Hayatımda izlediğim en iğrenç dizi oldu teşekkür ediyorum. Bir yerden sonra ne tür bir saçmalık çıkacak diye izledim. Tamamen random şekilde bir ton olay oluyor bunu da bir yere bağlamamız bekleniyor herhalde. Tek kelimeyle iğrençti. Sonuna kadar dayandığım için plaket verilmeli
"She has suspected it all along, and now she knew. He was a coward. A coward dressed in the uniform of a brave man. Brave enough to cross two oceans and continent to find her, but in the end, he was terrified. He was terrified of her.
To lie beside her, to be comforted by her as he wept, to show her he was small, for her to know that and touch his cheek and whisper words softly into his ear, all of that was a nightmare. All he knew to do was run. But now, here, he was free.
He took a deep breath of the air, tasting the salt on his tongue and closed his eyes, leaning into the spray as the Merciful picked up speed and sailed for the horizon. He was alone and all was well, he did not have her and he did not want her, he had this, and this was enough. Always, he would have the sea. "
Gerek oyunculuklar, gerek kurgu, gerek müzikleri olsun her şeyiyle 10/10. Karakterlerin yaşadıklarını, dramı çok güzel bir şekilde aktarıyor izleyiciye. Kesinlikle izleyin.
"over here, we lost some of them. but over there, they lost all of us."
neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. bir noktadan sonra bir önemi de kalmıyor. her bölümden sonra, ’’evet galiba şimdi bir şeyler rayına oturuyor’’ diye düşünüyorsunuz. ama hiçbir şeyin rayına oturduğu yok. bir yerden sonra neden izlemeye devam ettirdiğinizi bile unutturuyor.
olayların gerçekçiliği hakkında çok şaşırıyorsunuz. bir an için şu anki dünyada da böyle bir şey yaşanabilir mi diye düşündüm. özellikle 2. sezonun introsu.. bunun bir kurgu olduğunu biliyorsunuz ama dizi hiç de öyle değilmiş gibi davranıyor.
insanlar hayatlarına devam etmek istiyor, sayın geride kalan beyazlılar. ama siz izin vermiyorsunuz. herkesin hayatını yaşamaya ve ilerlemeye hakkı var. kimse sizin beyaz elbiselerinize, sigaralarınıza ve suskunluğunuza katlanmak zorunda değil. Laurie sana başlarda çok kızıyordum, ama kaybettiğin şeyin ne olduğunu gördüğüm zaman üzülmeye başladım.
1. sezon son... Devamı
"over here, we lost some of them. but over there, they lost all of us."
neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. bir noktadan sonra bir önemi de kalmıyor. her bölümden sonra, ’’evet galiba şimdi bir şeyler rayına oturuyor’’ diye düşünüyorsunuz. ama hiçbir şeyin rayına oturduğu yok. bir yerden sonra neden izlemeye devam ettirdiğinizi bile unutturuyor.
olayların gerçekçiliği hakkında çok şaşırıyorsunuz. bir an için şu anki dünyada da böyle bir şey yaşanabilir mi diye düşündüm. özellikle 2. sezonun introsu.. bunun bir kurgu olduğunu biliyorsunuz ama dizi hiç de öyle değilmiş gibi davranıyor.
insanlar hayatlarına devam etmek istiyor, sayın geride kalan beyazlılar. ama siz izin vermiyorsunuz. herkesin hayatını yaşamaya ve ilerlemeye hakkı var. kimse sizin beyaz elbiselerinize, sigaralarınıza ve suskunluğunuza katlanmak zorunda değil. Laurie sana başlarda çok kızıyordum, ama kaybettiğin şeyin ne olduğunu gördüğüm zaman üzülmeye başladım.
1. sezon son bölümünde Nora’nın yemek masasında gördükleri.. canım Nora... o sahnelerde herkesin artık dayanamayıp beyazlara saldırmasına sevindim. sevindim yani artık böyle bir şeyi de hak ettiler. dizinin her şarkısı çok güzeldir, özellikle şarkı-sahne uyumuna bayıldım teşekkürler canım dizim.
