Belirsiz Gece Suare No: 67 - Bir Zamanlar Anadolu'da

althttp://www.filimadami.com/afisler/27022.jpg" />

 

Nuri Bilge Ceylan, son filmiyle kentsel kaygılarını bir kenara bırakıp, tekrar taşranın sıkıntılı dünyasına ama bu sefer bir cinayet hikayesinin gerilimi ile dönüyor... Yolların tek düzeliği ve kasabanın insana yeni bir şey sunmamasının sıradanlığını fona alan Bir Zamanlar Anadolu'da adıyla da klasiklere gönderme taşıyor. 

Bir doktor ile bir savcının 12 saatlik gerilimli öyküsünün peliküle aktarıldığı filmin başrollerinde Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan ve Taner Birsel yer alıyor. Senaryoda Ebru ve Nuri Bilge Ceylan'ın yanı sıra Ercan Kesal'ın da imzası var. 

ilk yorum yapan ben olayım da sonra unuturum falan maazallah :)

 

açıkcası ben nbc filmlerine pek sıcak yaklaşamıyorum,iyi başlıyorum ama bir yerden sonra film benim için sünmeye başlıyor malesef :s

ama yalan değil bir zamanlar anadoluda iklimlerden çok dah akolay izlendi benim tarafımdan :) evet bence yine uzun bir filmdi;bu senaryodan rahat 4 film çıkardı: katilin filmi,komiserin filmi,savcının filmi ve doktorun filmi olmak üzere,tabi bu varyasyonlar artırıladabilir :) oyunculuklar çok iyiydi,özellikle yılmaz erdoğan sanki gerçekte o komiser de bize yılmaz erdoğan rolu oynuyormuş gibi cuk oturmuş :) yine doğal olsun diye (tüm oyuncuların) ağızlarının içinde konuşmaları beni çok yordu,geveleye geveleye konuşuyorlardı resmen! bir iki sahneyi de geçmemek için kendimi zor tuttum;mesela köydeki sofra sahnesi veya otopsi sahnesi benim açımdan oldukça sıkıcıydı;özellikle sofradaki konuşmalar trt nin gezelim görelim programından bir kesitti sanki,pööf :(

 

diğer nbc filmlerine göre daha kolay izledim ama yine de kendisine yüksek bir sevgi beslememe sebep olamadı bu film,ben hala demirkubuzcuyum :) son olarak filmin en can alıcı repliği benim için şuydu : " halaybaşı olacaksın bu hayatta."

Bu adamın filmleriyle ilgili yorum yapamıyorum ben. Evet filmleri seviyorum ama o havada kalmışlık duygusu mudur nedir bir şekilde dilimi bağlıyor ne diyeceğimi bilemiyorum. Bizden kim demişti NBC izleyecek kadar fularlı değilim diye? bende filmlerine iyi yorum yapacak kadar fularlı değilim sanırım :)  Bir röportajında ‘ ben filmlerimin %100 anlaşılmasını istemem’ demiş NBC, ya da buna benzer bişey. O zaman ben doğru yoldayım sanırım :) sorgulamaya kalksam eleştirecek çok şey bulabilirim. Niye bu kadar uzundu? o elma niye dereye düştü falan filan... ama bunun yerine hikayelere odaklanmayı seçiyorum yoksa hakikaten işin içinden çıkılmaz ya da ben çıkamam diyeyim.

 

İklimlerden sonra en sevdiğim filmi bu olmuştu. Hikayeler de oyunculuklar da gerçekten iyiydi. Pek hazetmediğim yılmaz erdoğanı bile beğendim. Savcının hikayesi bence çok daha etkileyiciydi. Sonlardaki doktorla olan diyaloglar çok iyiydi. O sondaki otopsi sahnesi ise çok rahatsız ediciydi benim için. Filmi izleyeli kaç zaman oldu o katur kutur sesler hala kulaklarımda! Ve tabi Ercan kesal kısacık rolüyle renk katmıştı. Sonuç olarak iyi bir suare olduğunu düşünüyorum. İzlediğim filmi seçtiğiniz için böyle düşünüyorum tabiî ki teşekkürler :))

mesela savcının yüzündeki yaralar birden bire mi oluştu orayı anlamadım ben de... birden bire olduysa neden ?  sorular sorular ...

Ben bu filmi kesinlikle hiç beğenmem diye başlayıp, gecenin köründe hadi şu sahnede bitsin, e bu da bitsin, acaba şimdi ne olacak diye diye izleyip zar zor bırakmıştım elimden. Beklentisizliğimden olsa gerek, görüntüler ve olay örgüsü çok hoşuma gitmişti. Ercan Kesal'ın bir seminerine katılmıştım ve kendisinden bayağı etkilendim. Adamı tanıdıktan sonra böyle bir senaryo ortaya çıkartmasına hiç şaşırmadım. Kendi tecrübeleriyle yazmış zaten. Filmle ilgili en sevdiğim şey ise her ne kadar sıkıcı gibi gözükse de -bölümler arası uzunluk, gereksiz sahneler gibi- filmin saf bir havası var. Yemek masasındaki muhabbet gerçekten kötüydü. Şimdi her sahneyi detay detay hatırlayamıyorum fakat daha kimse bahsetmemiş, benim favori sahnem muhtarın kızının çay dağıttığı sahne :D Çok hoş bir bölüm bence. Bir de otopsi sahnesi de filmin başındaki cesedin bulunması ile birlikte en atraksiyonlu sahnelerdi :D

muhtarın kızının çay dağıttığı sahnenin favorin olmasına hiç şaşırmadım nedense doktor :) serpil onu bende anlamadım :))

ama allah var muhtarın kızı da güzeldi yani :)
 

