Belirsiz Gece Suare No:40 - Festen

althttp://2.bp.blogspot.com/_peLvomnH2pk/SLz-nM_v_cI/AAAAAAAADq0/prL9EZT4tas/s400/Festen.jpg" />

 

Bir yaz günü. Kırsal kesimdeki bir malikânede, her yıl yapılan bir şölenin hazırlıkları sürüyor. Malikânenin sahibi ve ailenin reisi Helge Klingenfelt, 60. yaşgününü kutlayacak. Aile reisi en büyük çocuğunu çalışma odasına çağırıyor ve ondan, kısa süre önce ölen ikiz kızkardeşi Linda üzerine bir anma konuşması yapmasını istiyor. Her şey hazırlanıyor, konuklar masaya oturuyor. Christian konuşmasını yapmak için ayağa kalktığında, kimsenin olacaklar hakkında en ufak bir fikri olmadığını anlıyoruz. Ama çok geçmeden, hepsi de bunun asla unutamayacakları bir gece olduğunu anlıyorlar.  

 

okg; aynı zamanda bu suarenin de moderatörü olduğunu hatırlatmak isterim:)

en çalışkan öğrenci olarak ilk ben yorum yazmalıyım tabi :P

 

bugün filmi izlemeden online izleme sitelerindeki yorumları okumak gibi bir salaklık yaptığım için sizleri önceden uyarıyorum; yazdığım şeyin herhangi bir yeri ya da tamamı spoiler olabilir,emin değilim :)

ilk başta dogma 95 akımının ilk filmi olduğunu bilinciyle izledim filmi,tekniğe dikkat ederek izlemek açısından iyi oldu.ama ne yalan söyleyeyim bu akım izlerken beni çok yordu.sürekli hareketli bir kamera(düğün kasetlerini izlerken de aynı sıkıntıyı yaşıyorum :) ), verimsiz bir ışık... trier i çok severek izlerim ama o da bu akım esaslı temsilcilerindenmiş diye okudum,yanlışım varsa düzeltin de o adamın tarzını hiç bu filmle bağdaştıramadım,cahilliğime vererek beni aydınlatır mısınız; bu akım hala işlevsel mi :)

 

tekniğini saymazsam filmi nasıl buldum? bir kere filmde Danca konuşuluyordu galiba ve kusura bakmasınlar dilleri film izlemeye pek uygun değil :) mesela italyanca veya korece film izlemesi ne tatlı oluyor(Allahım ne garip çıkarımlar yapmaya başladım!) zaten sürekli hareketli kamera yeterince yorucuyken bir de o dilde izlemek iyice yordu beni. bir de soğuk memleketlerin filmleri de soğuk oluyor; SPOİLER adamın çocuğuna tecavüz ettiğini duyuyorlar ve hala pasta yiyelim dans edelim derdinde oluyorlar.cidden tepkiler (ya da tepkisizlikler) beni deli etti,resmen sinirlene sinirlene film izledim.

 

sonuçta ben pek ısınamadım filme,araştırıp edince ne kadar mükemmel ne kadar şahaser bir film olduğundan dem vuruyor herkes ama ben sevemedim ne yapayım(keşke sybil çıksaydı suareden) amaaaan ben bunlarla ne vakit kaybediyorum zaten,recep ivedik 4 ne zaman vizyona giriyormuş bilen var mı :D

Trier'in sanırım ilk dönem işleri bu akıma dahil, Dogma 95 kalmadı diye biliyorum, en azından Hunt'ın yönetmeni için :) neticede Festen nire Hunt nire :)

Önce dogma 95 neymiş bir bakalım :) 

Dogma 95 1995te danimarkalı yönetmenler Lars von Trier, Thomas Vinterberg, Kristian Levring, ve Søren Kragh-Jacobsen tarafından başlatırmış avangart film yapım akımıdır.

Dogma 95 tarafından belirlenen kurallar:

1- Çekimler stüdyo dışında yapılmalıdır. Sahne donanımı ve setler içeri taşınmamalıdır. (Hikaye özel bir sahne donanımı gerektiriyorsa, stüdyo dışında bu donanıma uygun bir mekân seçilmelidir.)