Dizi, bir gün dünya genelinde 150 milyon insanın aynı anda birden bire ortadan kaybolmasıyla başlayan olayları anlatıyor. Kaybolan insanlar hiç bir şekilde bulunamıyorlar. Buna Ani Ayrılış adı veriliyor. Günahkar Geriye Kalanlar adında bir tarikat doğuyor, bu insanlar dünyanın sonunun geldiğine ve hayat devam edilmesinin anlamsız olduğunu insanlara göstermeye çalışıyor. Dizi üç sezon boyunca yaşadıkları olayı anlayamayan, anlamaya çalışan ama cevap bulunamaması sebebiyle kendi yanıtlarını yaratan ve kendi hikayelerini yazan insanları anlatıyor. Böylece dizinin tamamı dinin aslında ne olduğunu anlatan büyük bir alegoriye dönüşüyor. İnanç ve iman, hakikat arayışında kendimize anlattığımız hikayeler mi, yoksa hakikatin kendisi mi? Bizler sorularımızın doğru yanıtlarını bulamadığımız için mi inanıyor ve kendi hikayelerimizi yazıyoruz, yoksa aslında hakikate temas mı ediyoruz? İnanç bizi iyileştiriyor mu, aramızdan ayrılanların başına ne geldiğini bilmeyen bizler için bir iyileşme süreci mi... Devamı
Dizi, bir gün dünya genelinde 150 milyon insanın aynı anda birden bire ortadan kaybolmasıyla başlayan olayları anlatıyor. Kaybolan insanlar hiç bir şekilde bulunamıyorlar. Buna Ani Ayrılış adı veriliyor. Günahkar Geriye Kalanlar adında bir tarikat doğuyor, bu insanlar dünyanın sonunun geldiğine ve hayat devam edilmesinin anlamsız olduğunu insanlara göstermeye çalışıyor. Dizi üç sezon boyunca yaşadıkları olayı anlayamayan, anlamaya çalışan ama cevap bulunamaması sebebiyle kendi yanıtlarını yaratan ve kendi hikayelerini yazan insanları anlatıyor. Böylece dizinin tamamı dinin aslında ne olduğunu anlatan büyük bir alegoriye dönüşüyor. İnanç ve iman, hakikat arayışında kendimize anlattığımız hikayeler mi, yoksa hakikatin kendisi mi? Bizler sorularımızın doğru yanıtlarını bulamadığımız için mi inanıyor ve kendi hikayelerimizi yazıyoruz, yoksa aslında hakikate temas mı ediyoruz? İnanç bizi iyileştiriyor mu, aramızdan ayrılanların başına ne geldiğini bilmeyen bizler için bir iyileşme süreci mi, hayatı anlamlı yapacak, tutunacak bir dal mı, yoksa sadece kendimizi mi kandırıyoruz? Dizinin tamamı bu meseleyi bütün karakterleri üzerinden bütün yönleriyle ortaya koyarak bizi hikayeleri dinlemeye, onlara inanmayı ya da inanmamayı seçmeye çağırıyor. Dizinin yapımcılarından birisi Lost?un yapımcılarından olduğu için doğa üstü ya da mistik olan şeylerle karşılaşsak bile bunların hepsi aslında kayıp duygusuyla, yas duygusuyla başa çıkmaya çalışan insanların savunma ve hayatta kalma mekanizmalarını yürüttükleri ilginç, renkli olaylara dönüşüyor. İnanç iyileştirir mi, yoksa inanç bir psikoz türü müdür, hayat çok ve karmaşık olduğu ve ölümden sonra ne olduğu bilinemediği için kendimizi iyi hissetmek adına, burada olma tecrübemizi korkudan uzak tutmak için kendimizce yarattığımız bir hayata dayanabilme mekanizması mıdır? Peki ya Tanrı kimdir? O da Aniden Ayrılanlardan mıdır, yoksa Geriye kalan Günahkarlardan mı? Bu anlamda dizi neden burada olduğumuzu açıklamaya çalışan bütün büyük anlatılanlara yeniden bakmaya çağırıyor bizi. Eğer diziyi izlerseniz muazzam güzellikte bir metinle karşılaşacaksınız. Kesinlikle çok şaşıracağınız çok ilginç bölümlerle dolu sıra dışı bir çalışma. Kesinlikle kalburüstü ve müzikleri de en az metni kadar güzel.
Bütün televizyon tarihinde duygusal derinlik ve oyunculuk kapsamında eşi benzeri olmayan bir dizi. Bunların yanında karakterlerin yaşadıklarını seyirciye en iyi hissettirebilen dizi olduğunu da düşünüyorum, ve demek istediğim oyunculukla bir duygunun temsili değil, karakterlerin yüzleştiği varoluşsal sorularla dizi kendi yapısı nedeniyle seyircileri de sorguluyor, dizinin dünyasını kafamızda oturtmak için aynı karakterler gibi biz de mantık veya inanç yollarından birini seçmek zorunda kalıyoruz.
ama tabi ki finalde bu soruların ve cevaplarının önemsizliği baskın geliyor ve insanın elindeki tek şey olan duygularıyla baş başa kalınıyor.
