Belirsiz Gece Suare No: 68 - La dolce vita

althttp://www.filimadami.com/afisler/1190.jpg" />

 

"La Dolce Vita", Roma şehir yaşantısının modern yozluğunu ve sofistike ahlak çöküntüsünü yüksek sosyetenin peşinde koşan bir gazetecinin gözünden anlatır. Genç gazeteci Marcello Rubini gerçek bir eser yaratmanın düşüyle yaşar; ancak çalıştığı bulvar gazetesinin ona sağladığı para ve prestijden de vazgeçemez. Günlerini Roma'nın en şık caddesi Via Veneto'da, bir sonraki skandalın peşinde koşarak geçirir. Filmde Marcello'nun yedi günü ve gecesini, birlikte olduğu farklı kadınlarla ilişkilerini, arka planda 1960'ların gençlik ve heyecanıyla kaynayan Roma sokakları ve sosyete yaşantısından kesitlerle izleriz. Marcello seks, içki, partiler ve alemlerle dolu bir dünyada savrulurken bile aslında haz almadığı bu "tatlı hayat"ı sonuna kadar yaşamaya devam eder. Onunki ruhsuz ve heyecansız bir varoluştur. İtalyan sinemasının ilk 3,5 saatlik filmi olan "Tatlı Hayat" gösterime girmesiyle birlikte büyük skandallara ve polemiklere yol açmış, Vatikan tarafından yasaklanmaya çalışılmış, halk tarafından kucaklanmıştır. Fellini "Tatlı Hayat"ı yaratırken hiçbir ahlaki ya da eleştirel kaygı taşımadığını, tek amacının şartlara rağmen yaşamın kendine özgü, yumuşak bir akışı olduğunu anlatmaya çalıştığını söylemiştir. Başka bir deyişle, eleştirmenleri ve gazetecileri hayal kırıklığına uğratma pahasına da olsa, bilinçli bir ironi sergilememiş ve tatlı hayattan çok hayatın tatlılığından bahsetmek istemiştir. Fellini, "Tatlı Hayat" filmiyle hem ticari hem de sanatsal başarı kazanmıştır. Film, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ve New York Film Eleştirmenleri Birliği'nin En İyi Yabancı Film ödüllerine layık görülmüş, En İyi Kostüm dalında Oscar® Ödülü almıştır.

"""""Spoiler var"""""

Film ben çok rahatsız etti ve sıkıldım izlerken. Çok gürültülü çok.

Oldum olası böyle gösteriş meraklısı insanlardan ve onların hayatlarını adım adım takip eden paparazzi denilen yaratıktan nefret etmişimdir. Dünyanın en mutsuz insanlarıdırlar ve sevgiden sadakatten yoksundurlar. Steiner'in söyledikleri ne kadar gerçekse bu saçmalıkların bitmeyeceği de bir gerçek.  Yönetmen çok güzel göndermeler yapmış filmde. 

Sıkılmama rağmen film güzeldi :)  

Fellini ile ilişiğimi kesiyorum artık :) Bence yüzyılın balonlarındanmış kendisi. Hiç anlamıyorum niye bu kadar sevildiğini... Film içimi baydı, bir şey anlatmaya çalıştığını sanmıyorum. Ben bu suarede hiç eğlenemedim, umarım eğlenen arkadaşlar çıkar :)

Fellini'nin filmleri ya çok sevilir ya da onlardan nefret edilir. Amerika'nın David Lynch'i gibi biraz ya da Lynch muhtemelen Fellini'yi kendisine örnek almıştır. İkiside palyaçoları çok sever.  La dolce vita da Anita Ekberg olmasa filmin bir espirisi kalmaz. Sosyetenin yaşamı dışavurumcu bir çekim yöntemle irdeleniyor. Çekimler gerçek zamanlı yürüdüğü için filmin sıkması olası, ilk etapta beğenmediğim bu filmi sonradan bir ilk olduğu için sanatsal açıdan hiçte fena bulmamıştım. Fellini izlemek sabır demektir. Klasik kurgu ve akış şeması yok. Anita Ekberg ilk başta aptal bir sarışın gibi duruyor ama tüm o şahşahlı imajın arkasında normal ibr kadın var. Fiskiye sahnesi meşhurdur.

Filmi bi taraftan çok merak ediyodum bi taraftan da acaba sıkılır mıyım diye tereddütteydim. Klasik filmlerle ilişkim malum :) ama tuhaf bi şekilde sıkılmadan izledim ben. Kendim de şaştım bu işe ama öyle :) adamımızın o şaşalı ama sahte dünyada ordan oraya savruluşu ve kadınlar arasında geliş gidişi güzel anlatılmıştı. Evet bazı durumlarda gerçek zamanlı oluşu sıkıcıydı ama çok da rahtsız etmedi. Sonu az çok belli filmlerden bu da. O çöküşün gelişi kaçınılmazdı tabii. Bu izlediğim ilk fellini filmi ve ben gayet beğendim. Biraz kurgusu rahatsız etti diyebilirim. Bi ara kadınları takip edemez oldum. Akşam biriyle birlikteyken sahne değişipde sabah başkasıyla arabada yolculuk yapıyo oluşu biraz rahatsız ediciydi takip açısından. Çekildiği döneme ve tekniğe bakacak olursak gayet iyiydi. O meşhur fıskiye sahnesini merak ederdim izlemiş oldum böylece. Öneri için teşkkürler :)

biliyorum çok ayıp ama filmi ikiye bölüp izledim   :s öyle yapmama rağmen yine de çok sıkıldım izlerken. sanki tek bir film değildi de parça parça kısa hikayeleri anlatan bir mini diziydi. gürültü konusunda da arzuya katılıyorum,hele o sokak restaurantının olduğu kısımlarda araba sesleri felaket rahatsız etti beni. 

 

filmin bazı yerlerinde " burada çok güzel bir mesaj veriyor ama mesajı alamayacak kadar sıkıldım,üzerinde düşünemeyeceğim." diye geçirdim içimdem,üzgünüm ama okg ye katılıyorum bence de fazla balon bir film.

Bense filmi tam tamına 3 e böldüm hatta bi ara 4 olacak diye çok korktum:) 3 saatlik bir filmde anlatılan sadece çapkın yakışıklı bir gazetecinin maceraları olunca tabi süre insana gerçekten çok uzun geliyor. Film sadece Anita ve aşk çeşmesinde geçen sahne için izlenebilir. Birde filmin sonundaki kızın sesini duyuramayıp Marcelloya el sallayışı etkileyiciydi onun dışında böyle filmleri neden izlemeyi tercih etmediğimi bir kez daha hatırladım. Bu filmin bize kazandırdığı bir şey varmış ama fotoğrafçı çocuk Paparazzoyla birlikte paparazzi kelimesi hayatımıza girmiş.

ondan sonra emre neden suare filmlerini izlemiyor :( bir insan bile bile kendine bu eziyeti nasıl yapsın :)

filmin en güzel sahnesi, aşk çeşmesi sahnesiydi zaten :P 

Emre kendine eksi vermek nasıl bir his :D 

Emre bu yazdıklarımız gözünü korkutmasın ama güzel kadınlar için bile izlenebilir film:) Fellininin kemikleri sızlıcak bu lafımla:) Bu arada adamı nerden tanıyorum diodum 8 bucuk filmindenmiş o film bu filme göre çok daha başarılı.
Bir mesaja cevap veriyorsunuz.