karamsarlığıma dair birşeyler yazmak istiyorum...

Film değil ama film gibi bilgisayar oyunlarını önerebilirim. Oyunları filmden ayıran özellik birkaç saat değil birkaç gün sürmeleridir.Efsanelerden Half-Life ile başlayabilirsin seni 1 hafta başka bir aleme götürebilir:))

İngilizcene güveniyorsan silent hill 2'yi oyna derim efsane bir senaryosu vardır gecenin bir saati kulaklıkla oynarsan oturduğun yerden zıplayabilirsin.
Off ya insanın kendisinden sıkılması kadar berbat bişey daha var mıdır acaba?Bana herşeyi unutturacak bir film istiyorum.:(

Neden seyrettiğim komedi filmleri yeterince komik değil ki...
EDWARD HOPPER DİYORUM....

kasvet de iyidir depresyon da, insanın kendinden daha öte bir hazinesi olabilir mi? yalnızlığın paylaşılmayacağı söylense de, yalnız değilsiniz sevgili filim insanları.
Kemal Sunal'ın hangi filmlerini izlemişim diye bir bakayım dedim, ne kadar çok filmde oynamış rahmetli. Keşke daha da çok dramda oynasaymış, komediye yakıştığı kadar dramlara da pek yakışıyordu.

Sonra aklıma Şener Şen geldi, yakın vakitte ölmesin ama ölmeden de n'olur yeniden komedi filmlerinde oynamaya başlasın. Ona emekli bilmem ne, bilmen neyin eskisi... gibi roller de yakışıyor pek tabii ama komedisi bir başka.

Hemen ardından "ne biçim şey bu" dedim. Birinin komedisine hasretim, birinin dramına.

Son anda ses olsun diye açtığım TV'de ilk duyduğum replik "gitme" oldu. Gitmeseydiler, gitmesinler.

Abartıp, kimse bana "gitme" demedi diye düşünmeye başladım. Bu gece, bu rüzgarla ve bu kasvetle başım belaya girecek belli.
Sanırım sitenin en depresif insanı benim..

Kendime format atma şansım olsaydı keşke, virüs girmiş gibiyim fonksiyonelliğimi geçici bir süre yitirdim sanki..
Adaletsizlik konusunda el secreto de sus ojos da aşağı kalmaz bence..

Sorun bir film izledim canım sıkıldı olayı değil, bu film olmasa da filmi çekilmemiş binlercesi gerçek..
Ultima Parada 174'ü izledim dün gece ve hala ara ara aklıma geliyor, düşünüyorum... Sokak çocuklarının kazanımı nasıl olur, o çocukların, özellikle Ale (Sandro)'nin ölümünden 'gerçekte' kimler suçludur; bu sadece Brezilya'nın değil, tüm ülkelerin çözüm bekleyen, daha doğrusu çözümü bilinse de yeraltı suç örgütlerinden çıkarları olanlarca da göz yumulan bir sorunudur. Ülkemizde de Ale gibi onbinlerce çocuk bu durumdadır.Engaribi de,görmezden gelinmek ne kadar acıdır, görmezden gelebilmek ne büyük bir rahatlıktır!Hayır, rüyalarıma girmiyor, pek rüya da görmem ne yazık ki. Belki gerçekçi oluşumdandır (?)

Ama kaliteli, can yakıcı bir film olarak, filmin de ötesine geçmiş birsanat olayı bu. Yani 2.Dünya Savaşı'nda yakılan, hakları yenen Yahudiler için çekilenbinlerce birbirinin benzeri filmden farklıdır bu. Çünkü şimdi o yahudilerin çocukları tüm dünyanın anasını ağlatıyor. Bu başka bir mevzu...

Üstelik günümüzde de çocuk kaçırma vakaları bu kadar aleni hale gelmişken daha da acıyor insanın içi. Hatta az önce Okan Bayülgen de 'Medya Kralı' programında, çocuk hırsızlarının, çocuklara 'hastalığın var mı, hiç ameliyat oldun mu?' gibi sorular sorduklarının öğrenildiğini söylediğinde ne hale geliyor insan! Kalakalıyor, düşünüyor, düşünüyor yalnızca.

Az önce, adalet duygusu demişhatice, bu da o adaletsizliğe ilişkin bir yazıdır denebilir.
Sanırım Law Abiding Citizen'i izlemişin.

Adalet diye bir şeyin gerçekten var olduğuna inanmıyorum. Ne bu dünyada ne de (varsa) öteki dünyada. Hukukçu arkadaşlarım var, O'nlar bile inanmıyor buna, güçlüysen adalet senden yanadır değilsen her türlü haksızsın. En azından bu benim inandığım şey :(

Acaba adalet er ya da geç her zaman tecelli eder mi?

Son zamanlarda adalete olan güvenimi sarsacak türden filmler izledim galiba. Bir süre ara versem fena olmaz sanki..
Bir mesaja cevap veriyorsunuz.
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
ŞİFREMİ UNUTTUM
ÜYE OL