The Leftovers, şu ana kadar izlediğim dizilerin arasında beni en çok tatmin eden ve kafamı meşgul eden dizi diyebilirim. Bu diziyi çerez yer gibi değil, bir ana yemek yer gibi, sindire sindire izlemek gerek. Birinci sezon introsuyla beni gerçekten büyüledi, ayrıca dizide kullanılan müzikleri de çok sevdim. İzlerken her türlü duyguyu yaşattı bana; merak, hüzün, mutluluk... Karakterler öyle oturmuşlardı ki, yaptıkları hiçbir şey sırıtmıyordu. Bana sürekli olarak "ben olsam ne yapardım?" sorusunu sordurttu ve düşündürttü. Bu dizide önemli olan sonuca ulaşmak değil, süreçti. Gidenlerin nereye gittiği değil, adından da anlaşıldığı üzere kalanların ne yaptığıydı. Dizinin finalinde bize istediğimiz sona inanma şansı sunuldu ve böylece herkes diziye tatmin olmuş bir şekilde veda etti. Her anlamda dolu olan bu dizinin, izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum.
@tendopain
2 yıl önce
1 / 10
@niyazi130610
2 yıl önce
@henriette
4 yıl önce
10 / 10
To lie beside her, to be comforted by her as he wept, to show her he was small, for her to know that and touch his cheek and whisper words softly into his ear, all of that was a nightmare. All he knew to do was run. But now, here, he was free.
He took a deep breath of the air, tasting the salt on his tongue and closed his eyes, leaning into the spray as the Merciful picked up speed and sailed for the horizon. He was alone and all was well, he did not have her and he did not want her, he had this, and this was enough. Always, he would have the sea. "
@theheisenberg
6 yıl önce
Gerek oyunculuklar, gerek kurgu, gerek müzikleri olsun her şeyiyle 10/10. Karakterlerin yaşadıklarını, dramı çok güzel bir şekilde aktarıyor izleyiciye. Kesinlikle izleyin.
@henriette
6 yıl önce
10 / 10
neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. bir noktadan sonra bir önemi de kalmıyor. her bölümden sonra, ’’evet galiba şimdi bir şeyler rayına oturuyor’’ diye düşünüyorsunuz. ama hiçbir şeyin rayına oturduğu yok. bir yerden sonra neden izlemeye devam ettirdiğinizi bile unutturuyor.
olayların gerçekçiliği hakkında çok şaşırıyorsunuz. bir an için şu anki dünyada da böyle bir şey yaşanabilir mi diye düşündüm. özellikle 2. sezonun introsu.. bunun bir kurgu olduğunu biliyorsunuz ama dizi hiç de öyle değilmiş gibi davranıyor.
insanlar hayatlarına devam etmek istiyor, sayın geride kalan beyazlılar. ama siz izin vermiyorsunuz. herkesin hayatını yaşamaya ve ilerlemeye hakkı var. kimse sizin beyaz elbiselerinize, sigaralarınıza ve suskunluğunuza katlanmak zorunda değil. Laurie sana başlarda çok kızıyordum, ama kaybettiğin şeyin ne olduğunu gördüğüm zaman üzülmeye başladım.
1. sezon son ... Devamı
neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. bir noktadan sonra bir önemi de kalmıyor. her bölümden sonra, ’’evet galiba şimdi bir şeyler rayına oturuyor’’ diye düşünüyorsunuz. ama hiçbir şeyin rayına oturduğu yok. bir yerden sonra neden izlemeye devam ettirdiğinizi bile unutturuyor.
olayların gerçekçiliği hakkında çok şaşırıyorsunuz. bir an için şu anki dünyada da böyle bir şey yaşanabilir mi diye düşündüm. özellikle 2. sezonun introsu.. bunun bir kurgu olduğunu biliyorsunuz ama dizi hiç de öyle değilmiş gibi davranıyor.
insanlar hayatlarına devam etmek istiyor, sayın geride kalan beyazlılar. ama siz izin vermiyorsunuz. herkesin hayatını yaşamaya ve ilerlemeye hakkı var. kimse sizin beyaz elbiselerinize, sigaralarınıza ve suskunluğunuza katlanmak zorunda değil. Laurie sana başlarda çok kızıyordum, ama kaybettiğin şeyin ne olduğunu gördüğüm zaman üzülmeye başladım.
1. sezon son bölümünde Nora’nın yemek masasında gördükleri.. canım Nora... o sahnelerde herkesin artık dayanamayıp beyazlara saldırmasına sevindim. sevindim yani artık böyle bir şeyi de hak ettiler.
dizinin her şarkısı çok güzeldir, özellikle şarkı-sahne uyumuna bayıldım teşekkürler canım dizim.
@parfenrogojin
9 yıl önce
@nihilreich
9 yıl önce
10 / 10
ama tabi ki finalde bu soruların ve cevaplarının önemsizliği baskın geliyor ve insanın elindeki tek şey olan duygularıyla baş başa kalınıyor.
@pembezurafa
9 yıl önce
10 / 10
@gulnaz
11 yıl önce