öyle bir sahne var dimi nadidoş,ben emin bile olamadım,adamın yüzü baştan beri böyle kara karaydı da ben mi dikkat etmedim dedim :) 

 

bir de şimdi yorumları okudum da, filmin sonundaki ince nüansı sadece dikkatli seyirciler anlar falan diyorlardı,ben kesin dandik bir sinema izleyicisiyim :(

kız güzeldi güzel :) serpilim biz dikkat etmemişiz şimdi muhtar sahnesine bakarsan yüzü lekeli ama daha aydınlık. (filmi izlemeyenler bakmasın!) intihar aforizmasına bakarsan yine lekeli ama çok daha karanlık belki de ışık farkıdır.

muhtar sahnesi

intihar aforizması

 ayrıca taner birseli izlemekten ve o muhteşem sesini dinlemekten bunlara dikkat etmemek de normal hani :)) 

 

aman o film altı yorumlara bakarsan herkes filozof zaten. özellikle de böyle sanat filmlerinde. herkes kendince bişey anlıyodur diye düşünürüm ve hiç takılmam öyle şeylere. ayrıca anlamama ve cahillik yapma konusunda da özgürüz :p

Ah ne güzel yorumlar yapılmış :) doktor senden de böyle senaryolar bekliyorum. Patlatalım artık :) o son sahneyi ben de kaçırmışım :) nostaljik sitemizde şöyle bir yorum yazmışım. Uzun biraz. Kesin bir yerlede okuyup parça parça birleştirip yazdım :D

"Bir Zamanlar Anadolu'da"

Nuri Bilge Ceylan'ın içsel karanlığa yolculuğu...

 

 

Her anı tekinsiz, her anı derinlerde bir şeyler barındıran film Ceylan filmografisinin en itinalı, en farklı çalışmalardan... İlk defa bir gerilim filmine, ilk defa bu denli konuşkan bir filme imza atan Ceylan tüm bu farklılıklara rağmen, filmin her anında gölgesini hissettiriyor izleyiciye.

Anadolu'nun uçsuz bozkırlarında gömülen bir ceset. O cesedin peşinde üç kişi... Doktor, Savcı, Polis Komiseri. Arka planlarında, katil, kardeşi, jandarmalar, en arkada ölü... Geceyi bölen araba ışıkları içerisinde umarsızca yol alan karakterlerin tek derdi, bu angaryadan, bu gereksiz kaostan kurtulmak. Lakin öyle kolay değil. İnsan nerede olursa olsun, yalnızdır kendiyle.

Film böyle başlıyor işte, izleyiciler için ne kadar önemsizse ölü, cinayet, oradakiler için de öyle. Hatta belki bir parça daha fazla öyle. Katil ketum, sakladıkları var. Diğerleri daha konuşkan fakat hepsinin kendi pencereleri, kendi güneşlikleri var. Bu güneşlikleri asmak onların seçimi değil çoğunlukla.

Karakterler içerisinde en sakin fakat en fırtınalısı "Doktor"... Adım adım karanlıkta kendisini buluyor. Sanki hiyerarşi ters dönüyor karanlıkta. Savcının anlattıkları, Ankara'ya yetişme derdi. Herkes bir tarafa yetişme derdinde zaten.

Ya kadınlar, bu denli az kadının göründüğü bu denli çok kadının hissettirildiği bir film yoktur sanırım. Hayal gibiler, orada değiller fakat hep oradalar. Polisin karısı, Savcı'nın bahsettiği öyküde geçen kadın, Doktor'un ayrıldığı karısı. Zaten öykünün kilidini de bir kadın açıyor. Ne yaptığından habersiz, salt güzelliği, salt masumiyetiyle. Katil onu gördüğünde çözülüyor, gece boyunca suran sessiz mücadeler, hatta bir türlü patlamayan fırtına bile ona kayıtsız kalamıyor sanki.

Ardı su gibi akıyor filmin. Katil değil tek çözülen, yüzleşen bir şeylerle. Hepsi, hepsi yine öyle... Ceset bulunuyor, bir iki acıma o kadar. Unutuluyor hatta arabaya koyulamadığından Savcı atılıyor, "Yine gömüldüğü gibi mi bağlasak" ... Kendinden utanıyor sonra biraz biraz. O bu yüzleşmeden kaçmak istiyor, utancı da kendi yüzleşmesi aslında.

Bir de bürokratik tarafı var filmin... Hiyerarşiye, bürokrasiye katı bakış açısı. Savcı, ölünün eşini teşhise çağırıyor. Çevrilen dosya sesleri sahne boyunca bizimle. Kadın sessiz, ağlıyor, dosya sesleri, savcının yenilenen sualleri. Bitmeyen bürokrasi, zaruri haller...

Oyunculuklar çok iyi özellikle "Taner Birsel" ile "Muhammet Uzuner" in karşılıklı sahneleri harika. Keza, Ahmet Mümtaz Taylan, Fırat Tanış hatta çok uzun bir yer kaplamayan "Muhtar" ı oynayan "Ercan Kesal"... Tek tehlike "Yılmaz Erdoğan"... Çok güçlü bir oyunculuk performansı sergilemesine rağmen, hep aklımızda oynadığı karakterler. "Emin, Mükremin vs." hepsi yine perde de. Yine de zarar vermiyor bu filme. Hatta diyaloglar düşünüldüğünde o karakter "Yılmaz Erdoğan" için yazılmış gibi duruyor.

Görsel işçilik yine üst düzeyde. Fotoğraf kareleri, tedirgin, büyüleyici... Çok konuşulacak, çok izlenebilecek bir film çıkarmış Ceylan... Hatta "Uzak" tan daha iyi bir yere bile konulabilir... Yine de ilk üçte yer alacağı kesin...

adam yazmış :)

Bir mesaja cevap veriyorsunuz.