
Film göstermiştir ki açıklık, dürüstlük, saygı ve etik davranışlar üzerine kurulu bir sınıf atmosferi yaratmakta kararlı öğretmenimiz bile sonunda etik olmayan bir davranış sergilemekten sorgulanır hale gelir. Hiç bir şey çözülmez. Seyirciye yeni bir ters köşe gelir, okulun kuralları işler ve Süleyman okuldan atılır.
Filmin sonlarına doğru 9 ay boyunca ne öğrendiklerini tartıştıkları bölüm çok hoştu. Keşke bizim öğretmenlerimizde de herkes öğrenebildiği kadarını öğrenir rahatlığı hakim olsa. Ve ben de de tabi ki...
Ve son sahneler, öğrenciler ve öğretmenler bir futbol maçında barıştırılır(?)...ve son kareler... boş sınıflar...boş sınıflar görüntüsüyle eğitim sistemine dönük yapılan eleştiriler zirve yapar... bence bu film ancak böyle biterse en güzel haliyle bitmiş olur...
Bir öğretmen yeni bir okula gelir. Raydan çıkmış öğrencileri güzel sözlerle, arkadaşça yola sokar. YANLIŞ!!! Gerçek hayatta böyle olmaz. İşte bu film aynen gerçek hayatı gösteriyor. Çoğunluğu göçmenlerden oluşan bir Fransız okulu..
Oldukça başarılı bir film. Uzun diyalog sahneleri sizi sıkacak. Sıktıkça kendinizi o sınıftaki öğretmen gibi hissedip çocuklara iki tokat çakasınız gelecek. Ama orası Fransa.. Ne kadar kenar mahalle okulu da olsa öğrencilerin hakları var..Kesinlikle tavsiye ederim..
İzlenmeye değer hiçbir şey göremedim, filmde tam olarak neyi amaçladıkları belli değil, ayrıca anlatımı da çok sıradan geldi bana. Hababam sınıfını tekrar izleyin.
@anadoluca
9 ay önce
Bir öğretmen neleri yapmamalı' sorusuna o kadar çok cevap var ki?
Yanlış davranışlar geçidi sanki.
Bu film bitince sen de kendine sor öğretmenim!
Sen nasıl bir öğretmensin?
Öğrenciden bıkan ve pes eden mi?
İletişim kuramayan mı?
Öğrencisine hakaret eden mi?
Öğrenciyle gereksiz tartışan mı?
Öğrenciyle agresip biçimde hesaplaşan mı?
Akran zorbalığını görmezden gelen mi?
Öğrencisinin atılmasını engellemeye çalışırken buna sebep olmasından dolayı vicdanı sızlayan mı?
Kısaca; öğrencilere tüm yanlış davranışları yapan mı?
@burak_senel
4 yıl önce
Son kareler ise muazzam çarpıcı.
Mütevazi bir bütçe, tamamı amatör oyunculardan oluşan bir cast, tek mekan.
Sinema yapmak isteyen herkes bu filmi izlemeli. İçerik olarak bir şeyler bulamasa bile biçim olarak bir şeyler bulacaktır. Futbol ve sinema benim uzun yıllardır hayatımın en önemli iki temel taşını oluşturuyor. Bu bile kişisel olarak bu filme olan empatimi arttırmaya yetti.
İlk başlarda biraz kafanız şişecek, sonra ona da alışacaksınız. Biz insanlar neye alışmadık ki?
Ne denebilir ki? Çok yaşasın sinema.
@gergingergedan
15 yıl önce
@dilekfidan
15 yıl önce
İkinci film- Entre Les Murs-Sınıf- Laurent Cantet
Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi sanırım. Beni izlemeye yönelten şey filmin ödüllü bir film olmasından çok şuan Basrada yaşadığım için öğretmenlik yapamıyor olmam galiba.
Film başlarken Ölü Ozanlar Derneği havası hissetmiştim ve açıkçası filme iyi başlamamıştım. Neyse ki film tam tersi bir yere gitti ve izleyenleri büyük bir hayal kırıklığından kurtardı.
Eğitim yılının başında öğretmenler odası görüntülerini hatırlayın, ellerinde dosyalar...iyi bir eğitim yılı için hiç bir engel yok gibi görünüyor. Herkes hevesli ve kendini hazır hissediyor. Bu çocuklar ne kadar şanslı diyor insan, bu ekip her şeyi çözer...
Tüm dünyada öğretmen odaları böylemidir bilinmez ama ben kendimde, her yeni yıla başlarken böyle aptalca bir güç hissederim. Her engeli aşabileceğim hissine kapılırım. Asla yılmayacağımızı sandığımız o başlama duygusu ne kadar da tanıdık.
Film devam ederken o her engeli aşabiliriz ile başlayan öğretmen tavr ... Devamı
İkinci film- Entre Les Murs-Sınıf- Laurent Cantet
Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi sanırım. Beni izlemeye yönelten şey filmin ödüllü bir film olmasından çok şuan Basrada yaşadığım için öğretmenlik yapamıyor olmam galiba.
Film başlarken Ölü Ozanlar Derneği havası hissetmiştim ve açıkçası filme iyi başlamamıştım. Neyse ki film tam tersi bir yere gitti ve izleyenleri büyük bir hayal kırıklığından kurtardı.