2- Ses, kesinlikle görüntülerden ayrı olarak üretilmemelidir ya da tersi. (Sahne içinde üretiliyor olmadığı sürece müzik kullanılmamalıdır.)

3- Kamera, elde taşınıyor olmalıdır. Elde taşınan kamera ile elde edilecek hareketlilik ya da hareketsizlikler serbesttir. (Film, kameranın durduğu yerde çekilmemeli; kamera filmin olduğu yerde olmalıdır.)

4- Film, renkli olmalıdır. Özel ışıklandırma kullanılamaz. (Eğer çekilecek olan sahnede filmin pozlandırması için çok az bir ışık söz konusuysa, sahne kesilmeli ya da tek bir lamba kameraya iliştirilmelidir.)

5- Optik numaralar ve filtreler kesinlikle yasaktır.

6- Film, gelişigüzel aksiyon içermemelidir. (Öldürme, silahlar, vs. bulunmamalıdır.)

7- Zamansal ve coğrafi yabancılaştırmalar yasaktır. (Kısaca film, şimdi ve burada geçmelidir.)

8- Tür filmleri kabul edilemez.

9- Film formatı 35 mm olmalıdır.

10- Yönetmen, jenerikte belirtilmemelidir.

 

Şahsen ben açtım baktım filmlere. 3 tane biliyordum sadece Festen, İdioterne(Trier'in) ve 

Yeni Başlayanlar Için İtalyanca . Zaten akım tutmamış ve farklı bir sektöre ilham kaynağı olmuş galiba :) 

Bende akımı pek sevmedim. Yorucu ve profesyonellikten uzak bir film gibiydi. Hal öyle olunca bende odaklanmakta zorlandım teyzeciğim gibi. Jagten bunun yanında başyapıt gibi kalıyor. Bundan sonrakiler spoiler efendim :)

 

İlk 40 dakikaya kadar filmde hiçbir şey olmuyor, ne zamanki Christian kalkıp konuşma yapıyor iş biraz tuhaflaşıyor. Bende tutamadım bu filmi. Sadece son sahnesinde babanın tıpış tıpış masadan kalkıp gitmesi hoşuma gitti. 

Yani ablan durduk yere intihar etmiş, abin kalkıp babamız bize tecavüz etti diyor ve hiçbir kardeş sallamıyor durumu. İnanılmaz gerçekten. Hayır böyle aileler var ne yazık ki, insanın sinirlerini bozan asıl şey bu gerçeklik bence. Anneleri ayrı bir dert. 

Filmdeki en iğrenç replik ise kesinlikle "Sen başka işe yaramazdın" idi. Böyle ağır konuların gerçekliği dehşete düşürür insanı.

 

Haa tabi şöyle bir de gerçek var, günümüz filmlerine benzer bir teknikle (Jagten) gibi daha çok beğeneceğimi düşünüyorum. Böyle sarsıcı filmleri severim aslında :)

müthiş baş ağrılarım eşliğinde, film hakkında hiçirşey bilmeden, okumadan, izlediğim br film oldu ve sanırım izlemek için yanlış bir zaman seçmişim ama yine de adetim oldugu üzere başladığım hiçbir filmi yarıda bırakmam sonuna kadar kasarak ta olsa izlerim..

zor filmleri seviyorum ama bu film beni baya yordu. özellikle kullanılan dil de epey kaba ve zor bir dildi. dogma 95 tekniğiyle de tanışmış olduk saysinde. fakat farkına varmadan daha once bu teknikle cekilmiş bir film izledğimi de öğrenmiş oldum. filmi izlerken Christian ın konusma sahnesinin ne kadar da Lars Von Trier'in Melencholia filmindeki nikah yemeği sehnesine benzediğini düşündüm ki tam üzerine basmışım. teknik güzel fakat kameranın ileri geri zom yapması yoruyor biraz. fakat filmdeki doğallığa bayıldım. Konu cok acıklı,ensest cok yuzeysel anlatılıyor fakat işleyişi filmi etkileyici kılıyor. Christian'ın yaptığı o şok ilk açıklamadan sonra hiçbir tepki verilmemesine çok şaşırdım. ikinci bombadan sonra da tepki verilmesini beklerken yine bişey yok. ruhsuz insanlar yemeği ismini koydum ben bu filme :)  hele o iğrenç ırkçı şarkıyı söylerlerken nasıl tiksindiğimi anlatamam. ne zamanki diğer kızkardes mektubu okudu orda film koptu ama hala o bizim babamız one derse o olur mantığı kol geziyor butun o iğrenç ailede..afedersiniz ama oyle :) 

fazlaca gereksiz sahne olmasına rağmen genel olarak filmin gercekçiliği ve sıradışı bir teknikle çekilmiş olmasını çok beğendim.