Eğitim yılının başında öğretmenler odası görüntülerini hatırlayın, ellerinde dosyalar...iyi bir eğitim yılı için hiç bir engel yok gibi görünüyor. Herkes hevesli ve kendini hazır hissediyor. Bu çocuklar ne kadar şanslı diyor insan, bu ekip her şeyi çözer...
Tüm dünyada öğretmen odaları böylemidir bilinmez ama ben kendimde, her yeni yıla başlarken böyle aptalca bir güç hissederim. Her engeli aşabileceğim hissine kapılırım. Asla yılmayacağımızı sandığımız o başlama duygusu ne kadar da tanıdık.
Film devam ederken o her engeli aşabiliriz ile başlayan öğretmen tavrının nasıl yerle bir olduğunu, öğretmenler odasının havasının nasıl değiştiğini ve öğretmen tutumlarının nasıl karşı karşıya gelebileceğini görüyoruz. Film bu açıdan nasıl da dökülüyor sonlara doğru. Seyircinin genel beklentisi, bir yerde çocukların hizaya gelmeleri, öğretmenin onları kapsamayı başarması olabilir ama film bunu seyirciye hiç vermiyor. Ciddi bir gerçekçilikle devam ediyor sonuna dek.
Yönetmenimiz seyirciyi gerçekten hiç yönlendirmemiş. Film başından sonuna objektif bir yaklaşımın ürünü olmuş. Bu açıdan çok ayarında diyebiliriz...hele Türkiyedeki okul dizilerini düşünürsek... Bu film izleyiciye, bunlar iyi karakterler, bunlar da kötü, şimdi onların savaşını izleyeceğiz demiyor. Biz film boyunca hiç bir karaktere çok yakın hissedemiyoruz kendimizi ve kimseye öfkelenemiyoruz. Bunu yakalamak başarı getiyor işte ve çok zor bir iştir tahminimce.
Filme konu olan okulun, dejavantajlı bir grup öğrenciden oluşması, bu yolla Fransadaki göçmen sorununa da değinmesi filmi ödüle götüren ögelerden biri olmuş olsa gerek.
Filmin asıl vuruculuğu oyuncuların doğal perfermanslarında aranmalı bence. Özellikle sınıf sahnelerinde sanki doğaçlama bir akış var. Gerçi oyuncuların çoğu profesyonel değil ve kendilerini oynamışlar. Hatta kendi isimlerini kullanıyorlar sanırım. Sınıfta türk bir öğrenci de var adı Burak. Gerçek ismi de Burak Özyılmazmış.
Filmde diyaloglar çok orjinal ve zengin. Öğretmenimiz de çok konusuyor, aslında biz öğretmenler sınıflarda ne kadar çok konuşuyoruz değil mi? Öğretmeni oynayan oyuncumuz aynı zamanda filmin senaristiymiş bu arada. François Begaudeau. Belki de sınıf sahnelerin böyle akıp giden bir doğaçlama havası vermesi bundandır.
Çok uluslu etnik sınıflar Türkiye içinde gündem olmuştu yakın zamanda. Takip etmedim bu meseleyi ama gündeme yeniden gelecek olursa, bu filmi önereceğimiz çok arkadaşımız olacak sanırım.
Eğitim alanı Türkiye ile kıyaslandığında Fransadaki bazı uygulamalar dikkat çekiciydi. Örneğin öğretmenlerin öğrencileri tek tek konuştukları, bizim buralarda sınıf zümre toplantılarına benzer toplantılarda sınıf temsilcisi öğrencilerin olması gibi. Bu alanın demokratik bir kaç adımla çözülemeyecek kadar köklü sorunlar barındırdığı açık ancak Türkiyede de işlerin sürekli öğrencilerden gizli kapılar arkasında yürüyor olması da bi acayip. Bu toplantıda gündemin birden bire kahve makinası oluvermesi de yönetmenin çok iyi yakaladığı bir öğretmen tavrı olmuş bence, çok hoştu.
Film göstermiştir ki açıklık, dürüstlük, saygı ve etik davranışlar üzerine kurulu bir sınıf atmosferi yaratmakta kararlı öğretmenimiz bile sonunda etik olmayan bir davranış sergilemekten sorgulanır hale gelir. Hiç bir şey çözülmez. Seyirciye yeni bir ters köşe gelir, okulun kuralları işler ve Süleyman okuldan atılır.
Filmin sonlarına doğru 9 ay boyunca ne öğrendiklerini tartıştıkları bölüm çok hoştu. Keşke bizim öğretmenlerimizde de herkes öğrenebildiği kadarını öğrenir rahatlığı hakim olsa. Ve ben de de tabi ki...
Ve son sahneler, öğrenciler ve öğretmenler bir futbol maçında barıştırılır(?)...ve son kareler... boş sınıflar...boş sınıflar görüntüsüyle eğitim sistemine dönük yapılan eleştiriler zirve yapar... bence bu film ancak böyle biterse en güzel haliyle bitmiş olur...
@1925
15 yıl önce
@daw
16 yıl önce
Oldukça başarılı bir film. Uzun diyalog sahneleri sizi sıkacak. Sıktıkça kendinizi o sınıftaki öğretmen gibi hissedip çocuklara iki tokat çakasınız gelecek. Ama orası Fransa.. Ne kadar kenar mahalle okulu da olsa öğrencilerin hakları var..Kesinlikle tavsiye ederim..
@electronicarts
16 yıl önce
2.5 / 10