aklımda kalan sahnelerden bazıları da ;

Thomas Bo Larsen, karakterin ismini hatırlayamadım suan midemi bulandırdı.onun varlığı bile insanın sinirlerini bozar. arabadan eşini ve çocuklarını indirip abisini bindirdikten sonra arkasına bile bakmadan basıp gitmesi ve zavallı eşi ile çocukların yuruyerek yola devam ettikleri sahne ve surekli karısına bagırdıgı sahneler.

kız kardeşin olen kardesının odasında mektubu aradıkları ve bulduktan sonraki kuvet, diğer oda ve mektubun okundugu uc farklı sahne..

babanın Christian'a "sen baska bir işe yaramazdın" dediği sahne cok aşağılayıcıydı.

 

 

geçen hafta pc bozulduğundan katılamamıştım suareye, bu hafta hemen yazılanlara göz atıp izledim filmi. 

açıkçası çok beğenmedim, teknik açıdan şikayetim daha çok. düğün salonunda orjinal şeyler çekmeye kalkan kameramanın trajik durumu gibi olmuş. koskoca akımı böyle adlandırmak istemezdim ama bazı sahneler hakikaten komik duruyordu. halbuki filmin konusu çok acı. bu arada dogmanın ana felsefesini beğendim aslında ben.

hani onca itirafa rağmen çoğunluk yemeğe devam ediyor ya bence çok inandırıcı bir sahneydi,  baksak biz de gün içerisinde ne kadar abes bir haber duysak da beş dakika içerisinde unutabiliyoruz ya da bu kasıtlı oluyor, aman tadımız kaçmasın ali rıza bey hesabı susulup kalınıyor, her şey yolunda diyerek devam ediliyor. bu açıdan başarılı film işte.

Filmle ilgili epey uzun bir yazı yazdım ancak gönderemeden ineternet hata verdi ve an itibariyle bütün yazma şevkim kaçtı. :(((((

 

Özet olarak filmi beğendim ben. Eksileri vardı benim için ancak değişik bir deneyim oldu. Kimse beğenmezken benim beğenmem de ilginç tabi, dikkatlerden kaçmasın ahali! 

Filmi o kadar beğenmedim ki ilk yarısını izledim sonra dışarı çıktım hava aldım geldim diğer yarısını az önce izledim. Tek artısı dogme 95 mevzusu oldu. Hiç duymamıştım, öğrendim teşekkür ederim. Manifesto güzel de uygulanabilirliği çok az sanki. Bir yerlerde yönetmenlerin bu duruma birebir uyamadıklarını okumuştum. Bir de manifestonun müzikle ilgili kısmı bana Zeki Demirkubuz'u anımsattı. Zeki Demirkubuz da filmlerinde müzik kullanmaz. Dış ses olarak genelde açık bir televizyonu ki genelde o televizyonda eski bir türk filmini fon ses seçer. 

Kamera neydi bir de ya. Başım döndü bu yaşta. Dogme 95 madem o kadar yalınlıktan bahsetmiş bence bu durum ancak canlı yayınla gerçekleşebilir bir durum gibi. 

Aslında konuyu sevdim de işte beni bu holywood olmucam diye kasa kasa bu hale getirdikleri film çekemedi. Bir de çok üzgünüm ben filmdeki dilden de rahatsız oldum daha önceki izlediğim yapımlarda çok fazla rahatsız olmamıştım, takmamıştım dile. Yahu kavga etmediklerinde bile tırmaladı bu ses beni. Son bir şey filmdeki küçük erkek kardeş rolündeki kişi sen kimsen ne biçim bir şeysin sen ya seni bir ayrı boğasım geldi. 

Çok sıkıldım kısaca. 

Bir mesaja cevap veriyorsunuz.